Misyon Komplo

Yakup Karahan

Bir gece yarısı tek boş oda için üç kişi talip olmuş ve beni aradan çıkarıp kendi aralarında çözmüşlerdi meseleyi. Çekirdek çitlemekten dilim kavrulmuş, yutubdan üniversite sınavının soru çözümlerini izliyordum pürdikkat. Kıvırcık sakallı, elleri dolu bir adam sırtıyla cam kapıyı itip telaşla içeri daldı.

“Merhaba kardeşim.” Arkamdaki anahtar panosuna göz attı, boş kancaların ortasındaki “19” yazılı anahtarı görür görmez lavabonun yolunu sordu. Telefonu elime aldım, pausa bastım, ekranı kapattım, elimde flama gibi tutup ilk merdiven dairesinin sağını işaret ettim. Kıvırcık telaşe müdürü sırtındaki gitar çantasını, ellerindeki valizleri olduğu yere bırakıp ayakyoluna doğru seğirtti. Birkaç basamaklık yolu zıplaya zıplaya alışını seyrederken cam kapının menteşesi tekrar tıkırdadı: baştan aşağı -gömleği, şalvarı, sinıkırslarıyla- mosmor giyinmiş, gözleri sürmeli, beyaz sakallı bir adam. Yekten kimlik kartını uzattı:

“Gecen aydınlık olsun birader, boş odan var mı? Adım Efraim. Kalıcı müşteri sayılırım.”

O sırada kıvırcık sakal ıslak parmaklarındaki suyu sıkıp sıyırarak döndü antreye. Mor herifi süzerken boynundaki şahin kolyesini tişörtünün üstüne çıkardı. İkisi de benden cevap bekleyedursun, dışarıda, sırtında çantasıyla bir başka adam, içeriyi detaylıca gözden geçirdikten sonra cam kapının tokmağını hafifçe itip kafasını eşiğe soktu.

“Afedersiniz, acaba boş 19 numaralı odanız var mı?”

Efraim, mor esvaplı, bana fırsat bırakmadı:

“Gel baba gel! Tek oda var, numarası da 19. Sanki sana yazılmış.”

Yüzüne baktım Efraim’in,

“Geç bari muamelesini de yap herifin,” dedim. “Madem kalıcısın resepsiyonda sabahlarsın artık.”

“Celallenme be biraderim.” Şahin kolyeli kıvırcık gitaristin, adı da Şahin’di, koluna girdi. “Birimize yeten, üçümüze de yeter be.”

Uzlaşmayı Şahin tamamladı:

“Ben zaten eşyaları bırakıp çıkacağım, gündüzleri yatmaya gelirim anca.”

Bu esnada birinci kattaki ihtiyar pansiyoner, trabzandan eğilip dönen şamatayı anlamaya çalıştı uykulu gözlerle.

Kimsenin neden özellikle 19 numaralı boş oda aradığını sormadığı temiz giyimli adam da,

“Bir yatak varsa baş-ayak yerleşiriz. Geçirelim geceyi de bakarız hâl çaresine.” dedi. “Bu arada ismim Baha.”

Lobideki dumanı üstünde tanışıklığa memnuniyetle mukabele etme merasimini bankonun ardından izlemekle yetindim ancak. Mesele suhuletle çözülürken bana danışılmamıştı. Sanki problemi doğuran benmişim gibi yok sayılmıştım. Üstelik ancak kaydırma yaparak doğru işaretleyebileceğim şekilde on sekiz-yirmi üç arası Türkçe sorularını yanlış çözmüştüm. Gitarist Şahin valizlerini odaya bıraktıktan sonra gitarıyla birlikte çıktı. Çekmeceden evvelki senenin tercih rehberini çıkardım yeniden. Teknik üniversitelere giremeyeceğimi gösterecektim kendime. Az evvel birinci kattan kafasını uzatan meraklı ihtiyar çıktı geldi, uykusu dağılmıştı.

“Kumandanın pilini değiştirdin mi? Aç bakalım televizyonu belki film vardır.”

Masumiyet filmi vardı TRT 2‘de: Yusuf henüz yerleşmişti otele.

“Zeki, büyük rejisör,” diye anlatmaya başladı ihtiyar. “Zeki Ökten’in yanında yetişti o. Diğeri neydi, taşracı? Yok o değil. Nuri Nuri. Kitabî adam o. Bakma anlattıkları egzotik geliyor gâvura. Amerika’yı keşfediyor onlar için.”

Allah’tan taze pansiyoner Şahin çıkıp geldi de ihtiyar sinematografi titadına yeni dinleyici buldu. Şu Şahin denen herifte de ne mene kulak takati varmış. Sigarasını yaktı, başladı ihtiyarı dinlemeye. Bir yandan filme göz atıyor, diğer yandan ihtiyar soluklanmak suretiyle es verdiğinde cins cins sorular serdediyordu. Biten sigaranın koruyla yenisini ateşliyor, izmariti yanar hâlde dibinden sehpanın üzerine dikiyor, anca izmaritin koru küle dönünce tablaya basıyordu.

“Yılmaz Güney mi? Isparta’da kodesten firar edince bizim bi arkadaşın evinde kaldı bi müddet. Krallığı da sahiydi çirkinliği de. Sen de amma meraklıymışsın sanat sepete be!”

Şahin, sigaranın da ihtiyarın da ateşini ateşini diri tutuyordu.

Güneş doğmaya yakın Baha’yla Efraim aşağı indiler. Yemekhaneyi açmamıştım henüz. Efraim yine morun tonlarına bürünmüştü: mor takım elbise, lila gömlek, lavanta rengi kıravat, mor kundura. Boynuna, kravat düğümünün altına düşen bir kolye de takmıştı bu sefer, iki delikli bir firuze taşı vardı kolyenin ucunda. Baha, iyiden iyiye coşan ihtiyarın öteki tarafındaki ağır koltuğu çapraz yöne çekip hizalayarak oturdu.

“Kara Murat bir ok atıyormuş, dört kişi helâk oluyormuş. Ülen Cüneyt abi bi vurdu mu değil dört, on dört kişi yerle bir olurdu be!”

Dudakları kıpır kıpır, parmak boğumlarını sayarak bir şeyler okuyordu Baha. Yüzük parmağının ilk boğumundan geri en başa dönüyordu saymaya. Baktım, her okuduğunu kere 19 sayıyordu. Şahin ihtiyardan müsaade isteyip ayağa kalktı. Cam kapıyı turuncuya boyayan güneşe karşı durdu. Tişörtünü yukarı sıyırıp, pantolonunu tutan ip destesi şeklindeki kemerin düğümünü çözdü, tekrar bağladı. İhtiyar, Şahin meşgul olduğu için Efraim’le göz göze gelmeye çalışarak anlatmayı sürdürüyordu. Efraim’se o esnada mor kadifeden bir bez parçasıyla kunduralarını parlatmaktaydı. İhtiyar film çekiminin en heyecanlı yerine gelmişti. Ani bir galeyanla ayaklanıp yanında oturan Baha’nın sağ yanağına yaşından umulmayacak bir sille aşketti. Suratı öbür yana dönen Baha hiçbir şey olmamış gibi sol yanağını ihtiyara uzatmakla mukabelede bulundu.

Baha haybeye tokatlanması bahsinde ne kadar gönül koymaz tavırdaysa ihtiyar yeşilçamcı da özür beyanının dozunu o nisbette arttırmaktaydı. Yemekhaneyi açtığım zaman, Baha için hususi bir kahvaltı tabağı hazırlamış, hatta tabağı zenginleştirmek için beni de hususi tahin helva almaya yollamıştı. Fakat Baha 19 zeytinden ibaret kahvaltısıyla yetinmekte ısrarcıydı.

O geceden sonra pansiyonerler arasında daha önce görmediğim bi tanışma kaynaşma havası esmeye başladı. Mesaiden sonra odasına kapanan, çok çok pazar günleri nargile içmeye giden işçiler akşamları lobide takılmaya başladılar. Kartpostalcı teyze artık bebek arabasından bozma tezgahıyla akşam vardiyasına meydana inmiyor, şimdiye kadar kabirle çağrıştırdığı için uzak durduğu dört duvar arasında huzuru teneffüs ediyordu. İhtiyarın yeşilçam hatıraları, Şahin’le Baha’nın müzik fasılları, Efraim’in mor geceliği içinde pansiyonu saran sohbetleri. Sonra üç bin filmden ekmek yemiş eski figüranla pinterestin rakip çıktığı kartpostal esnafı teyzenin dansı. 19 numaranın her biri ayrı numune sakinleri, doğuştan gelen sevki tabiileri ile, bu yorgun insanlar yurdunda bir nevi sosyal sorumluluk faaliyeti yürütüyor gibiydiler. Baha’nın 19 takıntısı, ki her günki fasıl ortamına 19 günde bir kendi kesesinden karşılayarak pide ikramını da dahil ederdi. Efraim’im mor gardırobu ve ona bir nevi sükunet sağlayan neşesi. Şahin’in günde beş kere ip destesi kemerini günde beş kez çözüp tekrar bağlaması, odasında gece gündüz devamlı yanar vaziyette kalması için şamdanındaki mumu beslemesi, tutkuyla icra ettiği gitar nameleri.

Bunlar kaşla göz arasında bizim ihtiyar figüranla kartpostalcı teyzeyi baş göz etmişler. İki sönük çırayı allem kullem birbirlerine çatıp ayağa dikmişler.

Nikah günü anamın terekesinden allı güllü bir entari getirdim kartpostalcı teyzeye cemiyet kıyafeti olarak. İhtiyar figüran, evvelsi gün bir rol teklifi almış yeni yetme bir yönetmenden. Emektar laci takımına ruhen de sığamıyor. Hayatında ilk kez başrolde gibi takılıyor, oyunu kopartma imtihanı veriyor sanki. Ben dahil sekiz şahitle pansiyonun lobisinde kıyıldı nikah, imzalar atıld, gelinle damat Carulli’nin vals müziği eşliğinde dans ettiler. Kuru pastalarımızı yerken üniversite yerleştirme sonuçları açıklandı: Yunivörsiti of Medreset’ül Uludağ, Politika ve Amme İdaresi bölümü. Bir tur da benden çok pansiyonerlerin sevinmesine bahane olan bu haber için halaya girdik, ki hızımızı yeni almaya başlamışken ihtiyar damat fenalaştı. Üçlü kanepeye uzattık damadı, kıravatını gevşettik, kolonya koşturdum, avuçlarını ovaladık.

Ambulans bizim memlekette demokrasi, insan hakları, fikir hürriyeti gibi bir şey. Şoförü, paramediği, acil tıp teknisyeniyle, kadrosu kadınlardan mürekkep bir ambulansın arkasına takıldık sarı taksiyle. Sekte-i kalp. İhtiyarı yoğun bakıma aldılar. Kimimiz yeni gelini avutmaya kimimiz nasipsiz damada yetişmeye çalıştık. 19 numara sakinleri bu telaşenin her detayında mesuliyet üstlendiler. Neyseki bir hafta geçmeden ihtiyar figüran ayaklandı, normal odaya aldılar kendisini. O gün herkesle helalleşip resepsiyonu Alamanya’daki patronun yeni mezun yeğenine devrettim. İhtiyar figüran ertesi gün öldü.

Pansiyonun çıkmaz sokağındaki camiiden kaldırdık cenazeyi. Terbiyesini aldığım dinî erkâna göre biraz farklı oldu merasim. Şahin güneşe yönelip çok afedersiniz bevledecek gibi malum kuşağını çözüp bağladı. Baha musallayı arkasına alaraktan 19’un üstüne katladığı dualar okudu. Efraim, koyu mor yas kıyafetleri içinde başını hürmetle öne eğerek istavroz getirdi sürekli. Ben üç ihlas bir fatiha okuyup üfledim, yüzümü sıvazladım. Neredeyse gelin olduğu gibi dul kalan kartpostalcı teyze cam şeker dağıttı cemaate.

İlk sömestr tatilinden sonra uğradığımda pansiyonu kapalı, varlığından haberdar olmadığım kepengi mühürlü buldum. Akıbetiniyse okuldan mezun olduktan sonra öğrendim. Ben ayrıldıktan bir ay kadar sonra şafak operasyonu tertip edilmiş pansiyona. Fakat benim de bir defasında şahit olduğum yanlış ihbar sonucu yapılan ahlak baskınından daha farklıymış mesele. Direkt 19 numaralı odayı basmışlar. Baha’yı, Efraim’i, Şahin’i ters kelepçeyle çıkartıp götürmüşler, bütün eşyalarını da el koymuşlar. Hatta duvar kağıtlarını, parkeleri, prizleri de söküp arkalarını kontrol etmişler. Yıkıcı faaliyet şüphesiyle almışlar herifleri. Üç gün geçmemiş ki pansiyona mühür vurmuş belediye.