Yargıcın Yolu

İrem İlayda Karkı

Yaşamakla cezalandırılmıştı yıllar önce. Başına neler geleceğini bilmeden. Ne yaptıysa da bilmeden yapmıştı zaten. Şimdi her gün her dakika yaptığı hatalarının bedelini ödüyordu. Ölümlere şahit olup, yaşadığı için seviniyordu.

Ne korkusunu, ne sevincini ne de yalnızlığını paylaşacak biri vardı hayatında. Yargıç olmak demek, tüm bunlardan uzak kalmak demekti. Kimseyle konuşamazsın, kimsenin seninle konuşmasına izin veremezsin. Duygularını belli edemezsin, halka aslında kim olduğunu da söyleyemezsin. “Yeter artık suç işlemeyin, çok acı çekiyorum.” da diyemezsin. Sadece selamlaşırsın. Bazen selamlaştığın kişiler, karşına suçlu olarak çıkar ve sen de onların ölüm fermanını imzalayan adam olursun. Bunu yapmazsan ölüm fermanı imzalanan sen olursun. Keşke gençliğine dönüp yaptığı hatayı geri alabilseydi. Şimdi hem sevdiği yanında olur, hem de bambaşka bir hayatı olurdu.

Güne bir suç haberiyle başlamıştı. Bir adamın hırsızlık yapmak için girdiği bir evde, evin sahibini öldürdüğü iddia ediliyordu. Karşısına adamı getirdiler. Uzun boylu, kirli sakallı, esmer biriydi. Daha önce onu görüp görmediğini hatırlayamadı. Bu görüşmede kararını açıklamayacaktı. Asıl karar daha sonra halkın önünde açıklanacaktı.

“Adın ne?”

İlk soru her zaman bu olurdu. Adın, seni tanımlayan şey. Söyle bakalım bize bir ipucu verecek mi?

“Ravel.”

“Söyle bakalım Ravel, neden öldürdün adamı?”

Hep böyle başlardı. Karşısındakinin suçlu olduğundan eminmiş gibi görünürdü. O anki bakışlar çoğunlukla kişiyi ele verirdi. Ama Ravel hiçbir tepki vermedi. Donuk bakışları sadece yargıca döndü ve soğukkanlılıkla “Ben yapmadım.” dedi. Kendinden emin oluşu yargıcın kafasını karıştırmıştı. Yine de tutumundan ödün vermedi.

“Seni yakaladı, sen de onu öldürdün değil mi? Genellikle böyle olur. Kaçabileceğinizi sanırsınız ama çoktan yakalanmışsınızdır.”

Ravel sessiz kalmaya devam ediyordu.

“Ne istedin yaşlı başlı adamdan? Hayır bu şehirde suçlar cezasız kalmıyor biliyorsunuz ama yine de suç işlemeye devam ediyorsunuz. Nasıl bir kafa yapısı bu?”

Ravel aynı şeyi tekrarladı.

“Ben yapmadım.”

Bunu söylerken yargıcın yüzüne öyle bir bakıyordu ki, “Sen yaptın.” dese inanırdı. Zorlu biri vardı karşısında belli. Ama öyle hemen inanamazdı.

Yargıç, Ravel’i sorgularken şehirde haberler hızla yayılmıştı. Leona pazarda koşturarak Riba’yı arıyordu. Onu ilerle telaşsız bir şekilde sarımsak seçerken yakaladı. Onunla aynı sakin tonda kalmaya çalışarak sohbete başladı.

“Riba haberleri duydun mu?”

“Hangi haber kız? Bu şehirde haberler bitmez.”

Riba gözlerini sarımsaklardan ayırmadan konuşmaya devam ediyordu. Leona ise her cümleden sonra yutkunuyordu. Ravel ve suç kelimesini yan yana getiremiyordu. Şu an bu durum yaşanmamıştı da, söylediği an yaşanacakmış gibi bir tedirginlik vardı üzerinde. Konuşmayı bekleterek Ravel’i kurtarmak istiyordu ama Riba’nın gözlerini sarımsaklardan ayırıp ona bakmasıyla konuşmak zorunda kaldı.

“Ravel birini öldürmüş diyorlar.”

Bu cümleyi kurduğu için kendinden nefret etti.

“Duydum duydum hem de hırsızlık yaparken olmuş olay.”

“Ama bu bir iddia.”

“Yargıç’a götürmüşler bile.”

“Hemen mi?”

Leona dengesini korumakta zorlanıyordu. Bunu fark eden Riba sarımsakları bir kenara bırakıp Leona’nın koluna giriverdi. Onu sessiz, sakin bir köşeye çekti.

“Ama tatlım, duygularını çok belli ediyorsun. Seni sevdiğim için bunu açığa çıkarmayacağım ama dikkatli ol. Eğer ilişkinizi öğrenirlerse seni de sorguya alırlar.”

“Riba o suçsuz. Biliyorum.”

“Suçsuzsa korkacağın bir şey yok demektir. Şimdiye kadar şehir hiçbir suçsuzu öldürmedi.”

Doğru söylüyordu. Suçsuzca korkulacak bir şey yoktu. Leona itiraf etmekte zorlansa da Ravel’in gerçekten suçlu olmasından korkuyordu. Sevgi böyle bir şey miydi? Suçluysa zaten ondan uzak olması, cezasını çekmesi daha iyi değil miydi?

“Leona kendine gel. Sen bu şehrin en zeki kızlarından birisin, hatta belki en zekisi. Aklını kullan ve bu olaydan uzak dur. Masumsa ki bence de masum, halk da öyle düşünüyor, zaten geri dönecek.”

“Peki yargıç, sence o Ravel hakkında ne düşünüyor?”

“Bence o da suçsuz bulacak. Bu zamana kadar hiç hata yapmadı. Yapacağı herhangi bir hatanın canına mâl olacağını biliyor. Sen rahat ol.”

“Ya suçlu olduğunu düşünüyorsa?”

“Yargıç suçlu derse ve suçlu çıkarsa elveda Ravel, suçsuz çıkarsa elveda yargıç, geçmiş olsun Ravel. Leona kuzum, sen beni hiç dinlemiyorsun. Uzak dur ve bekle diyorum.”

Mantığına danıştığında mantığı da beklemesinden yanaydı ama beklerken kalbi sıkışıyordu. Yalnızca bir saat dayanabildi. Yargıcın şehre inip olayla ilgili tanıkları dinleyeceği haberini alır almaz koşar adım yargıcı bulmaya gitti. Onu, öldürülen adamın evinin yakınlarında buldu.

Olaya birebir şahit olan birisi yoktu. Yargıç bu sebeple endişeliydi. Sadece Ravel’i yaşlı adamın evinin önünde elleri kanlı görmüşlerdi. Kapıyı açık gördüm, bakmak için girdim, demişti o da. Ama tek şüpheli de oydu. Yargıç tanıkları dinleyip kafasında sorularla kalkmak üzereyken Leona çoktan yanına gelmişti.

“Lütfen beni de dinleyiniz.”

“Dinliyorum.”

Yargıç, Leona bunu bilmese de onu tanıyordu. O ve zekası hakkında çok şey duymuştu. Bu yüzden ricasını ikiletmeden onu dinlemeye koyuldu.

“Ben Ravel’i yakından tanıyorum ve böyle bir suç işlemeyeceğini biliyorum. Görevinizin zorluğunun farkındayım. Bu sebeple sizi bu konuda bilgilendirmek istedim. Ravel nasılsa suçsuz, ona bir şey olmaz. Ama ya siz yanlış bir karar verirseniz?”

“Bu beni ilgilendiren bir konu hanımefendi. Sizi Ravel’e yakınlığınız konusunda sorguya çekmeden önce gidin isterseniz.”

Leona, yargıcı tedirgin etmek istemişti ve amacına da ulaşmıştı. Söylediklerinin işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordu ama en azından şu an elinden geleni yaptığını biliyordu. Bu çabaya tutundu sıkıca. Bu onun Ravel’e “Seni hâlâ seviyorum.” deme şekliydi bir nevi.

Yargıcın Leona ile yaptığı kısa konuşma öfkelenmesine sebep olmuştu. Sakinleşmeliydi, öfke insana hata yaptırırdı. Meditasyon odasına gidip saatlerce oradan çıkmadı. Kararını vermeye çalışıyordu. Tüm şehir ama en çok Leona, bu kararı bekliyordu. Şehre nihai kararın şafak vakti verileceği haberini gönderdi. Sabahın köründe az insanın geleceğini ummuştu ama beklediği gibi olmadı. Sorgu alanında daha önce hiç görmediği bir kalabalık vardı. İnsanlar genelde buradaki vedalara şahit olmak istemezdi. Çoğunlukla mağdurlar ve aileleri izlemeye gelirdi. Bu kez öyle olmadı. Ravel halk tarafından tanınan biriydi ve çoğu masum olduğunu düşünüyordu. Bu sebeple sonucu herkes merak etmişti.

Yargıç, Ravel’e göre daha yüksek olan bir koltukta oturuyordu. İkisi de açılabilen ayrı bir platform üzerindeydiler. Yargıç gözlerini Ravel’den ayırmıyordu. Bu son dakikalarda bile bir ipucunun peşindeydi. Ravel de gözlerini kaçırmıyordu. Bakışları masum olduğunu haykırıyordu. Çok çok kısa bir an yargıç Ravel’in bakışlarında rahatsız edici bir şey yakaladı. Normalde bu onun suçlu olduğunu düşünmesi için yeterli olurdu ama bugün Leona ile yaptığı konuşmayı da aklından çıkaramıyordu. Tamam kendisi hisleri güçlü biriydi ama böylesine zeki bir kız da yanılıyor olabilir miydi? Şimdi Ravel suçlu derse ve masum çıkarsa altındaki platform açılacak ve ölen kendisi olacaktı. Masum derse ve suçlu çıkarsa da. Doğru karar vermesi şarttı. Nihai kararını açıklamadan hemen önce gözlerini kapattı ve bu kez hislerine değil de Leona’ya güvenmeyi seçti.

“Ravel masum.”

Sesi sorgu alanında yankılandı. Sonrası çok hızlı gelişti. Platform açılıp da düşmeden önce çok kısa bir an Ravel’in bıyık altından gülüşünü görmüştü. Ravel ise yargıcın kendisini suçlu bulacağına neredeyse emindi. Bu kadar sene hata yapmayan bu adam nasıl olmuştu da şimdi hata yapmıştı?

Halk şaşkın, Leona kırgın, Ravel mutluluk şarhoşuydu. İçeriye giren yüzleri örtülü dört kişiyi çok geç fark ettiler bu sebeple. İkisi Ravel’i kollarından tuttuğu gibi sürüklemeye başlamıştı. Diğer ikisi ise alana gaz bombası gibi bir şey atıp diğerlerinin peşinden gitmişti. Ravel ne diyeceğini bilemiyordu. Suçlu olduğu az önce tescillendiği için “Ben masumum.” diye de bağıramıyordu. Çok sonra, onu bir odaya getirdiklerinde “Ne oluyor?” diyebildi. İçlerinden biri “Bundan sonra yargıç sensin. İhtiyaç duyacağın tüm bilgiler önündeki kitapta yazılı.” dedi ve odadan çıktı. Ravel odaya göz gezdirince buranın yargıcın odası olduğunu anladı. Önündeki kitabı eline aldı. Üzerinde “Yargıcın Yolu” yazıyordu.