- Niye her şeye gülüyorsunuz kardeşim?
- Şeyy biz mi, çünkü hahaha her zaman gülünecek bir şey hahahahahah var.
- Her zaman gülünecek bir şey olmayabilir. Şu an olduğu gibi mesela.
- Hayır hayır, hahaha her zaman vardır.
- Lütfen kahkaha atmadan konuşur musun benimle? Mesela şu an neye gülüyorsun?
- Deneyeceğim, hahaha. Pardon, Eee gözünün üstünde kaşın var diye gülüyorum. Hahahahah.
- Gözümün üstünde kaşım var diye mi? Sen benimle alay mı ediyorsun be adam? Her insanın gözünün üzerinde kaşı vardır.
- Hadi ordan. Mesela karşıdan gelen adama bak. Gözünün üzerinde muz var. Hahaha.
Başımı kaldırıp karşıya baktığımda şaşkınlıktan gözlerim fal taşı gibi açıldı. Sonra gözüm diğerlerine takıldı. Karpuz kafalı insanlar mı dersin, insan gibi yürüyen hayvanlar mı dersin. Panayır alanı gibiydi mübarek. Gözlerimi ovalayıp tekrar açtığımda manzara aynıydı diye düşünürken konuştuğum adamın yerden bir metre havada oturduğunu görünce sendeledim. Allah’ım nasıl bir dünyadaydım ben?
- Sen n’apıyorsun öyle? Burası neresi? Gözlerim benimle oyun mu oynuyor?
- Hşşşt. İzin ver meditasyonumu tamamlayayım.
- Meditasyon mu? Sürekli gülen bir adamın meditasyona ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.
- Biraz hüzünlenmek için yapıyorum meditasyonu zaten. Kahkaha atmadan birkaç dakika durayım ve melankolinin ruhumu olgunlaştırmasını sağlayım diye.
- İlginç. Biz normal insanlar da rahatlamak ve melankoliğe kapılmamak için yaparız meditasyonu.
- Hahaha. Bak senin yüzünden meditasyonum bozuldu. Bir de diyor ki biz normal insanlar. Hahaha.
- Lütfen, lütfen. Tekrar odaklan. Seninle meditasyondayken konuşmak istiyorum, mümkünse. Daha fazla kahkahaya tahammül edemeyeceğim.
- Peki, deneyelim. Dostum, bir dakika. Sen neden kahkahaya tahammül edemiyorsun bakalım?
- Çünkü ben ciddi bir insanım. Ciddi işlerle meşgul olurum. Ve yersiz neşe bana çok itici gelir.
- Enteresan. Bana da senin şu halin yersiz gam ve keder hali gibi geldi. Mesela ciddiyet dediğin şey kendini durduk yere üzmek olmasın.
- Nasıl yani? Üzüleceğim stres olacağım çok şey var zaten, o ayrı bir konu. Ama ciddiyet başka. İşimizde, ilişkimizde ciddi olmak her zaman iyidir.
- Peki ciddi olmak seni mutlu etti mi? Ayrıca üzülecek, stres olacak neler var ki dünyamızda benim göremediğim?
- Hah. Az önce sorduğum soru geldi aklıma. Burası neresi? Bizim dünyamız diye bahsettiğin yer neresi?
- Bilmiyor musun? Mutya burası. Herkes bilir. Mutluluğun ülkesi. Burada, neşe ve mutluluktan başka bir şey yoktur. Sen de mutluluğu aramışsın ki yolun buralara düşmüş.
- Evet aradım mutluluğu. Yani felsefi olarak. Araştırıyorum mutluluğun ne olduğunu. Ama mutluluk senin yaptığın gibi yersiz kahkahada değil nerede nasıl davranacağında yani erdemde gizli.
- Erdem mi? O ne ola ki?
- Erdem, bir denge halidir. Aşırılıktan kaçmaktır. Farâbi mesela mutlulukla yetkin olmayı, kemalâtı birleştirir. Senin şu kahkahalarının kâmil olmakla pek ilgisi yok gibi.
- Sen neler diyorsun dostum öyle? Asıl sen hangi dünyadan geliyorsun? Müsadenle meditasyonumu hahaha bozacağım. Hahahahhah.
- Ne oluyor? Nerdeyim ben? Bütün bunlar neydi?
- Hocam çalışırken uyuyakalmışsınız. Kahvenizi getirmiştim. Çok irkilerek uyandınız. İyi misiniz?
- İyiyim, iyiyim. Çok ilginç bir rüya gördüm sadece. Artık çalışmalarım rüyalarıma da girer oldu. Sen ne yaptın?
- Sizin verdiğiniz konu “İnsanlık Tarihindeki En Mutlu Ülke” üzerine araştırma yapıyorum.
- Hala bulamadın mı? MUTYA orası.
- Mutya mı? Öyle bir ülke mi varmış hocam?
- Evet, var. Mutluluğun ülkesi. Hahahahah.