Kelimelerin Gücü Adına

İrem İlayda Karkı

Kargocu o sokağa gelince kalp atışları hızlanmaya başladı. Sırf buraya gelmemek için işinden istifa etmeyi bile düşünmüştü. Evde bekleyen iki evladını düşünerek bu fikirden vazgeçti. Kalp atışlarını düzenlemeye çalıştı ve o apartmana adımını attı. Merdivenleri çıkabileceği kadar yavaş çıkıyordu. Sonra bu işi ne kadar hızlı yaparsa bu sıkıntıdan o kadar çabuk kurtulacağı aklına geldi ve bir anda hızlandı. Ve işte herkesin kaçmak istediği o kapıdaydı. Belki duymaz ve kargoyu kapıya bırakıp kaçarım umuduyla kapıya yalnızca iki kısa tıklama yaptı. Tik tak.

Fisun bugün kargo günü olduğunu biliyordu. Kahvaltı bile yapmadan neredeyse nefesini tutarak iki saattir kargo bekliyordu. Bu onun canlı biriyle iletişim kurabilmek için sınırlı zamanlarından biriydi. Kapıyı duymazsam diye kapının yanındaki odadan ayrılmadı. Gözlerini kapatıp tüm dikkatini kapıya verdi. Ve o sesi duydu. Tik tak. Dünyanın en güzel ikinci sesiydi. İlk sırayı kendi mükemmel sesine vermişti. İçinde biriken kelimeler artık oradan ayrılabileceği için içeride halay çekmeye başlamışlardı bile. Halay başı hemen dilinin ucundaydı.

Fisun’un kapıyı açmasıyla birlikte kargocu saatindeki kronometreyi çalıştırdı. En fazla beş dakika burada kalabilirdi. Ona kalsa paketi fırlattığı gibi gidecekti, burada bir dakika bile kalmak çok riskliydi. Kapı kapalıyken çok basit olan bu hareket kapı açılıp Fisun konuşmaya başladıktan sonra çok zorlaşıyordu.

“Merhaba kargocu, ben de seni bekliyordum. Beklemek çok yorucu. Kimsenin gelmeyeceğini bildiğim günler daha az yoruluyorum. Beklenti ne kadar az o kadar iyi. Sen nasılsın, çocuklar nasıl? Büyümüşlerdi. Büyümek ne güzel. Ben çok sevinirdim büyüdükçe. Şimdi halime bak. Tabii senin çocuklar benim gibi değil üzülme. Benim babam da üzüldü mü acaba? Ondan haber alamıyorum. Aslında kimseden haber alamıyorum. Benimle kalmak tehlikeliymiş. Ben inanmıyorum. Öyle olsa ben kendimle kala kala kafayı yemez miydim? Ama yemedim. Onun yerine yumurta yiyorum. İçim çok sıkılırsa yoğurt yiyorum, ferah ferah iyi geliyor. Bazen bunalıyorum tv karşısında cips yediğim de oluyor. Sonra onun kalorisini yakabilmek için evin içinde deli gibi zıplıyorum. Ben böyle yapınca Sinem’in de sinirleri zıplıyor ehehehe. Aşağıdan sopayla vuruyor. Ama ben durmuyorum. Sıkıysa çıksın da yukarı yüzüme yüzüme konuşsun. Cesaret edemiyor tabii. Sopa sesleri de kesilip hiçbir şey olmayınca üzülüyorum. Bir süre sonra duruyorum ben de. Bazen saatlerce o durduğum yerde kalıyorum. Uykum gelince yere uzanıveriyorum. Kimse kalk yerine yat demiyor nasılsa. Bazen öylece uyuyakalıyorum. Gecenin bir yarısı uyanıp titreyerek yatağıma girip yorgana sarılıyorum. Geçen ay yün yorgan siparişimi getirmiştin ya, işte o yorgan. Nasıl güzel. Çocuklarına yaptır mutlaka, adresi vereyim mi sana?”

Bu soruyla birlikte verilen birkaç saniyelik molada kargocu saatine bakıyor. Üç dakikası var. Yavaştan başı dönmeye başlıyor. Alnından terlerin yüzüne doğru inmeye başladığını hissediyor. Yalvarırcasına bakıyor Fisun’un yüzüne. Dili konuşamasa da gözleri “Bırak gideyim.” diyor. Fisun anlamıyor ya da anlamamazlıktan geliyor. Onu şimdi bırakırsa haftaya kadar tek kalacak. Önce kelimeleri atmalı içinden.

“Baya yorgun görünüyorsun. Sizin iş de zor. Oradan oraya gidiyorsunuz tüm gün. Ama şöyle düşün benim yerimde olmak daha zor. Keşke ben senin yerinde olsaydım. Aslında benim en büyük hayalim… Neyse boşver. Nasılsa gerçekleşmeyecek. Beni asla bırakmayacaklar. Ömrüm bu evde geçecek, burada öleceğim. Sinem taşınır ama. Ömrünce beni çekecek değil ya. Sahi, ona da kargo getiriyor musun? Gerçi banane. İnsan merak ediyor işte. Geçen gün Melahat abla kızını evlendirdi. Gelinin evden çıkarılışını izledim pencereden. Sonra davul zurna eşliğinde oynayışlarını. Ben de böyle çıkarılmıştım babamın evinden. Anılarım canlandı. Sana bu hikayeyi hiç anlattım mı? Anlatmamışımdır. Kimselere anlatmam aslında. Böyle deyince gülüyorsun değil mi? Bu kadının anlatmadığı şeyler de mi var diyorsun içinden. Var tabii. Ben de insanım. Kötü anılarımı anlatmam çoğunlukla. Anlatırken yeniden yaşıyorum. Sevmiyorum gelen o duyguyu, kaç gün benden gitmiyor. Şimdi sana burada on dakikada anlatacağım hikayenin on gün sancısını çekiyorum sonra. Ne gerek var? Zaten sen de on dakika kalamazsın biliyorum. Saatine mi bakıyorsun? Gerek yok. Kapım beş dakikadan uzun açık kalırsa alarm sistemi çalışıyor. Benim içimdeki alarm sistemi çok uzun zamandır çalıyor. Benim sesimi kim duyacak?”

Kargocu dizlerinin üzerine çöküyor. Saati henüz bir dakikası olduğunu gösterse de onun gücü bitmek üzere. Anlaşılan Fisun bu hafta kötü anıları zihninde döndürüp durmuş, anıların zehri kelimelere yansımıştı. Fisun da dahil olmak üzere hiç kimse onun düşündüğü anılarının, kelimelerin etkisini arttırıp azalttığını bilmiyordu. Bilselerdi beş dakika sınırının ne kadar gereksiz olduğunu anlarlardı. Mesela annesinin geleceği hafta Fisun’un kalbinde çiçekler açardı. Annesi yarım saat de kapıda olsa kötü hissetmezdi ama beş dakika sonra gitmek zorunda kalırdı.

“Zorlandığını görüyorum. Özür dilerim elimde değil. Ne kendimi susturabiliyorum ne de kapıyı kapatabiliyorum. Benim de anlatmaya ihtiyacım var. Bu anlatma hissi çok yoğun olmasın diye kitap bile okumama izin vermiyorlar. Oysa ben ne çok severdim okumayı. Bazen iki günde bir kitap bitirirdim. Çok sevdiğim bir kitabı bitirmiş olsam da günlerce çantamda taşırdım. O kitap çantamda durdukça ben zihnimde karakterle sohbete devam ederdim. Şimdi fark ediyorum. Ben çok yalnızım. Lütfen artık bitirsinler bu yasağı.”

Kapının alarmı ötmeye başlıyor. Fisun gözünde bir damla yaş ile kapıyı kapatıyor. Kapanan kapı kargocunun yeniden ayağa kalkabilmesini sağlıyor. İlk defa etkiyi bu kadar güçlü hissediyor. Bir tuhaflık olduğunu anlıyor ama nedenini bulamıyor. İçinde bir yer zavallı kıza üzülse de yeniden işi bırakmayı düşünüyor.

Fisun, dünyada yaşayan onlarca insandan yalnızca biri. Genç ve güzel. Üniversite yıllarında bir adama aşık oluyor, adam da ona. Aileler de anlaşıyor, büyük bir mutlulukla evleniyorlar. Fisun öyle mutlu oluyor ki içi içine sığmıyor. Aradan geçen iki yılda bu mutluluğu yalnızlığa evriliyor. Kelimeleri içine kaçıyor. Sustukça yalnızlaşıyor, yalnızlaştıkça susuyor. Adam hiçbir şey anlamıyor. Evliliğinin ilk günkü mutlulukla devam ettiğini sanıyor. Fisun bir gün eve geldiğinde yüzüğünü kafasına fırlatınca şaşırıyor bu sebeple. Yüzüğü fırlatmakla kalmıyor son bir yıldır içinde sustuğu tüm kelimeleri haykırıyor. Kapıyı açık bulup da zindandan kaçan suçlular misali kelimeler nereye gideceğini ne yapacağını bilemiyor. Garip bir forma dönüşüp başta kocası olmak üzere insanları etkilemeye başlıyor. O günden sonra susmayı beceremeyen Fisun, konuştukça insanları bayıltıyor. Kocası yoğun bakıma kaldırılınca da ülke için tehdit olduğu düşünülüp ev hapsi cezasına çarptırılıyor. Her hafta yalnızca beş dakika biriyle konuşabiliyor. İki haftada bir kargo, ayda bir market çalışanı ve ayda bir annesi. Annesi aklına gelince kundaktaki bebek gibi hissediyor kendini. Bir bebeği annesinden ayırmaya nasıl vicdanları el veriyor?

Üç gün sonra Fisun’un kapısı çalıyor. Bir yanlışlık olduğunu düşünüp önemsemiyor önce. Mahalleden çocuklar basmıştır mutlaka. Sonra zil bir daha çalıyor. Sonra bir daha. Fisun koşar adım kapıya yürüyor. Rutin dışındaki bu ses hem mutlu ediyor hem endişelendiriyor onu. Eli kalbinde kapıyı kaçıyor. Karşısında bir senedir görmediği kocası. Biraz yüzü çökmüş, zayıflamış. Gözlerini kaçırıyor Fisun’dan. Söyleyeceği kelimeleri havada arıyor sanki. Bulamıyor. “Ben geldim.”

Normalde nefes almadan konuşan Fisun, şaşkınlıktan kelimelerini yutuyor. “Hoş geldin” de diyemiyor, “Git.” de. İçten içe gitmesin istiyor. Ama ya yine ona zarar verirse?

“Git.”

“Gidemem.”

“Git.”

“Maalesef.”

“Olacaklardan sorumlu değilim.”

“Öyle olsun.”

Fisun kapıyı aralık bırakıp içeriye gidiyor. Kocası peşinden. Fisun günler sonra ilk kez biri karşısında susuyor. Ona zarar vereceği düşüncesi, ona olan öfkesini bastırıyor. Bana rağmen benimle kaldı düşüncesi ise her şeyi yavaş yavaş siliyor. Kocasının mahkeme kararıyla onun yanında kalmak zorunda olduğunu bilmeden duyduğu bu gizli sevinç, hemen o an, kalbini iyileştirmeye başlıyor.