“Bir kuşun sabahın ilk saatlerinden akşamın son demlerine kadar öttüğünü işittiniz mi? İşitmekle kalmayıp onu dinlediniz mi? Dinlediğinizi anlayıp ona cevap verdiniz mi? Veremezsiniz; çünkü hey dili dili, kuş dili dili, hey!”
Sahne hayatına absürt komedi ile adım atmıştı Şevval. Akıllı kızdı, insanları gülmekten kırar geçirirdi ama bazen heyecanı aklına ket vururdu. O anlarda donakalma numarası yapar ve atılan kahkahalar ile yerince donduğunu anlardı. Çözülmesi saliseler sürmese de bu durum onu hep endişelendirirdi. Annesi Nermin Hanım’ın desteğiyle bugünlere kadar gelmişti.
Sahneden kulise geçince hafif bi çığlık attı. Yine donmuştu. Bu sefer donuk imdadına seyircilerden birinin “Açıl susam açıl!” haykırışı son verse de bu durum artık çok can sıkıcı olmaya başlamıştı. Diğer şovmenler gibi bunu gösterisine malzeme olarak kullanmak istemiyordu.
- Kızım sakin ol! Bak alkışları duymuyor musun?
- Anne bi dur ya!
- Tamam gel otur şu sandalyeye.
Şevval ring arası vermiş boksörler gibi çöktü sandalyeye. İnsanın kendi ile mücadele etmesi pek tabii zordu. Annesi Nermin hanım kızının sinirlerini yumuşatmak için kafa masajına başlamıştı bile.
- Anne ben ara vermek istiyorum.
- Ne demek ara vermek istiyorum?
- Bildiğin ara vermek istiyorum.
- Kızım saçmalamasan mı?
- İşim bu ya anne, saçmalamak!
- Dur bi kahve getireyim, kendine gel. Bekle burada.
Şevval’in bakışları annesini korkutsa da Şevval bu konuda kesin kararlıydı. Onlarca insanı en fazla yirmi dakika süren bi şovla güldürmek kolay iş değildi. Her hafta o yirmi dakikaya hazırlık için ciddi mesai yapar, Kadıköy’de girilmedik mekan bırakmazdı. Dışarı çıkacak enerjisi ama aslında parası olmayınca da internetin derinliklerine dalar ve bir güzel avlanırdı. Öyle ki yabancı şovmenleri taklit eden hatta birebir aynı gösteriyi yapan insanları hemen tanır ve gösterilerinde buna inceden değinirdi. Ama artık yorulmuştu. Bakmaktan, görmekten gına gelmişti. Her hafta olacak iş değildi.
- Al, iç şunu kızım.
Kahve Şevval’in kararlı bakışlarını yumuşattı. Bir dosta sarılır gibi kupaya sarıldı elleri. Annesi onun iyiliğini istese de şöhret hevesine kapılmıştı bir kere. Kızını sürüklediğinin farkında bile değildi. Şevval kahvesinden bir yudum alıp konuşmaya devam edecekti ki annesi hemen atıldı:
- Ben diyorum ki sana böyle cafcaflı bi sahne adı bulalım. Bu civarlarda tanındın ama geçen sefer internete düşen kesitle bayağı takip eden oldu seni
- Anne. Beni biraz yalnız bırakır mısın?
- Kızım ama yapma böyle şimdi!
- Anne lütfen.
Nermin Hanım istemeye istemeye odadan çıktı. Şevval derin bir nefes aldı. Kahvesini yavaş yavaş yudumlarken zihninde dönen bin tane düşüncenin enkazını dolaştı. Emindi. Artık kendini oyalayamayacak kadar keder içindeydi. Mimarlığın ikinci yılındayken babasını kaybetmişti. Yasını tutamadan evin babası rolünü üstlenip okuldan arta kalan vakitlerde çalışmaya başlamıştı. O zamanlar her şeyi dalgaya vurup “Büyük bir trajedi başlıyor!” şeklinde haykırırdı. Hayatının ciddiyetini mizah ile örtmeye çalışırken bir anda sahnede buldu kendini. Anlattı, anlattı, anlattı. Ama keşke ağlasa, ağlasa, ağlasaydı. Bu işten iyi para kazanmaya başlayınca derslerini aksattı ve nihayet okulunu dondurup bütünüyle sahneye döndü. Sahnedeki dördüncü yılında insanları güldürmekten tiksiniyordu. Onu güldüren, güldürmeye çalışan bi Allah’ın kulu olmamıştı.
Şevval’in derin nefesleri sıklaşmaya başlamıştı. Şevval sinyali alsa da artık karşı koyması imkânsızdı. Panik atak çoktan başlamıştı. Kendini teskin etmeye çalışsa da nafileydi, nefesleri ona yetmiyor gibiydi. Bir şeyler onu boğuyordu. İçinden kesintisiz bir şekilde çığlık atmak geliyordu. Bunu neden daha önce yapmamıştı ki? Elindeki kupa yere düşünce paramparça oldu. Şevval de düşmek üzereydi. Nermin Hanım gelmeseydi Şevval düşmüştü.
Şevval gözünü açtığında kendini bir sedyede buldu. Sakinleştirici verildiğini anladı. Eli ayağı tutmuyordu. Zihni yok gibiydi. Ama çok ses vardı. Çok ses. Sahnede gibiydi. Etrafına bakınca acilde koşturan, ağlayan, endişeli yürüyüşler yapan insanlar gördü. Bir endişeli yürüyüş sahibi de ona doğru geliyordu. Bu annesi Nermin Hanım’dı.
- Kızım nasılsın, nasıl hissediyorsun kendini?
- İyiyim anne, merak etme.
- Serumun bitince çıkacağız buradan kızım. Sen dinlenmene bak, ben yanındayım.
“Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor, yastayım hiç kimse bilmiyor.” Şevval kendi kendine gülümsedi. Yas sistemini oturduğu an o andı. Kendini güldürmeyi başarmıştı. Artık gülerek yasına baharlar sunacak ve her panik atakta bi sonraki için çiçekler toplayacaktı.