Devrin bir döneminde insanlar, kimsenin delmeye cesaret edemediği yazılmamış kuralların hâkimiyeti altında yaşardı. Bir şeyin doğru olması haklı olmasına yetmiyordu. Eğer yanlış topraklar üzerinde duruyorsan o doğru bir anda suç, bir anda yasak oluverirdi. Bir de bu topraklarda insanların yazılmayan ancak karşı gelinemez görevleri vardı. Kimin neyi göğüsleyeceği, kimin hangi bedelleri ödeyeceği dünyaya gözünü açtığı ilk andan belliydi.
Asiye de bu toprağa ayağını basanlardan, bu topraklarda nefes alanlardandı. Onun da diğer kadınlar gibi görevleri vardı. Ev içinde abaydı, dağ yolunda bacıydı, en kavvalisi ise her gün evin ocağını tüttüren anaydı. Kimi vakit de cayır cayır yanan sobanın önüne sofrasını kuran, kitaplarını dizen talebeydi; kimi vakit de nasır tutmuş elleriyle rızkını sertleşmiş topraklardan kazıyan ırgattı.
Bir sabah tan yeri ağarmaya yakın köyün sınır boylarındaki bekçilerden çarşıya haber geldi. Eşkıyalar karşıki dağlardan köy yoluna girmiş, baskına geliyormuş. Muhtar, azalarını toplayıp köyün kahvesine oturdu. Evlerin erkekleri toplanma yerine vardı. Acı haber tez yayılınca Asiye’nin de kulağına çalındı. Bu gibi anlarda köyün yazılı olmayan âdeti belliydi: Baskın vakti yaşlı, kadın, çocuk demeden herkes alelacele ahırlara kilitlenir; eşkıya malı alıp gidene kadar kapılar açılmazdı. Asiye’nin köyündekilerden farkı ise buydu. Asiye asiydi, başkaldırandı, ismi ile müsemmaydı. Kız kısmının başkaldırdığı görülmüş şey değildi. Asiye’nin ise böyle zamanlarda kapıların ardına sinip bekleyecek sabrı yoktu. Ne kadar başkaldırıp dil dökse de nihai sonu sinip beklemekti. Ancak o gün gözü hiç olmadığı kadar karardı.
Tozlu sandıklarda sakladıkları dedesinin tüfeğini çıkardı. Sağını solunu kontrol etti. Babasının dolabından çıkardığı kıyafetleri bir çırpıda üstüne giydi. Acele ediyordu zira biraz sonra toplanıp ahıra ineceklerdi. Yüzünü puşisiyle kapattı. Kasketini taktı. Onu tanımayan erkek zannederdi. Köyün kadınları merdivenlere yığılmaya, çocuklarsa analarının eteklerine sarılmaya başlamıştı bile. “Asiye hadi kitleyecekler kapıyı!” Asiye hazırlanıyordu lakin o kapılar ardına girmek için değil.
Asiye son kez kendine baktı. Herhangi bir yabancıdan, eli silahlı herhangi bir delikanlıdan farklı gözükmüyordu. Sokağın başından gelen ayak sesleri ve muhtarın "Herkes ahıra, çabuk olun!" diye gürleyen sesi duyulduğunda, Asiye için beklenen an gelip çatmıştı. Elindeki tüfeği omzuna asıp ahırın arka kapısından sokağın tenha köşesine yürüdü. Her yanını kontrol ediyor, şüpheli hareketler yapmamaya çalışıyordu. Evvela kahveye doğru yürüdü. Köylünün bu baskına nasıl tepki vereceğini öğrenecekti. Her adımında kalbinin gümbürtüsü daha çok artıyordu.
Kahveye vardığında kimsenin dikkatini çekmedğini düşünüyordu. Eşkıya baskınına karşı köylüleri dinledi ancak bir çare bulamamışlardı. Her zamanki gibi eşkıyalar gelecek, yağmalayıp gideceklerdi. Köylü de aman bize zarar vermesinler diyerekten sesini çıkartmayacaktı. Ve buna kader diyeceklerdi. Asiye böyle olmaması gerektiğini biliyordu. Daha önceki baskınlarda da dile getirmişti. “Kız kısmının aklı ermez bu işlere bacı, sen git ekmeğini mayala.” demişlerdi.
Asiye şimdi bu sözlerin ilerisindeydi. Köyün erkeklerinden hayır gelmeyeceğini anlayınca pususunu kendi kurdu. Bir çite bağlanmış at görünce ona doğru yaklaştı. Baktı ki gelen giden yok atladı ata sürdü köyün çıkışına. Onu çok uzaklardan gören köylüler. “Be hey deli dur, nereye gidersin!” diye bağırdı. Bıyığı yeni terlemiş kanı deli akan gençler Asiye’nin tavrını işaret belleyip atlarına koştu. Bağırışlar, çığlıklar köyü yıkacak derecede fazlaydı. Asiye önde, kanı deli akanlar arkada eşkıyaların gelecekleri yolun arka kısmına dört nala gitti.
Her biri, bir kayanın arkasına saklandı. Kimse ne yapılacağını konuşmuyordu. Yapılacak olan belliydi. Asiye tüfeğini göz hızasına çıkardı. Gelen eşkıya sürüsünü görüyordu. Tahsil ettiği kitaplardan şunu öğrenmişti. Ayağı vurursan baş ayakta kalır, başı vurursan ayaklar yıkılır. Asiye tüfeğini eşkıyaların başına nişan aldı. Biraz bekledikten sonra ilk kurşunu sıktı. Eşkıyaların başı vuruldu, atından aşağıya yuvarlandı. Eşkıyalar şaşkınlık içerisindeydi. İlk defa köyden tepki alıyorlardı ve başları vurulmuştu. Ne yapacaklarına pek tabii karar veremediler. Kanı deli akanlar da ateşe başladı. Köylü vuruyor eşkıyalar karşılık veriyor. Asiye atıyla şahlanıyor, eşkıyaları vuruyordu. Tam bu esnada yüzüne taktığı puşi düştü. Tüm köy onun Asiye olduğunu gördü. İçlerinden “Ne delikanlı kızmış.” diyenler oldu. Eşkıyalar ağır kayıplar alıyordu. Gitmek zorundaydılar. Geri çekilmeye başladılar. Köylüler durmuyor, saldırıyordu. Son eşkıya da kayıplara karıştığında Asiye atının üzerinden geriye baktı. Tüm köylü erkekleri oradaydı. Asiye küçümser şekilde tebessüm etti. Atı soz kez şaha kalktı.
O günden sonra o topraklarda ne yazılmayan kurallar eskisi gibi kaldı ne de kız kısmı sadece evlere yakıştırıldı. Bir toprak yeniden işlendi.