Fikret'in Hasret Duyduğu Servet

Rabia Bayazit

Fikret, Servet ve Hasret her zamanki köşelerinde ev ahalisinin gitmesini bekliyorlardı. Gözlerini kısmış Hasret’i gören Servet kahkaha atmaya başladı. Kahkahası öyle uzun sürdü ki Fikret bir tokat patlatmak zorunda kaldı:

- Deli misin sen? Vik vik sesinle bir de kahkaha mı atıyorsun? Senin kahkahan anca ergenlerin yazışmasında duyulur zaten.

- Fikret abi, ayıp ediyorsun ama.

- Pardon ergen olduğunu unutmuşum. Üç aylık bebeden ne beklenirdi zaten. Neyse, şimdi beni dikkatle dinliyorsunuz.

Fikret’in ağzından dökülen her kelimeyi koklayarak alan Servet, Hasret’e bakmamaya çalışıyordu. Hasret ise ergenlerin yazışmasındaki kahkaha nasıl duyulurdu, bir süre bunu düşünecekti.

- Şimdi anladınız mı beni?

Hasret ve Servet birbirlerine bakarak başlarını salladılar. Fikret onlardan yalnızca dört ay büyüktü. Bu da bir fare için hatırı sayılır bir yaştı. Fikret’in her sözüne harfiyen uyarlarsa ömürlerinin uzayacağını biliyorlardı. Önce Hasret hızlıca süpürgelikleri takip ederek evin en sevdiği odasına yani Hasret Hanım’ın odasına girdi. Komodinin altındaki bitmiş parfüm şişesini kavrayarak sürüklemeye başladı. İstikamet mutfaktı. Servet ise isim babası Servet Bey’in çalışma odasına koştu. Odaya girer girmez yerdeki iran halısına yöneldi. En sevdiği oyun parkı burasıydı. Bütün gün kimse girmezdi bu odaya. Servet de bunu fırsat bilir, desenden desene zıplardı. Akrobat olmayı çok istese de artık ataması eskisi gibi olmadığı için navigasyon uzmanlığı düşünüyordu. Servet desenlerin tadını çıkarırken bu odaya niçin geldiğini çoktan unutmuştu.

Fikret mutfakta sabırsızlıkla olta atıyordu. Henüz kimse evde yokken şu işi hemen halletmeliydiler. Kış başlamak üzereydi.

Hasret nihayet şişeyle mutfak kapısında göründü. Çok yorulduğu belliydi. Fikret hemen ona yardıma koştu. Şişeyi aldığı gibi kilere götürdü. Hasret de arkasından merakla koştu. Kilere girince cennete girmiş gibi hisseden Hasret, derin bir ah çekti. İnsan olmak bu kadar güzel olmamalıydı. Hasret Hanım’ın zulasını patlattığı geceyi hatırlayınca insan olmanın bi güzelliği kalmamış, kendi varlığından tiksinmişti.

- Nerede kaldı bu Servet? O kadar da tembihledim acele et diye.

Fikret söylene söylene kilerdeki raflardan birinin altına girdi. Hasret de ardın sıra devam etti. Hasret’in en sevdiği ikinci yer burasıydı. İnsanın evi gibisi yoktur ama fareler için aynısı söylenemezdi. Hasret yine de burayı evi gibi hissediyordu. Ulaşamadığı onca nimetin varlığını bilmek ona iyi geliyordu.

Rafın bittiği yerdeki oyuktan içeri girmek üzereyken Fikret bir anda durdu ve arkasını döndü:

- Sen hâlâ burada mısın? Git bak şu Servet’e!

Hasret biraz şaşkınlıkla biraz da korkuyla etrafında üç kez daire çizerek döndü ve sonunda gitmesi gereken yöne doğru ilk adımını attı. Fikret ise o esnalarda şişeyi oyuktan geçirmekle meşguldü.

- Şimdi sağ yap güzelim. Aynen böyle devam. KOŞ, KOŞ, KOŞ! Şimdi biraz yavaşla, sola döneceksin. Aferin, dümdüz devam.

Hasret gıcıklığına navigasyon sınavına hazırlanıyordu. Servet’i alt etmek için kemirme antrenörlüğü hayalinden vazgeçmişti. Şimdi Servet Bey’in çalışma odasının tam önündeydi. Kapı sonuna kadar açık olduğu için Servet’in akrobasi gösterisini tam ekran görüyordu. Acelesi olmasa gizlice izlemek isteyeceği türden bir gösteriydi bu.

- Servet!

Bu çığlık gibi sesleniş yüzünden Servet havada donakalmış ve pat diye halıya düşüvermişti. Kendini toparlamaya kalmadan Hasret’i tepesinde bulmuştu:

- Fikret abi seni bekliyorken sen burada eğleniyor musun? Bilmem ne kadar farkındasın ama bir saate herkes evde olacak.

Servet’in o an kafasına dank etmişti. Üç tur etrafta dönme paniğinden sonra aklı başına gelmiş, hızlıca çalışma masasının ayağından yukarı doğru tırmanmaya başlamıştı. Bu ceviz ağacından masaya hep içi giderdi. Kemirmek istese de görünen her türlü zarardan uzak duruyor ve varlıklarının teminatı olan görünmezlik prensibinden vazgeçmiyordu. Şimdi kutsal görevinin ilk adımını atıp masadaki hamsterın kafesine yöneldi. O yaklaştıkça hamster gerildi. Şimdi tam kafes kapısındaydı:

- N’aber moruk? Ekmek elden su gölden yaşayıp gidiyorsun. Oh ne âlâ memleket!

- Vik vik konuşma da söyle. Bugün son mesaim değil mi? Artık emekli oluyor muyum?

- Ona Fikret abi karar verecek. Kafesini bir tek ben açabiliyorum biliyorsun. E seni dışarıda görürlerse ne olacağını da çok iyi biliyorsun. Hasret Hanım çığlığı basar, Servet Bey de kızı için seni evden atar. Nokta.

- Aç şu kafesi de işine bak.

Servet kafesi büyük bir ustalıkla açınca hamster hemen dışarı çıktı. Servet’e göre daha hantaldı ama kemirmede ondan iyisi de yoktu. Fikret duvardaki son kazı için sabırsızlanıyordu. Eğer planladığı gibi giderse her yıl kışlık hazırlığı yapmaya gerek kalmayacaktı. Hasret önde, Servet ve hamster arkada koşuyorlardı. Oyuğun önüne gelince hasret hamstera yer verdi. Servet’le göz göze gelip kafa salladılar. Hamster başını oyuktan rahatlıkla geçirdi ama bedeni için aynısı söylenemezdi. İşte burada iş her zamanki gibi Hasret ve Servet’e düşüyordu:

- Bir, iki, üç!

Aynı anda atılan iki uçan tekmenin yapamayacağı şey çok azdı. Hamster darlıktan genişliğe acıyla geçiş yapmıştı:

- Sizin yüzünüzden bir gün bir yerim kırılıcak ama neyse.

Onlarca şişenin ortasındaki Fikret’e bakarak en son kazı yaptığı yere gitti ve dişlerini kazma kürek gibi duvara geçirmeye başladı. Fikret ise Servet ve Hasret’e topladıkları hububatları işaret ederek şişelere doldurma emri verdi.

Arı gibi çalışmak neydi, insanlar gelsinler de fareler gibi çalışmayı görsünler! Fikret, Hasret ve Servet tam bir ekip çalışması içindelerdi. Ama içeriye bir ışık huzmesi dolunca Fikret sırtındaki tıpayı, Hasret elindeki buğdayı, Servet ise sırtındaki şişeyi yere bıraktı. Her şey ağır çekimde gibiydi. O donuk havayı bozan hamster oldu:

- Fikret bundan sonra benim adım Terminatör olsun.

- Olsun, olsun da dur bakalım.

Fikret yavaş yavaş ışığı takip etti. Hamstera dönüp son darbe için bekledi. İşte o son darbe! İşte kurtuluşun son adımı! Fikret gözünü istemsizce kapatmış, yan taraftaki evin kilerini düşlemeye başlamıştı bile. Ama bu düş çok kısa sürdü. Servet’in asdfghjkl kahkahası yeri göğü inletiyordu. Asdfghjkl arasına sıkıştırılmış birkaç sözü yakaladı kulakları:

- Asdfghjkl abii adssfdg tuv aadsfddjk tuvale sasdsfgdh tuvalet burası!