Cavidan’ın Parmağı

Saliha Çolak

Cavidan’ın başına ne geldiyse meraktan geldi. Ona her şeyi bilmenin bir lüzumu yok dediysem de dinletemedim. Madem dinletemedim ben de öyküsünü yazmaya karar verdim.

Aslında bu hikaye ilk olarak Cavidan’ın doğmasıyla başladı. Yıllardır çocuğu olmayan anne ve babanın dört gözle beklediği kızlarının sağ salim doğması hem aileye hem de bütün kasabaya göz aydınlığı olmuştu. Cavidan doğduğunda nur topu gibi koca yanaklı şişko ve sevimli bir bebekti. Bakanlar bir daha bakar, gözlerini alamaz hatta onu yemek isterdi.

Sonra Cavidan’ı yemeye teşebbüs eden eşraftan bir teyze bebeğin minicik ama yumak gibi olan ellerinden gözlerini alamadı. Cavidan’ın sağ işaret parmağının ucunda suretimsi garip bir şey vardı. Bir insanın yüzüne benzeyen et tabakası sanki parmağın üzerine konmuş gibiydi. doktorlar önceleri bunun anne karnından bebeğin parmağına dolanan bir parça olduğunu düşündü. Fakat incelediklerinde suretimsi şeyin parmaktan çıkmadığını, parmağa bitişik bir et tabakası olduğunu anladılar.

Bebek Cavidan’ı görmeye gelen konu komşular parmağındaki et parçasını görünce ona acıyan gözlerle bakıyorlardı. Küçücük bir insan kafasını andıran bu et parçası onların gözünde Cavidan’ın hayatına bir engeldi. İnsanlar uzun uzadıya Cavidan’ın parmağındaki şeyin bilimsel açıklamasını öğrendikten sonra “Neyse olsun.” derler ve geçip giderlerdi.

Cavidan ise geçemezdi. Parmağını koparıp atamazdı. İşaret parmağıyla bir şeyleri göstermekten sakına sakına büyüdü, genç bir kız oldu.

Okulda bazı kendini bilmez çocukların zorbalığına uğradığı zamanlar da oldu, güzel arkadaşlıkları da. Fakat köyünden çıkmadı, annesi ve babasının bağ bahçe işleriyle uğraştı. Zaten dersleri de pek iyi değildi. Okulda zorbalandığından mıdır yoksa kafası pek basmadığından mıdır bilinmez Cavidan’ın okumakla pek alakası yoktu.

Liseyi ilçede bitirdikten sonra köyüne temelli geliş yaptı. Okulu veya beş sekiz bir işi olmadığından köyde olup biten büyük küçük meselelerle yakından ilgilenir hâle geldi. Annesiyle oturmaya gelen teyzelerin konuştuklarını bir bir aklına not eder, kendi kafasından kim haklı kim haksız çözerdi. Cavidan’ın içine düştüğü dedikodu ağının asla dur durağı yoktu. Sürekli yeni bilgiler ekleniyordu. Cavidan’ın ise her geçen gün merakı artıyor katlanıyordu.

Yine kulağını bir yerlere uzatıp laf dinlemeye çalıştığı bir vakit ne konuşulduğunu duyamamasından hayıflanırken işaret parmağının ucundaki usulca “İstersen beni biraz uzat dinleyip geleyim.” deyiverdi. Cavidan sesin parmağından geldiğini fark edince istemsizce elini salladı. Elindeki şeyin düşmesini ister gibi hızlı hızlı hareketler yaptı ama nafile. Sonra korkuyla bağırdı ve kapı ardından dinlediği kadınların dikkatini çekti. Kadınlar Cavidan’ın sesine dışarı çıktıklarında onu elini yukarı aşağı sallayıp zıplarken bulunca arıdan kaçtığını sandı. Cavidan’a yardım etmeye çalışsalar da Cavidan oradan hızla uzaklaşınca ardından bakakaldılar.

Cavidan elindeki insanımsı şeyle hızlı barıştı. Parmak ucundaki gözleri, kaşı, yüzü ve daha doğrusu her şeyi olan bu şeyle neler yapabileceğini düşündü. Mesela köyün bütün dedikodularını dinleyebilirdi. Elini küçücük uzatması yeterdi.

Cavidan parmak ucuna bir isim bile düşündü: Nevber. Bu ismin anlamını daha önceleri yapmadığı araştırmaları yaparsak buldu. Nevber; taze meyve, yeni açmış tomurcuk veya ilkbaharda açan ilk çiçek demekti. Yani ismi bile manidardı.

Cavidan Nevber’e sıkı sıkı tembihleyip insanların içinde konuşmamasını öğretti. Bu sayede ikisi arasında bir sır olarak kalacak ve böylece tüm konuşmaları dinleyebilecekti.

Aslında öykümün hüzünlü kısmı buradan itibaren başlıyor. Çünkü Nevber’in , Cavidan yüzünden girmediği delik kalmadı. Cavidan’ın amansız merakı ve boş işleri Nevber’i sarmaladı. Nevber Cavidan’ın üçüncü ve gizli kulağı gibi olmuştu. Her şeyi öğreniyor ve Cavidan’a anlatıyordu. Bu bazen eşikte sıkışarak, bazen delikten girerek, bazen kapı kenarından bakarak gerçekleşiyordu.

Nevber Cavidan’ın suçuna ortak olurken tükendi. Duyduğu tüm kötülükler, hakaretleri Cavidan’a yetiştirirken bir parmak olduğunu unutup kendini o insanların yerine koyuyordu. Kötülüğün, insanları çekiştirmenin kol gezdiği dünyada insan değil de en azından parmak olduğuna şükrediyordu.

Bir gün Nevber daha fazla dayanamayıp kangren oldu. Cavidan’ı hastaneye kaldırmak zorunda kaldılar. Doktorlar Nevber’i iyileştirdi fakat konuştuğunu, bir insan gibi davrandığını da öğrendiler. Bu vakanın dünyada bir ilk olması sebebiyle çeşitli alanlardan bilim insanlarına da haber verildi ve parmağın incelemeye alınması teklif edildi.

Cavidan hastane odasında uyuyor, ben ise bulduğum bir peçeteye yaşadıklarımı anlatmaya çalışıyorum. Evet, ben Nevber. Cavidan’ın elinde, daha doğrusu parmağında heder olmuş Nevber. Ondan tek kurtuluşum olan kangrene erken müdahale edilmeseydi parmağı yani beni keseceklerdi. Kurtuluş yolumun ölümüm olması ne kadar acı. Öykümü yazdığım peçeteye biraz da ağlamak geliyor şimdi içimden. Fakat bilim insanları gelmeden önce ağlamalıyım, bir de ağlıyor oluşumu mevzubahis edip başımı şişirmesiler.