Fehmi ile Kadir bir temmuz sabahında tanışmışlardı. Her sene olduğu gibi o senede camiye başlamışlardı. Elif be te. Seneye yeniden elif be te. Bir türlü kurana çıkamayışları ortak kaderleriydi. Ama Kadir yaşı büyük olduğu için daha çok eleştiri alıyordu etrafından. Babası ondan adam olmayacağını ona söylüyordu. Ne kadar umursamaz davransa da babasına içten içe öfkeleniyordu Kadir. Benden adam olacak diyordu. Seneye yine elif be te. Arkadaşlarına da ben elifte kaldım şakası yapıyordu. Hatta bundan dolayı hocasından okkalı bir tokat yediğinde dünyanın yuvarlak olduğuna bir kez daha inanmıştı. Kendisi etrafında dönünce.
Kadir o okkalı tokadı yediğinde gözlerinden çıkan ateşi hocası görsün diye dakikalarca ona bakmıştı. Fehmi hocayla Kadir arasına geçince alevler biraz olsun azaldı. “Kadir abi çıkışta bizle top oynasana.” Kadir dudağının bir kenarının seğirdiğini hissetti. Tamam der gibi başını salladı. Öğlen ezanından önce çıktılar. Kızlar evin yolunu tutmuş erkekler için ikili grup halinde topla oynuyorlardı. Aralarında en büyükleri Kadir, en küçükleri ise Fehmi’ydi. İkindi ertesine kadar kan ter koşturdular. Kazananın olmadığı bir müsabakanın iki ferdi olarak Fehmi ile Kadir caminin şadırvanına oturdular.
O akşam Kadir hata yaptığını sonradan fark edecek bir hareket yaptı, babasına hocasını şikayet etti. Bir tokat da babasından yedi. Çünkü hocası babasına elifte kaldığını çoktan söylemişti. Sen misin elifte kalan der gibi, der gibi de değil, sen misin elifte kalan, o zaman al sana bir şamar! dedi ve yanağında onarılması güç bir yaranın açılmasına sebep oldu.
Fehmi elini yüzünü yıkarken Kadir, babası ile hocasının muhabbet ederek camiden çıkışlarını izledi. Sağ yanağındaki acı kendini belli etti. Kızarıklığı dışarıdan belli oluyormuş gibi eliyle yanağını kapadı. Sessizce bir şeyler söyledi. “Ne dedin Kadir abi?” dedi Fehmi. R harfini Y diye kullandı. “Eve git artık, merak ederler seni.” dedi Kadir. “Babam eve giderken beni alıcak burdan.” Kadir’in hocası ve babası gözden kaybolana kadar Kadir sessizce onları izledi. “Dün hoca beni babama şikayet etmiş. Bir şamar da ondan yedim iyi mi! Ben evden kaçıcam. Artık duramam o evde.” Bu ilk tokadı değildi, evden kaçma düşüncesi de ilk değildi. Yani yeni olan bir şey yoktu. Ferdi sektirdiği topu bir kenara bırakıp Kadir’in yanına oturdu. “Bundan sebep mi kaçıcaksın evden? Kadir abi o zaman ben de kaçayım evden. Beraber kaçalım mı? Hatta babam da kaçsın. Onu da çağıralım.” “Baban ne alaka olum?” “ O da dayak yemiş babasından. Ama babam kaçmasın. Evet evet kaçmasın.” “Olum baban gitsin babanın evinden kaçsın, sizin evden niye kaçıyor.” Fehmi başını kaşıdı. “Bu adam zaten hiç sevmedi beni. Zaten hocayla anlaşmışlar belli, hoca da benim üstüme o yüzden geliyor. O kadar insanın içinde dövmesi niye ki?” Fehmi büyük bir olgunlukla Kadir’in sırtını sıvazladı. Kadir yanındaki küçük çocuğun yaşına aldırmadan bir destek gördü bu sıvazlamayı. “Biliyor musun Fehmi, babam beni hiç sevmiyor. Sadece babam da değil, annem de ve kardeşlerim. Bu hocayla da evdekilerin anlaştıklarını düşünüyorum. Ama hoca zamanla anlayacak babamın ne kadar kötü bir adam olduğunu.” “Babalar bazen kötülük yapar mı Kadir abi?” “Yapar tabii. Bazen değil çoğu zaman. Kendileri gibi kötü insanlarla da arkadaşlık ederler. Sonra oğullarına da dünyayı yaşanmaz bir yere çevirirler.” “Madem kötü bir adam baban, hocamız niye onunla geziyor?” “İki kötü birbirini çeker Fehmi. Bak biz seninle iyiyiz, onlar da kötü. Bu kadar basit.” “Ama bizim hoca geçen bebeğini camiye getirmişti, onu öpüyordu, seviyordu. Nasıl kötü oluyor hoca?” “Fehmi ya, ne yapacak o kadarlık bebeği dövecek mi bize yaptıkları gibi?” “Ama o bebek hocanın çocuğu sen de babanın çocuğusun, baban seni dövüyor?” Kadir yanağındaki acıyı tekrar hissetti. “Bak Fehmi, babam kendi gibi birini buldu bırakmak istemiyor. Hoca da ileride olmak istediği gibi birini buldu ondan bırakmak istemiyor. Sen şimdi anlamıyorsun yaşın küçük. Ama bu böyle.” “Ama benim babam, babası öldüğünde çok ağladı. Annem de babası öldüğünde çok ağladı. Kötüyseler nasıl ağlarlar? Onları da babaları dövmüştü. Bence baban seni seviyor. Hocayı da kötü olduğu için sevmiyor. Beni babam dövse ben yine babamı severim. Babamı sevmesem, akşam evde böcek gördüğümde neden hemen babamın yanına koşayım Kadir abi?” Kadir huysuzlandı. Fehmi ona büyümüş de küçülmüş gelmiyordu, çocukça düşünceler diyordu içinden. Bir yandan da içindeki huzursuzluğu dürtüyordu Fehmi.
Güneş son kızıllıklarını ağaçlara yansıtırken Fehmi’nin babası geldi, Fehmi’nin elinden tuttu, eve yol aldılar. Kadir oturduğu yerde birkaç dakika daha kaldı. İçindeki huzursuzluk onu mıhlamıştı olduğu yere. İçinde babasına ayırdığı yere dair bir yeşillenme hissetti. Kalktı, evin yolunu tuttu.