Kafa Nereye Ben Oraya

Müzeyyen Demircioğlu

İçimde kocaman bir boşluğun oluştuğunu hissettiğim o an, annemin ellerini son kez tuttuğum andı. Yasinler okunuyor, helvalar dağıtılıyor ama ben o boşluğumla beraber odada yok olduğumu biliyordum. Annem neden hareketsiz yatıyordu, elleri neden buz gibiydi ve bu kadar insan niye toplanmıştı? Hiçbirisini anlayacak vaziyette değildim. Sonra kocam neden beni annemin yanından zorla çekip bana sarılmaya ve beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Bunların hepsi uzun bir süre muamma oldu benim için. Annemin ölümü mümkün değildi, çok gençti, belli bir hastalığı yoktu, ben vardım, ölemezdi. Sonradan öğrendiğime göre buna “inkar” süreci deniliyordu ve benimki biraz uzun sürmüştü. Kocama göre de öyleydi ki buna dayanamayıp beni terk edip gitmişti. “Artık kabullen, bir senin mi annen öldü, hayatımıza devam edelim.” deyip duruyordu ama beni anlamaya çalışmıyordu. Kızgındım ona o yüzden.

Artık hayatımda beni terk ettiği için kızacağım iki insan olmuştu. Ayağım takılıp düşsem suçu ya anneme ya kocama atıyordum. Ben küçükken annem benimle ilgilenmeye çok vakit bulamazdı. Görülmeyen bir çocuktum. Babamın siniri, anneanne ve babaannemin hastalıkları onun hayatını kaplayan şeylerdi. Ben sadece ihtiyaçları görülen küçük bir kız çocuğuydum. Yirmili yaşlarımın sonuna doğru annemin hayat meşgalesi bittiğinde anne kız birbirimize vakit bulmaya başlamıştık. Mutluyduk. Ama otuzlu yaşlarımın başında bıraktı gitti yine beni. Ve ben tekrar görülmez çocuk oldum. Kocam da görmedi beni, Allah da. O kadar öfke doluydum ki iş yerinde de herkes benden çekinirdi. Bağırıp çağırmadığım, öfke krizleri geçirmediğim ve eve gelince de ağlamadığım gün neredeyse yoktu. Çok yalnızdım.

Bir gün iş çıkışı kaldırımda yürürken gözüm bir karta takıldı. Kartın üzerinde “Yashane” yazıyordu. “Yasını yalnız yaşamak istemeyenler için” alt başlığını görünce içim ürperdi. Birileri beni duymuş görmüş gibi hissettim. Eve gidince tereddüt etsem de karttaki numarayı aradım. Burası bir psikoloji araştırma merkeziymiş. “Yas yaşayan insanların bir aradayken kabullenme evresine, daha kısa sürede geçmesinin imkanlılığı” üzerine bir araştırma yapıyorlarmış. Telefonu kapatıp hemen Google’dan baktım. Evet böyle bir araştırma merkezi vardı ama birisinin bir oyunu olup olmayacağı konusunda hala tereddüt içerisindeydim. Kaldırımda kart bulmalar ancak filmlerde olurdu zira. Ama biraz düşününce yalnızlığım ve öfkem çok canımı sıkmaya başlamıştı. Ve ne olacaksa olsun, bir gidip görüşmeye karar verdim.

Şehrin biraz dışında dağlık bir alandaydı merkez. İçeri girdiğimde danışmaya doğru ilerledim. Kendimi hatırlattım ve detaylı bilgi almak istediğimi söyledim. Bir dakika bekledikten sonra bir odaya alındım. Karşımda hafif toplu orta boylu bir kadın vardı. Merkezin psikologlarından biriymiş. Telefonda da söyledikleri gibi yas yaşayan insanların bir arada bu süreci daha kolay atlatacaklarına dair bir araştırma yapıyorlarmış. Ve gönüllü insanlar arasından şartlarına uyan insanları seçip bir aylık bir kampa alıyorlarmış. Merkezde beş bölüm varmış. İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Bu beş bölümü farklı yaş gruplarından kadın ve erkeklerin hangi sürelerde tamamladığı gözlenecekmiş. Bana da isteğim üzerine bir test yaptı psikolog, sorular sordu. Şartlara uyduğumu ve istediğim zaman merkeze gelip bir aylık kampa girebileceğimi söyledi.

Merkezden çıktığımda hala tereddütlerim vardı. Ama uzun zaman sonra ilk defa bu kadar heyecanlanmıştım. Sanırım deneyecektim. Eve vardığımda çoktan akşam olmuştu. Eve girdim ve uzun süredir temizlemediğim evimi temizledim dip köşe. Annem aklıma geldi, bir yerlere gitmeden önce evi temiz bırakırdı ölür kalırsak diye. Ama ölümü çok ani oldu, beklemediğimiz anda. Evi de temiz değildi. Kimse de arkasından “ne kadar pis kadın” demedi. İçinden dedilerse de onların ayıbı. Ölüm bu, ne zaman uğrayacağını bilemezsin. Senin de evin, kıyafetin temiz olmayabilir. Kalbin temiz olsun yeter ki. Kendi kendime konuşmayalı uzun süre olmuştu. Hıncımı insanlardan almışım hep son zamanlar. İyi geldi. Sonra iş yerinde kalbini kırdığım ne kadar arkadaşım varsa mesaj atıp hepsinden helallik diledim. En son da müdüre mesaj attım ve yıllık iznimi toplu almak istediğimi söyledim. Kafa tatili yapacaktım. Annemden sonra hiç izin almadığım için ve beni de iyi görmediğini de söyleyerek izin verdi sağ olsun.

Evimi de kalbimi de temizleyip hafiflettikten sonra valizimi hazırladım. Aklımda tek bir kişi kaldı. Eski kocam. Ona karşı biraz öfkemin hafiflediğini hissedince yaptıklarım geldi aklıma. Adamı heder etmiştim kendi acılarım ve öfkemle. Bana iyi gelmesine de izin vermemiştim. Dünya ben ve acılarım etrafında dönüyordu sanki. Biraz kulağımı ona versem ve yardım almayı kabul etsem her şey daha farklı olabilirdi. Ona da bir mesaj attım. “Sana çok kızgınım. Her halükârda yanımda olmalıydın. Ama ben de seni çok hırpaladım. Hakkını helal et.”

Sabah uyandığımda hafif bir kahvaltı edip valizimi de alıp yola koyuldum. Gerçekten kafa tatiline çıkmış gibiydim. Yolculuk playlistimi açtım. Penceremi de açtım. Yol insanı hafifletiyor yüklerinden derdi kocam. O gezmek istedikçe ben reddederdim. Gezi planları yapardı hepsine ağız bükerdim. Adam da bir yere kadar sabretti tabi haklı. Sonra annem. Annemi de dinlemezdim hiç. Kızardım ona sadece. Herkese koşuyorsun da kendini de beni de görmüyorsun diye. Biz anne kız niye hiç gezemiyoruz diğer anne kızlar gibi derdim. Bu kadar kızmasam yükünü hafifletsem belki o da ölmezdi. Ben de yalnız kalmazdım. Öfkem kendime dönmeye başlamıştı.

Merkeze geldiğimde kendimi silkeleyip valizi alıp içeriye doğru yürüyordum ki küçük bir şok yaşadım. Kapı zincirlenmişti. Ne olduğunu anlayamadım, tekrar Google’a baktım. Meğer burası illegal bir merkezmiş ve amacı sadece anlattıkları gibi değilmiş. Kandırılmış olmanın verdiği hayal kırıklığıyla birkaç saniye boşluğa baktıktan sonra arabaya doğru yürüdüm. Yürürken korunmuş olmayı iliklerime kadar hissedip Allah’a şükrettim. Annemi, kocamı ve en sonunda da Allah’ı affettikten sonra sıra kendime gelmişti. İşte bunun için de sağlam bir kafa tatili lazımdı. Arabayı çalıştırdım. Radyoda Sıla’dan “Kafa nereye, ben oraya” çalıyordu.