Hesap dökümünü kontrol ederken o büyük meblağ gözlerimin pörtlemesine sebep oluyordu ama yine de beni çok mutlu etmişti. Kim bu zamanda bir yıldız satın alabilirdi ki? Hem de sevdiği ve kendi adına. Büyük bir hamle. “Bizim aşkımızı gökte yaşatan bir yıldızımız var artık!”
???
Annem her zaman haklı olmayı başarırdı. Benim bu salaklığımı duyduğunda dudağı sol üste kaymış, içinden söylediği onca şeyi çok iyi işitmiştim. Şöyle bir süzmüştü beni. “Geri zekalı.” diyordu bakışları. Haklıydı da ama haklı olduğunu bilmemeliydi. Sonra hep yüzüme vuracaktı.
Yıl dönümümüze birkaç gün vardı. Bu aşkı ölümsüz kılma gibi bir dürtü beni rahat bırakmıyordu. Nasıl olacağına dair pek bir fikrim olmasa da bir şeyler yapmam gerektiğini söylüyordu içimde bir ses. Tivitırda gezinirken sehven tıkladığım bir ilk beni bu işe sürükledi: Bir yıldız satın aldım. Aşkımızı ölümsüz kılmak için muhteşem bir fikir. Daha ne duruyoruz? Biz de gökte aşkımızı görmek istemez miyiz? Sitede bu sorularla karşılaştım. Hepsine bir güzel cevap verdikten sonra cüzdanımı aradım buldum. Koca çantamın içinden hemencik çıkmamasının bir manası varmış da işte cahil ben nasıl anlayayım onu. Bilmem kaç yüz taksite bir yıldız satın almışım. Güya. Yedim ben de. Yıl dönümümüzü kutlamayı planladığımız yeri çok önceden ayarlamıştım. Ama hava durumunun nasıl olacağını kestiremiyordum. Sis kaşıkla yenirdi. Müstakbel şahsın yüzünü gördüğüme şükrediyordum. Gökyüzünü göremesek de ona ikimizin artık bir yıldızı olduğunu söyledim. Bana annem gibi baktı ama iki saniye sürdü. Nasıl baktığını anlamış olacak ki gözlerini göğe çevirdi. Sisli göğe dakikalarca baktı, dakikalarca bir şey demesini bekledim. Dakikalarca sustuk. O gece benden ayrılmaya karar verdiğini sonraları anladım. Ona yıldıza dair hiçbir şey sormadım. Yıldıza dair beklediğim şeyi de duymadım ondan. Ne beklediğimi ben de bilmiyordum aslında. Ne diye böyle bir şey yapmıştım, sevginin tezahürü müydü, neydi bilmiyorum. Anneme göre aptallıktan başka bir şey değildi. Anneme hak verecektim ama üstünden zaman geçmesi gerekiyordu.
O akşam içime bir öküz oturmuştu sanki. Boğazıma da bir yumru. Cüzdanım bomboştu. Bunu pek dert etmiyordum. Ama kapı çalınıp da hiç tanımadığım bir çocuk karşımda dikildiğinde, bana donuk bir yüz ifadesiyle “Bizim hakkımız olan parayı bir uçurumdan bırakmayı kendine nasıl hak gördün?” dediğinde soğuk rüzgâr kuvvetli bir tokat gibi çarpmıştı yüzüme.
Çocuk tek cümle kurup arkasını dönmüştü. Yüzü öyle tanıdıktı ki. Bakışları öyle soğuk. Dakika geçmeden uzaklaştı. Ne aşkı ne yıldızı ne göğü. Zırvaymış hepsi. Annemin yanına gittim içeri. Anne dedim tekrar baksana bana öyle. Nasıl. Öyle işte. Bana nasıl olduğumu hatırlatır gibi. Ne yaptığımı gösterir gibi. Anne gibi. Ne saçmalıyorsun. Anne ben ne aptalmışım.
O gece ikinci el ilan sayfalarına girip yıldız piyasasını araştırmaya koyuldum. Daha doğrusu benim gibi başka aptallar var mı ona bakıyordum. Dünya ne zorsun. Biz aşk diye neyi biliyormuşuz.