Nihat Bey, apartmanın girişinde aidat defterini koltuğunun altına sıkıştırmış, posta kutularını tek tek kontrol ediyordu. Elindeki anahtarlıkta on tane anahtar vardı. Hangisinin hangi kutuya ait olduğunu ezbere biliyordu ama yine de her seferinde yanılacakmış gibi teker teker deniyordu. Derya, kulaklıkları kulağında, telefonla konuşa konuşa merdivenlerden indi. Nihat Bey’i görünce kulaklığı çıkarıp telefonu kapattı. İkisini aynı anda yapmaya çalışınca çantasını da düşürdü.
"Ay, günaydın Nihat Bey!" Çantasını yerden alırken gülüyordu.
"Günaydın kızım. Yine mi gece vardiyası?"
"Yine, yine ve yine. Ama bu ay son, inşallah yani." Güldü.
Nihat Bey başını salladı, cevap vermedi. Elindeki deftere bir şeyler not almaya devam etti. Derya'nın konuşmasını dinlemek istemediğinden değildi bu, sadece defter meselesinden başka bir şeye dikkatini veremiyordu. O hafta üç kişi daha aidat ödememişti, isimlerini yazıyordu. Sanki isimleri yazmak parayı getirecekti.
"Nihat Bey bir şey diyeyim mi size?" Derya sesini biraz alçalttı. Merdivenlere bir göz attı, kimse yoktu. "Markette Sevil Hanımla karşılaştım demin. Torununuzdan bahsetti biraz."
Nihat Bey'in kalemi durdu defterin üstünde. Başını kaldırmadı önce. "Ekin'den mi bahsetti?"
"Evet efendim. Yani kötü bir şey demedi ha, öyle düşünmeyin hemen, ben de bu yüzden söylemekte tereddüt ettim aslında. Sonra dedim yok, Nihat Bey'e söylemem lazım, bilmesi lazım bence böyle şeyleri..." Derya'nın cümleleri birbirine karışıyordu her zamanki gibi. Bir konudan ötekine geçerken bağlantı kurmayı unutuyordu. "Dedi ki, 'o çocuk çok içine kapanık, hiç sokakta oynadığını görmedim, benim çocuklar gibi değil' falan. Bir de elinde bir defter görmüş, sormuş 'ne çiziyorsun kızım' diye. Ekin de hemen kapatmış defteri, cevap bile vermemiş öyle dedi."
Nihat Bey defteri kapattı, koltuğunun altına aldı. Bir süre posta kutularına baktı, konuşmadı. Derya bu sessizliği doldurmak istercesine devam etti: "Ben de dedim ki kendi kendime, herkes farklı ya! Benim de arkadaşlarım vardı liseden. Biri hâlâ bir kelime etmez toplulukta. Ama resim yapıyordu o da, çok da iyiydi hatta. Şimdi nerede bilmiyorum gerçi..." Sonra kendi lafının nereye gittiğini kaybetmiş gibi durdu. "Neyse. Sevil Hanım üzülmüş gibiydi bence, kötü niyetli değildi yani, 'yazık, o kadar da içine atmasa kendini' dedi."
"Üzülecek bir şey yok!" Nihat Bey'in sesi beklenmedik bir sertlikle çıktı, kendi de duydu bunu. Bir an durup nefesini düzeltti. "O çocuk kendi âleminde biri. Herkes gibi bağırıp çağırması mı lazım ki normal sayılsın?"
Derya'nın gözleri büyüdü hafifçe. Bu kadar keskin bir tepki beklemiyordu. Sanki bir şeye tutunmak ister gibi elindeki telefonu sıkıca tuttu. "Estağfurullah Nihat Bey, ben sadece duyduğumu aktarıyorum. Bana niye kızıyorsunuz?" Sonra tedirginliğini örtmek istercesine kendi derdine döndü birden: "Bilirsiniz, ben de öyleyim biraz, genelde anlamazlar beni de. Bu kız bi tuhaf, ilgi çekmeye çalışıyor falan derler ama içimde neler döndüğünü kimse bilemez. Herkes beni yüzeysel sanıyor bir de hahahaha. Çok şey düşünüyorum çok. Kafamdaki tilkilerin kuyrukları birbirine değmiyor. Sadece söylemiyorum işte ya da fazla söylüyorum, ortam yok."
Nihat Bey, Derya’ya baktı. Uzun bir bakıştı bu. Yüzü yumuşadı sonunda. "Sen tuhaf değilsin kızım. Hızlısın sadece. Herkes senin hızına yetişemiyor, o kadar. Bir de..." durdu, düşündü. "Bir de kimse seni gerçekten dinlemiyor galiba. O ayrı bir mesele."
Derya'nın gözleri doldu bir an. Apartman yöneticisinden ayaküstü terapi alacağını hiç düşünmemişti. Psikolog olsaydı iyi bir işletme adı olurdu: Ayaküstü Terapi, Ayaküstü Danışma Merkezi, Ayaküstü… Hemen gülümseyerek örttü üstünü. "Vayy bugün felsefik takılıyorsunuz Nihat Bey." Güldü ama sesi biraz titredi. Sonra bir şey hatırlamış gibi tekrar ciddileşti. Bu sefer daha temkinli konuştu: "Bir de şey dedi Sevil Hanım 'internette bir şeyler paylaşıyormuş, duydum' diye. Nereden duymuş bilmiyorum ama. Belki kızındandır aynı okulda değiller mi zaten Ekin'le?"
Nihat Bey'in yüzü değişti bu kez. Tamamen değişti. Elindeki defteri öyle sıktı ki kapağı hafif kıvrıldı. "Kim söylemiş bunu ona?"
"Bilmiyorum vallahi ben de merak ettim açıkçası ama laf taşımak istemedim. Sadece -belki bilmiyorsunuzdur diye düşündüm söyleyeyim dedim."
Nihat Bey bir süre hiç konuşmadı. Bakışları posta kutularının üzerinden kaydı,önce camdan dışarıya, sokağa değil de daha uzağa, sanki orada bir şey arıyormuş gibi. Derya bu sessizliği ilk kez bozmadı, beklemeyi seçti. Belki de Nihat Bey’in buğulu gözleri onu durdurdu.
Nihat Bey elli yıl öncesine gidiverdi. Kardeşinin odasının kapısına bakıyordu. Hep kapalı duran o kapı, kimsenin açmaya cesaret edemediği... O da öyle değil miydi? İçine kapanık, kimsenin anlamaya çalışmadığı. Her şeyi içinde biriktirmiş, hapsetmiş ve kimseye söyleyememişti. Sonraki sabahlar kapı açılmamıştı bir daha. Bir daha görememişti kardeşini. Ekin’de öyle olmayacaktı.
"Ekin'in kendi işi bu." dedi sonunda. Sesi daha alçak, daha yorgun çıktı bu sefer. Öncekinden farklı bir sertlikti. "Kimseye zararı yok, kimsenin haddi değil karışmaya. Sevil Hanım'a söyle başkasınınkini merak edeceğine kendi çocuklarına baksın."
"Tamam, söylerim." Derya bu kez şaka yapmadı, ciddiyetle başını salladı. "Kusura bakmayın üzdüysem sizi."
"Üzmedin." Nihat Bey derin bir nefes aldı. Hiçbir şey olmamış gibi görünmek istercesine elindeki defteri düzeltti. "Sadece... o çocuğun peşinde bu kadar çok göz olsun istemiyorum. Zaten yeterince zorlanıyor kendi başına. Bir de üstüne herkesin laf etmesi olmasın."
Bir sessizlik oldu aralarında. Rahatsız edici değil ama ağırlığı olan bir sessizlikti. Derya, ne diyeceğini bilemeden önce telefonuna, sonra tekrar Nihat Bey'e baktı.
"Ekin'i görürsem bahsetmeyeyim değil mi bu konuştuklarımızdan?"
"Söyleme. Onun bilmesine gerek yok kimin ne dediğini." Bir an durdu, sonra ekledi, sesi biraz daha yumuşamıştı: "O bilse de zaten kafasına takar, gereğinden fazla düşünür her şeyi. Bana çekmiş o huyu."
Bu son cümleyi söylerken kendi de fark etmeden hafifçe gülümsedi. Ekin'i savunurken kendinden de bir şey açığa çıkarmıştı belki.
Derya başını salladı, kulaklığını tekrar taktı ama açmadı. "Tamam Nihat Bey. İyi günler size kolay gelsin."
"Sana da kızım. Hadi dinlen güzelce."
Derya merdivenlerden çıkıp gitti. Nihat Bey bir süre daha öylece durdu. Posta kutusunun kapağını kapatmadan önce elindeki defterin kapağını parmaklarıyla düzeltmeye çalıştı ama kıvrılan yer bir daha eski haline dönmedi.