Bir Günde Neler Olur

Hacer Uyğur

Her zamanki gibi sımsıcak bir gün. Bıkkınlık veren ama güvende hissettiren bir sıcak. Neyse ki gideceğim kafe serin olacak. Belki fazla serin. Bunun için de her gün yanıma aldığım ince hırkayı çantama koydum. Nehir oturduğu yerden bana el sallıyor. Sallamasa da olur ama o her seferinde aynı heyecanla gülümseyip ellerini havaya kaldırmayı ve ben yaklaşınca ayağa kalkıp boynuma atlamayı ihmal etmiyor. Benim için de rutin haline geldi artık bu. Bir süre sinir olduğum ve bunu yapmamasını söyleyerek onu azarladığım için utanıyorum şimdi. Sonuçta o senelerdir ilk defa gördüğü arkadaşını karşılıyor. Beni özlemiş. Her sabah güne beni özleyen bir arkadaşla başlamak o kadar da kötü değil.

Bugün neşem fazlasıyla yerinde olduğu için Nehir’e doğru koşup boynuna atlıyorum. Birbirimizi ne kadar özlediğimize dair klasik muhabbetimizden sonra bana hayatımın nasıl gittiğini soruyor. “İyi” diyorum, “bildiğin gibi işte”. Uzun cevaplar vermeyi bırakalı çok oldu. Hem ne söylersem söyleyeyim alacağım cevap belli. Önce yaptıklarıma bir övgüyle başlıyor “Çok güzel şeyler yapıyorsun, dünyayı gezip insanlara yardım ediyorsun.” Sonra soruyor “Ama hiç yerinde durmamak da yorucu değil mi?” İstemsizce başımı sallıyorum. “Öyle tabii, ama biliyorsun” diyorum. Gözleri dalıyor, lise zamanlarında konuştuklarımızı, ona kendime dair anlattıklarımı hatırlıyor. “Yani biliyorum hep dünyayı değiştirmek peşindesin.” Duraklıyor. “Ama dünya değişmese de hayat anlamlı değil mi?”

Yaklaşık beş yüz gün önce -başlarda her şey o kadar karmaşıktı ki kendime geldiğimde kaç gün yaşadığımı tam sayamadım- bana bu soruyu ilk defa sorduğunda cevabım çok netti. “Hayır” demiştim. “Her şey aynı kalacaksa, ben sadece kendi hayatımı yaşayacaksam ne anlamı var? Hiç.” Hayatım boyunca en büyük korkum buydu: Küçük yaşamak. Bir şey ifade etmeyen, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi değiştirmeyen bir yaşam. Belki de beni bu hale getiren ağzımdan çıkan sözlerdi. Çünkü o günden sonra her sabah aynı güne uyanmaya başlamıştım. Ben ne yaparsam yapayım sonraki gün her şey sıfırlanıyor, kendimi aynı mekanlar aynı olaylar ve aynı insanların ortasında buluyordum. İçinde anlam bulamayacağıma emin olduğum bir dünyaya hapsolmuştum.

Mahvolmuştum. İlk günlerde çıkış yolu bulma çabam da insanlardan yardım istemem de karşılıksız kalmıştı. Birilerini ikna etsem bile sonraki gün unutuyorlardı. Uzaklara gitsem bile aynı yerde uyanıyordum. Aynı günü tekrar tekrar yaşamak sinirlerimi alt üst ediyordu. Bir süre sonra ciddi anlamda çöküş yaşadım. Odama saklanıp yerimden kıpırdamamaya, gün boyu ağlayıp bazen çığlık çığlığa etrafıma saldırmaya başladım. Kaldığım yer birkaç günlüğüne tuttuğum kiralık bir daireydi. İçeride kaldığım sürece kimse yaşadıklarımı görmüyor, duymuyordu. Kendimle baş başa kalmıştım. Çıldırmanın eşiğindeydim.

Bir süre sonra her şeyin bu halimden daha iyi olacağına kanaat getirdim. Her gün başka bir hayat yaşamaya, normalde aklıma bile gelmeyen şeyleri denemeye başladım. İnsanları izliyor, hayatlarını - daha doğrusu günlerini- nasıl geçirdiklerini gözlemliyordum. Sonra taklit ediyordum. Aynı güne uyansam, her şey aynı kalsa da ben değişmeye başlamıştım. İşin ilginç yanı, sonraki gün eskiye dönse de, çevremdeki insanlarla ilişkilerim de değişiyordu.

Nehir’e verdiğim cevabı değiştirmenin zamanı da gelmişti. “Haklısın” dedim. “Zaten dünyayı kim değiştirebilmiş ki?” Sonra ona kendimde yaptığım değişikliklerden bahsettim. Merakla dinliyordu. Sanki bendeki değişimler dünyaya bedeldi. Onun için öyle olduğunu biliyordum. Belki de bu yüzden sabah ilk iş onunla buluşacağım bir günde takılı kalmıştım. Kalbim sevgiyle doldu.

Uyandım. Sıcak bir güneş beni karşıladı. Hırkamı çantama koyup dışarıya çıktım. Nehirle buluşacağımız kafeye yaklaşırken günün geri kalanında yapabileceklerimi zihnimden geçirdim. Kafeye girip bana el sallayan Nehir’in yanına gittim. Sarılıp yerlerimize oturduk. Beni özlediğini söylediğinde gülümsedim. “Bundan sonra buralardayım” dedim. Hayretle yüzüme baktı. Güldüm. “Ne yaparsam yapayım fazla uzaklaşamıyorum gibi görünüyor zaten.” Nehir bilgece bir laf etmişim gibi bir bakış atıp gülümsedi.