Bu sarayı ben adam ettim. Pinti kocam, yani Kral Bilmemkaçıncılui, estetikten ve bilumum inceliklerden anlamayan hödüğün tekidir çünkü. Babasından kalma, döküntü saraya yıllardır bir çivi bile çakmamıştı ben gelesiye kadar. Tahtakuruları yoldaşları olmuştu da Allah beni bunlara yolladı kuzey ülkelerinin birinden. Çünkü biz renkli gözlü, beyaz tenli, soğuk nevale kuzeyliler; düzeni, sadeliği ama görkemi pek severiz. Babama dedim daha evlenmeden: “Beni bunlara verme. Bak adlarını duyunca bile bir kaşıntı geliyor.” diye direttim ama siyaseten dedi milletin namına katlan dedi. Milliyetçiliğime oynadı, dayanamadım. İşte geldiğimden beri bu menhus sarayla uğraşıyorum. Iyy.
Beni engellemeye çalıştılar anasıyla kaç kere. Adımı müsrife çıkardılar. Yılmadım. Benim asil gözlerim böyle pespaye manzaralara layık değil çünkü. Gözümün değdiği yer temiz ve nizami olmalı. Şık olmalı. Hizmetçiler! Gelin şu boş bardakları alın. Kralınız nerede? Hıı tamam çekilebilirsiniz. Hah, ne diyorduk. Asil gözlerim ve gördüğü yerler hakkında kimi mülahazalar. Yılmadım çünkü yılmak benim sözlüğümde yer almıyor. Yıldırmak kelimesi yer alıyor. Ben onları ve onların diğer ülke temsilcileri nezdindeki itibarlarını düşünürken dedikoducu mahalle karıları gibi sağda solda analı oğullu beni çekiştirmeleri…Dünya, kraliçelere de zor.
Mesela şimdi balo salonundan geçiyorum. Tık tık tık tık tık tık. Aman Allah’ım ne berbat ses bu! Kırılgan, zayıf, iddiasız. Hâlbuki babamın sarayının balo salonu böyle miydi? Çin’den getirttiğimiz pahalı ahşaplarla döşeliydi. Tok tok tok tok tok sesleri etrafı doldururken insanlar bilirdi ki asil bir yürüyüşle karşı karşıyalar. Burası peki? Şu mermerin uyuz uyuz duruşuna, desenlerinin zevksizliğine bir bakmalı. Hele ayağımın altında çıkardığı o ses…Hizmetçiler! Hizmetçileeeer! Neredesiniz be öldünüz mü? Bana limonlu su getirin çabuk, tansiyonum çıktı. Kralınız daha geçmedi mi odasına? Tamam, çekilebilirsiniz. Ne diyordum? O ses o ses. Fakirliğin sesi fakirliğin. Buraya da el atmalı ama ne zaman? Ne zamanı mı var hemen, derhal, hatta iki gün sonra! Hizmetçileeeer bana başdekoratörü çağırın. Ne demek memleketine yıllık izne gitti? Tutun ensesinden getirin karşıma.
Yine de krala da söyleyeyim de adam yerine konulmadığını sanmasın. Şu tablolar da değişmeli. Pikasso mu kaldı Allah aşkına? Herifin kemikleri kalmadı, hâlâ ondan kalan tablolar sefil sefil döşeli duvarlarda. Hizmetçileeer indirin şu perspektifi bozuk şeyleri duvardan, indir indir çabuk! Hah şöyle, kralınız nerede? Tamam çekilebilirsiniz. “Kralım kralım, en devletli kralım! Ah saygıdeğer anneciğinizle dedikod…pardon toplantınız bitmiş galiba. Ben de yeni bir şeye karar verdimdi de onu size bildirmek için rahatsız ediyorum. Ne münasebet? Ne demek yine sarayın bir yerlerini bozdurmak, olur mu öyle şey? Ruhunu tazelemek diyelim bilakis. Evet evet, bu sefer balo salonunu size layık hâle getirteceğim. Bin kişilik salonun zemini hiç oluyor mu öyle? Efendim, zaten geçen yıl mı yaptırmıştık? İspanyol mermeri mi? Aman ne anlasın onlar? Medeniyetten anlasalardı Endülüs’e kıymazlardı. İstemiyorum ben. Kırmızısı az bir kere. Çıkardığı sese hele ayar oluyorum ayar. Ne biçim mi konuşuyorum kralım ayar mayar diyerek? Pardon. Ama ne yapabilirim, beğenmiyorum. Hemen veriyorum siparişi. Babamın sarayınınkinden. Çin’den getirtiyorum hemen. Çin bizim düşmanımız mı? Ama benim değil? Ben insanlarla, ülkelerle düşmanlık etmeyi doğru bulmuyorum. Biraz omurgasızım bu anlamda evet. Reel politik anlıyor musunuz? Neyse ne, emir verdim sökecekler tüm o zevksiz mermerleri. Kirli duruyor. Tamam, anlaştık yani. Siz de beğeneceksiniz. Yalnız iki güne gelmezmiş Çin’den. Hesap edemedik. Eh, bir haftaya olsun hadi. Bir hafta daha sabredeyim. Bir hafta daha…Tanrı’m, bu çirkin şeye bir hafta daha katlanmam için bana güç nasip eyle. Oldu, kralım. Ben az daha dolaşayım. Bakalım ne zevksizliklerle daha karşılaşacağım? Ne, başkası bunları dese kellesini mi alırdınız? İsterseniz deneyin bir kralım, babamı hemen devreye sokmak durumunda kalırım. Sonra beğendiğiniz mermerde belki sizin başınız yuvarlanır. Müsaadenizle.
Yine üstten konuştum. Her seferinde diyorum ki kızım tut şu ağzını. Kral hem şişko hem senden yaşlı. Kalbine inecek. Anlatamıyorum kendime. Ama iyi dedim. Ne o kelleni alırdım da imaları? Şu güzel başı gövdesinden almayı bırak, iması bile günah olmalı. Terbiyesiz adam. Hizmetçileeer! Verildi mi sipariş? Ne demek daha ölçü alınıyor? Çabuk halledin çabuk. Bana da soğuk bir şeyler getirin. Kralınıza laf anlatamamaktan geliyorum malum. Gidip şunları kontrol edeyim madem. Daha indirmeniz mi şu resimleri? Şu kadın da ne öyle? Gülüyor mu ağlıyor mu belli değil. Psikolojisi bozuk insanların resimlerinin ne işi var sarayda? Ben anlamam Mona Lisa bilmem kim. İndirin onu da, moralim bozuluyor gördükçe. Şöyle şen tabiatlıların portreleri asılsın. Mesela kim mi? Kim olacak, ben?
Hah, iyi iyi. Bayağı sökülmüş mermerler. Sökülmüş hâli bile daha şık. Babam gelince gurur duyacak benimle. Ne diyorsun kalfa mırıl mırıl? Ne demek daha yeniydi bunlar? Al evine yığ o zaman. İstemiyorum bitti. Sen ne diyorsun ak sakallı keşiş? Ak sakalın var diye her şeye yorum yapabilme hakkını şahsen ben vermedim sana. Ne demek israf? Asla değil. Senin gözlerin kataraktlı olabilir ama ben iyi görüyorum ve bunlar çok çirkin.
Neyse ki bir hafta su gibi geçti. Geldi mi bu Çinliler? Sarayın yolunu inşallah bulabilirler. Hah, bulmuşlar demek. Oh şükür. Katar katar yığmışlar bahçeye de. Kaç altınsa verin de gitsinler. Bir de bunları ağırlamayalım sarayda. Kaç altınmış? Yüz bin mi? Yuh. Çin ormanı mı getirmişler? Neyse verin de gitsinler. Hadi başlayın hadi başlayın. Beni kral mı çağırıyor? Geliyorum.
Beni emretmişsiniz kralım. Evet bugün geldi ahşaplar. Başlıyorlar döşemeye. Artık tok tok tok diye sesler gelecek ayağımızdan. Ne hoş öyle değil mi? Ne? Napolyon mu geliyor ordusuyla? Aman ne işi varmış bizim ülkemizde onun? Böyle acil misafirleri de hiç sevmem. Nerede ağırlayacağız onları? Ne? Balo salonunda mı? Aman efendim, ahşaplar daha yeni geldi dedim ya. Sizin kulakların da yaştan olsa gerek iyice azaldı duyması. Ne demek akşama hazır olur mu? Mümkün değil. Gelmesin Napolyon denen o herif de. Zaten gözüm hiç tutmuyor. Paracı gibi biraz. İmkânsız mı? Eh, ne yapalım? Oturur o zaman inşaatın içinde. Başka salon mu yok hem? Oraya geçiversin n’apalım yani? Ordusu sığmaz mı? Ay bana mı sordunuz çağırırken? Çıkıyorum ben odama. Başım tuttu yine.
Hizmetçileeer! Yatıyorum ben. Akşama uyandırmayın. İşçileri de kontrol edin. Savsaklamasınlar. Dediğim gibi, sakın uyandırmayın. Yok misafirmiş Napolyon’muş anlamam. Atom fiziğine de Napolyon’una da lanet olsun.