Annem yavrusunu yani beni, “Canım yavrum, hadi uyan.” diye uyandırmaz. Annem, baktı ki uyanmıyorum, odamın kapısını usul usul tıklatıp içeri bir melek gibi süzülmez. Hadi süzüldü diyelim, saçlarımı okşayıp, “Özledim yahuu. Kalk hadi, patates köfte yaptım senin için. Uyan güzel kızım.” da demez. Patates köfte pişirmiş olsun hadi tamam. Ama ben uyanmamakta ısrar edince beni öpücüklere boğmaz. Yastıkla boğar. Ne bileyim, bir sürahi suyu kafamdan aşağı boşaltır da suyla boğar. Canım annem, bana asla kibar davranmaz.
Da bu kadın, yani annem olduğunu iddia eden kadın sabahtan beri bana böyle davranıyor. Baktım uyan yavrum, diye başımı okşuyor. Köfte patates diyor. Senin için, diyor. Gözümü araladım, baktım ki şefkatle gülümsüyor. Duvarda bir kelebek gördü de ona mı gülümsüyor acaba diye şöyle başımı bir çevirdim. Yok, dikmiş gözlerini bana gülümsüyor. Yarı aralık gözlerimle, uyku mahmurluğuyla sordum artık dayanamayıp: “Sen de kimsin teyze?” Yüzündeki gülümsemenin yerini kocaman bir şaşkınlık aldı: “Teyze mi? Rüçhan sen ne diyorsun kızım? Ne teyzesi? Uyanamadın mı yavrum? Annenim annen. Kalk hadi biriciğim.” Biriciğim mi? O böyle der demez fırladım çıktım yataktan. Yastığımı kaptığım gibi ona doğru savurdum: “Bana bak, annem nerede kadın? Yüzünü mü çaldın ne yaptın annemin? Ne biriciğimi? Abim varken bana mı kaldı biriciklik? Annem nerede teyze annem? Anneee anneeeee yardım et bu kadın benimle değişik değişik konuşuyor! Aaaabi imdat canımı kurtaran yok mu adam öldürüyorlar imdat!” diye bağırdımsa da abim ne geldi ne ses verdi. Annem olduğunu iddia eden kadınsa gözlerini açmış korkuyla beni izliyor. “Allah’ım sen yavrumun aklına mukayyet ol Allah’ım.” diye içli içli dua ediyor.
“Rüçhan, beni korkutuyorsun ama. Anneciğim, yapma yavrum yapma. Bırak o yastığı. Annelere vurulur mu evlatçığım? Taş olursun kızım günah günah.” dese de indirmedim yastığı. Ne olur ne olmaz. Sarılır öper möper. “Teyze Allah adı verdim söyle, annem nerede? Bak belli ki sen tatlı bir teyzemizsin. Belli ki yavrularını ayırt etmeden ikisine de hatta üç dört tane evladın varsa hepsine eşit muamele eden, adaletli, devrimci bir teyzemizsin. Ama benim annem öyle biri değil. Hiç olmadı. İki evladı olsa da abimdir onun biriciği. Benimse adımı bile sık sık karıştırır. Bana bu adı niye vermiş zaten belli değil. Rüçhan. Bak sen de defaatle tekrarladın, hem de şaşırmadan. Rüçhan Rüçhan. Ama o Rıza bile dedi bana inan. Reyhan diyor sıklık kolayına geldiğinden. Öyle ki dışarıda Reyhan ismini duyunca hemen üstüme alıyorum. Sen ise hiç şaşırmadın. Tek avazda Rüçhan deyiverdin bana. Hadi, kurban olurum seni yaratana. Söyle annem nerede? Onun ikizi de yok bildiğim. Yüzünü mü kazıdın da yapıştırdın kendi suratına? Ha, öyle mi yaptın? Tıp gelişti diyorlardı. Ben uyurken doktor olmayanların bile böyle işler yapacağı bir seviyeye mi geldi?”
Kadıncağız, yorulmuş olacak ki sandalyeye çöktü kaldı. Çaresizce bakıyordu bana. Usul usul vah yavruma vah, gibi şeyler diyordu. Bir ara Felak Nas okudu, üstüme üfledi. “Nazar değdi sana nazar. Bu güzelliğe nazar değdi. Tabii ondan böyle gitti aklın başından.” bile dedi. Bana güzel dedi. Bana bana Rüçhan’a. Oysa dün, “Sen bana değil halana çekmişsin. Aaah ah, ondan seni istemeye gelenler yok. Bana bak Reyhan, git şu yüzüne gözüne bir şeyler yaptır. Parası neyse vereyim. Boya cila sür, yap ne lazımsa. Sana nasıl bakayım ben evlenemezsen?” diyordu. O esnada abim, kanepeye yayılmış maç özetlerini maç özetlerine uluyordu. Ama iş bana gelince sana nasıl bakayım.
Neden sonra ayaklandı. Sandalyeyle oynarken ne diyeceğini düşünüyordu. “Kalbim kırılıyor Rüçhan.” dedi. Odama geldiğinden beri bana hiç Reyhan demedi. “Bana yabani yabani bakma kızım. Ben mutfağa geçiyorum. Sen de gel ne olur bak Allah adı verdim. Güzel güzel yapalım kahvaltımızı.” Ters ters, “Olmaz seninle kahvaltı falan etmem teyze. Çık git evimizden. Seni polise şikâyet edeceğim birazdan zaten. Alsınlar götürsünler seni.” deyince olduğu yere yığıldı kaldı. “Hah,” dedim. “Bir bayılma numaran eksikti. Kalk kalk. Kırk takla atsan yeminle arayacağım polisi. Hatta arıyorum. Dur sen bak.” Hemen telefonuma koştum, göz ucuyla kontrol ettim lakin yerinden kıpırdamıyordu. Gerçekten bayılmıştı. Mecbur telefonu yerine bıraktım. Yanına çömeldim: “Teyze Allah Peygamber hatırına kalk. Kalk ya. Zaten zor durumdayım. Aaaaabiiiiiii aaaabiiiii neredesin ya öldün mü be adam gelsene buraya!” diye kendimi paraladım ama yine abim han hazretleri teşrif etmediler. Odasına koştum. Tıklattım kapısını. “Kalk ya kalk. Daha uyuyor musun?” diye daldım odasına. Daldım dalmasına ama abimin odasına ne olmuştu böyle? Ütü masası ve üstünde ütü vardı. Sonra çamaşırlık dayalıydı duvara. Başka da bir şey yok. Salona koştum, yok. Mutfakta yok. Annemin odasına baktım, yok. Lavaboya banyoya baktım, yok. Hey Allah’ım sen aklıma mukayyet ol hey! Ayakkabılığa koştum, bir tane bile erkek ayakkabısı yok. Abim bildiğin yok. Yokoğluyok. Yoksa…Yoksa bu kadın ABİMİ YEDİ Mİ ALLAH’IM? SIRA BENDE Mİ YOKSA? Delirme Rüçhan, dedim. Yok işte. Odama koştum. Daha ayılmamış. Yüzüne su döktüm. Kolonyayla bileklerini ovdum. Ayılır gibi oldu. Ne kolonyası o, dedi tek gözü açık. Limon, dedim. “Ay dökme dökme yavrum, ben tütün severim.” dedi. Te Allah’ım. “Teyze, bak artık mantıklı mantıklı konuşmamız lazım. Abim de yok. Odası da yok. Bırak odayı, ona dair en ufak bir iz bile yok. Doğru söyle, onu yedin mi?” deyiverdim. Benim bu lafımı duyar duymaz gene bayıldı. Benim bu sorumda bayılacak ne var Allah aşkına, ne var?
Mecbur ambulansı çağırdım. Sağlık görevlileri nesi var, diye sorunca olanı anlattım. Aslında onlara bu kadar detaylı anlatmama gerek var mıydı emin değildim. Kimliğini istediler. Buldum getirdim. Sarışın, uzun boylu olanı, “Eee annen işte.” dedi gevrek gevrek. “Kadın haklı. Annen basbayağı. Sen mi bir şey yaptın bu kadına?” diye de şüpheyle ekledi. Diğeri, “Kullandığın ilaç var mı senin?” diye dik dik sordu. “Yahu,” diye kükredim. “Benim bir şeyim yok. Bu kadın annem değil diyorum deee ğiilll. Hem abim de yaşıyordu bizimle. Hadi bakalım, onu nasıl açıklayacaksınız?” Bakıştılar ben böyle diretince. “Sen bir e-devletine gir bakalım. Var mıymış yok muymuş abin anlarız.” dedi sarışın ATT. Kendimden emin, açtım sayfamı. Nüfus kayıta girip hiç bakmadan uzattım onlara telefonu. “Alın, alın kendi gözlerinizle görün. Gördünüz mü? Fethi Bektaş. Hah, gördünüz mü o abim olur işte.” dedim kendimden emin.
“İyi de.” dedi görevli bir eliyle malzemelerini toplarken. “Bu evde sadece iki kişi yaşıyor gözüküyor. Babanız da rahmetliymiş zaten. Ne Fethi’si hanımefendi?” Hemen telefonu kendime çevirdim. Sayfayı yeniledim yeniledim baktım. Doğru diyordu, Fethi diye biri yoktu. Aman Allah’ım? Abim ölü olarak bile yoktu kayıtlarda. Aman Allah’ım çarpı iki?
Teyzeyi yani annemi ambulansa atıp götürdüler. Ben gelmeyeyim, dedim. Ambulans tutuyor beni. Hem abim gelirse evde biri bulunsun. Birbirlerine baktılar tövbe çektiler, duydum. Gidecekleri hastaneyi dediler. Onlar der demez unuttum. Neticede bu kadının evlatları kimse onlar ilgilensinlerdi öyle değil mi ya? Ambulans ışıklarını yaka yaka gidince eve geçtim. Acıktığımı fark ettim. Mutfağa geçtim. Mükellef bir kahvaltı sofrası vardı. Çaysa usul usul fokurduyordu. Bu kahvaltıyı hak ettin kızım Rüçhan, dedim. Abin gelmeden sil süpür. Öyle de ettim. Sildim süpürdüm. Teyzenin aklı başında değildi belli ki ama eli lezzetliydi. Patates köfte müthişti. Tam sevdiğim gibi.
Sofrayı topladım. Bulaşıkları makineye dizdim. Ortalığa da bir süpürge tuttum. Derken zil çaldı. Baktım, annem olduğunu iddia eden kadın karşımda. Tövbe estağfurullah tövbe. Suratı asık. Rengi de atmış. “Yahu teyze,” dedim. “Gene mi sen? Bak ben anlatamadım galiba. Evin burası değil senin. Hadi polise haber verelim de senin evini buls…” diyordum ki “Sus kız. Seni doğuracağıma taş doğursaydım da şu günleri görmeseydim Reyhan.” diye söylenerek içeri geçerken beni eliyle şöyle bir itti kenara. “Anne?” dedim ardı sıra. “Annen batsın.” dedi. “Hastaneye attın da gelmedin ha benimle?” diye de bağırdı. “Oğluşum nerede oğluşum?” diye abimin odasına koştu. Abim yok ki, demeye kalmadan odadan abimin sesini işittim: “Ne bu tantana sabah sabah? Rüçhan çay koy kalkıyorum şimdi.” Annemin abime sevgi dolu sözlerinin eşliğinde ve hayretle mutfağa yöneldim. Annem sızlanıp duruyordu bir taraftan.
İçimi nedensiz bir sevgi kapladı o an. Annem geri gelmişti gelmesine ama acaba o teyzeye ne olmuştu? Ee peki ya abim? Amaaan neyse ne. Çok kurcalamadım o an. Ben Rüçhan. Kurcalamadan yaşamayı severim.