Cendere Bağlantısı

Dilber Yeliz Yılmaz

Fuat, insanın kendi felaketini önce sesinden tanıdığını o sabah öğrendi. İstiklal14'ün sabah bülteni, her zamanki düzeniyle akıyordu. Stüdyoda ışıklar fazla beyaz, cam masa fazla temiz, Fuat'ın karşısındaki kamera fazla suskundu.

Hafiften kırlaşan saçları alnının gerisine doğru taranmış, uzun gövdesi sandalyede neredeyse hiç kıpırdamadan duran spiker Fuat; yıllarca çamurun, dumanın, sirenin, kalabalığın, savaşın içinde yaşamış ve oralardan çıkıp gelmiş bir haberci olarak kameraya bakıyordu. Sesi yine ciddi, otoriter ve ölçülüydü; çünkü o, haberi şöhretin parıltısına değil insanın hakkına ve adalet duygusuna bağlayan eski usul adamlardandı.

Kulaklığında rejinin kısa sesi duyuldu:

"Son dakika, Adıyaman."

Fuat, önündeki kâğıda eğilmeden prompterdaki satırları gözleriyle yakaladı ve kameraya bakarak konuştu:

"Adıyaman'dan gelen son dakika bilgisine göre, Kahta-Sincik karayolunda meydana gelen trafik kazasında ilk belirlemelere göre beş kişi yaşamını yitirdi. Ekiplerin olay yerindeki çalışmaları sürüyor."

Cümle haber bülteninde bitti, ama Fuat’ın içinde bitmedi. Kahta-Sincik. Cendere Köprüsü yolu. Sabah sekizi on geçe. Beş kişi. O saat, o yol, o araç… Sanki haber merkezinden değil de evinin kapısından sert bir rüzgâr girmişti içeri. Yüz ifadesi değişmedi, yılların saha tecrübesiyle kaşını bile oynatmadı. Yalnızca sağ elinin başparmağı, masanın altındaki kâğıdın kenarına biraz fazla bastı. Haberde isim yoktu. İsim yoksa ölüm henüz eve girmemiş sayılırdı. İsim yoksa insan, kendi kalbine bile "bekle" diyebilirdi.

Ekran ikiye bölündü; sol tarafta Fuat’ın suratı, sağ tarafta Kahta-Sincik karayolundan gelen titreşimli görüntüler vardı. Görüntülerde; yol kenarında bir otomobilin bulanık silüeti, çamura saplanmış lastikler, telaşla gidip gelen jandarma ve sağlık ekipleri seçiliyordu. Bölgedeki muhabir, rüzgârın sesini bastırmaya çalışarak konuştu:

"Evet sevgili Fuat, şu anda Cendere Köprüsü yol ayrımına oldukça yakın bir noktadayız. İlk bilgilere göre kaza, bu sabah saat sekizi on geçe Adıyaman yönünden Sincik istikametine giden beyaz renkli Nissan Qashqai marka otomobilin kontrolden çıkarak karşı şeritten gelen hafif ticari araçla kafa kafaya çarpışması sonucu meydana geldi.

Hafif ticari araçtaki sürücünün ağır yaralı olduğu ve otomobilde bulunan beş kişiden kurtulan olmadığı bilgisi var. Ekipler kimlik tespit çalışmasını sürdürüyor. Şimdi sözü yeniden sana bırakıyorum."

Fuat, içinden tekrar etti:

Beyaz Nissan Qashqai. Beş kişi. Cendere yol ayrımı.

Fuat; yıllarca savaş bölgelerinde, deprem enkazlarında, kanlı virajlarda mikrofon tutmuştu. İnsanın acıya önce inanmadığını, sonra acının kendine bir delil aradığını öğrenmişti. Şimdi deliller, birer haber cümlesi gibi karşısına diziliyordu. O sabah kapı kapanırken duyduğu yarım ses, "geç kalmayız" diyen telaşlı bir kadın gölgesi, içini boğan huzursuzluk ve kalbini sıkıştıran kaygı... Hepsi aynı anda zihninin dar koridoruna doldu.

Hayır, isim yoktu. İsim yoksa hâlâ yanlış anlaşılmış bir güzergâh, karıştırılmış bir araç, benzer bir saat olabilirdi. Fuat kameralara döndü, sesi yine bozulmadı:

"Bölgedeki gelişmeleri aktarmayı sürdüreceğiz. Hayatını kaybeden yurttaşlarımızın kimlikleri, ailelerine haber verilmeden paylaşılmayacak. Yaralı olup olmadığına ve kazanın kesin nedenine ilişkin resmi açıklamaları bekliyoruz."

Ailelerine haber verilmeden… Cümleyi kendi ağzından duyunca boğazında bir yumru büyüdü. Bir haberci olarak doğru olanı söylemişti; ama sanki bir koca olarak yanlış zamana kalmış gibiydi. Ya da ona öyle geliyordu. Kulaklığından reji seslendi:

"Devam ediyoruz Fuat Bey, ekonomiye geçiyoruz."

O da devam etti. Altın fiyatlarını okudu, dövizdeki sabah hareketliliğini aktardı, siyasete ilişkin başlıkları sıraladı. Ülkenin gündemi onun ağzından akıyordu. Hayatı ise masanın kenarında ters duran telefonun suskunluğuna sıkışıp kaldı. Fuat, ilk kez çalmayan bir telefonun da son dakika haberi olabileceğini düşündü.

Yayın, saat dokuzu yirmi üç geçe bitti. Stüdyoda önce prompter karardı, sonra stüdyodaki kırmızı ışık söndü. Fuat’ın yüzünden ülkeye ait olan ifade çekildi; geriye yalnızca kaygılı bir adam kaldı. Kulaklığını çıkardı, masanın kenarında ters duran telefonu eline aldı. Ekran karanlıktı. Hiç çalmamıştı.

Haber merkezinin gürültüsü, reji odasından gelen aceleci sesler, bir sonraki kuşağın hazırlığı, çay bardaklarının ince şıngırtısı… Hepsi sanki kalın bir camın arkasına geçmişti.

Fuat, titrememesi gereken parmaklarla bölgedeki muhabiri aradı. Yalnızca plakayı sordu. Sesinin içinde az önce bütün ülkeye konuşan adamdan eser yoktu. Muhabir bir süre sustu. O suskunlukta Cendere Köprüsü’nün taşları, Kahta-Sincik yolunun virajları, sabah evden çıkan o telaşlı kadın gölgesi birer birer Fuat’ın göğsüne oturdu. Sonra plakayı duydu. Harfler ve rakamlar, insanın hayatını ikiye bölebilecek kadar kısaydı.

Fuat gözlerini acıyla kapatıp açtı. Muhabir; kaza yerinde bulunan küçük kahverengi çantadan, çantanın içindeki eski bir fotoğraftan da söz etti. Fotoğrafta yıllar önce genç bir muhabir olarak Cendere Köprüsü’nün önünde duran Fuat vardı. Eşi; fotoğrafın arkasına ince, eğik el yazısıyla birkaç cümle bırakmıştı:

"Bugün senin mesleğindeki ilk saha haberinin 25'inci yıl dönümü. Hep haberlerin peşinden gittin. Bu kez ben senin başladığın yere gidip sana dönmek istedim."

Fuat o anda; yıllarca tuttuğu mikrofonları, sorduğu sert soruları ve kimsenin hakkı yerde kalmasın diye ettiği kavgaları hatırladı. Hayatı boyunca acının karşısında dimdik durmuş, gösterişsiz bir merhameti mesleğinin içine saklamıştı. Ama şimdi mesleği, ilk kez kendi evine yas getirmişti. Kendi kendine mırıldandı:

"Kolum kanadım kırıldı."

Telefon elinden kayıp cam masaya düştü. İlk kez yayında değilken de sesini kontrol etmeye çalıştı, başaramadı. Omuzları sarsıldı. Yılların otoriter spikeri; kâğıtların, kameraların ve kapalı mikrofonların arasında başını iki avucunun içine alıp ağladı. Kahta ve Sincik'i birbirine bağlayan Cendere Köprüsünün yolu, eşiyle Fuat'ı sonsuza dek ayırmıştı. Fuat'ın dünyası başına yıkılmıştı. Meslek hayatı boyunca sunduğu en kötü ve en kara haber buydu. Çünkü bu kez haber, sadece sunulmamıştı. Bu kez haber, Fuat’ın kalbini söküp atmıştı.