Ramazan, bağa girdiğinde esintiyle beraber gelen mis gibi kokuyu içine çekti. Çamurlu çizmeleri ağırlık yaptığından, yanından geçtiği bir taşa ayağını vurarak çamurları dökmeyi denedi. Çizmeyi tekrar giymek için oturduğu taşın kenarında daha önce fark etmediği bir asma gördü. Daldan sarkan salkıma doğru eğildiğinde üzümlerin renginin diğerlerine hiç benzemediğini de anladı. Bir üzüm tanesi alarak ağzına attı. Aldığı tanenin bıraktığı minik sulu parçanın arıları çekip diğerlerine de zarar vereceğini bildiğinden salkımın tamamını koparıp yemeye başladı. Üzümün hem tadı hem kokusu diğerlerinden çok farklıydı. Daha önce bunu fark etmemiş olmasına şaşırdı. Sonra bağın büyüklüğü ve sürekli içeride işçilerin olması bu durumu kafasında normalleştirdi. Akşama kadar bağda oyalanıp eve gitmek için yola çıktığında sabah tattığı üzümler aklına geldi. Bağa dönüp birkaç salkım kopardı. Eşi ve çocukları üzümü hiç sevmezlerdi çünkü yıl boyunca o kadar çok üzüm yiyor, pekmez içiyor, şarap ve sirke yapıyorlardı ki üzüm onlar için çile ve zahmet demekti. O yüzden üzümleri denemeleri için Ramazan’ın epey uğraşması gerekti. Eşi Nazmiye’ye, çocukları Ali, Abdullah ve Zübeyde’ye tek tek ve uzun uzun dil döktü. Sonunda ikizlerden Abdullah, sırf babası artık sussun diye üzümü denemeye karar verdi. Üzümün tadını o kadar beğenmişti ki, diğerlerinin ikna olması bundan sonra çok kolay oldu. Ramazan’ın getirdiği salkımlar bitince büyük oğlu Ali, bağa üzüm toplamaya gitti.
Ramazan ve ailesi günlerce üzüm yediler. Komşularına ikram ettiler. Üzümlerini tatması için üzüm ve şarap tüccarlarını bağlarına davet ettiler. Asmadan kök alıp kendi bağlarına dikenler hayal kırıklığına uğruyordu. Asma sanki Ramazan’ın bağı için yaratılmış gibiydi. Ramazan ve eşi üzümden pekmez yaptılar, sirke yaptılar, şarap yaptılar. Bunların hepsi deneme boyuydu, hangisi en çok beğenilirse onunla devam edeceklerdi. İlk denemeleri kendileri yapıyor, hangisi ile çalışmaya devam edeceklerine karar veremiyorlardı. Asmalar o kadar bereketliydi ki her ürüne yetecek kadar üzümleri olacak gibi duruyordu. Sirkeyi deneyen Nazmiye ve komşuları daha önce böyle sirke tatmadıklarını, temizlikte denedikleri tüm ürünlerden daha etkili olduğunu hatta nazarı ve büyüyü bile sarıklı tükürükçü hocalardan daha hızlı bozduğunu fark ettiler. Evde kalmış kızlarını oğlanlarını bu sirke ile yıkadılar ki nasiplerini kapatan kem gözlerin nazarı üstlerinden aksın gitsin.
Ramazan, hazırladığı ürünlerden en son şarabı deneyecekti. Olgunlaşması için henüz zaman olmasına rağmen bir gece dayanamayıp çömleklerden birini açtı. Açması ile gelen kokunun başını döndürmesi bir oldu. İçmeden sarhoş olmuş gibiydi. Kokunun mükemmelliği Ramazan’ı bir süre duraklattı. Önce kokuya doymak istiyordu. Bir kaç dakika gözlerini kapatıp kokuyu içine çektikten sonra kadehteki şarabı şöyle yuvarlak hareketlerle bir çalkalayıp yavaşça içti. İçtikçe içine mutluluk akıyor gibiydi. Bir kadeh, bir kadeh daha derken, çömleğin başında sızıp kaldığını sabah uyandığında fark etti. Nazmiye onu yatması için uyandırmaya çalışmış, olmayınca üzerine bir battaniye atıp gitmiş olmalıydı. Battaniyeyi omuzlarından sarıp depodan dışarı çıktı. Çocuklarına ve eşine şarabın tadını anlatacaktı ki, söze onlar başladı. Gece Ramazan’ı depoda bulmuşlar, çömleğin açık olduğunu fark edince onlar da denemişlerdi ve belli ki henüz hiçbiri tam olarak ayılamamıştı.
Ramazan ve ailesi günlerce su yerine şarap içtiler. Günlerce sarhoş gezdiler fakat evden hiç çıkmadıkları için bu sarhoşluktan kimsenin haberi olmadı. Sonunda sarhoşlukları normalleri olmaya başladı. Birgün Nazmiye evdeki herkesi banyoya sokup sirke ile yıkadı. Komşularının üzümlerine sahip olmak için kendilerine büyü yaptıklarını iddia ediyordu. Üzüm bağlarına ortak olmak için çocuklarını ele geçirmek istediklerini, kendi çocukları ile evlenmeleri için hepsine ayrı ayrı büyü yapıldığını, evli komşularının hem Ramazan’a hem kendisine göz koyduğunu anlatıp duruyordu. Sonunda ailecek bu hikayelere o kadar bağlanıp tutundular ki tüm pencereleri sıkı sıkıya kapattılar. Bağa giderken yüzlerini maskelerle kapatıyor, eve gelince kapılarını iyice kilitliyor, perdeleri çekip lambaları kapatıyorlardı. Televizyonu dahi açmıyorlardı ki sızan ışıktan evde oldukları anlaşılmasın.
Birgün Ramazan evde şarap bittiği için depoya inmek zorunda kaldı. Bir şişe şarapla eve döndüğünde bahçede birinin pusu kurduğunu, kendisini öldürmek üzere beklediğini söyledi. Bunları söylerken kan ter içinde kalmıştı. Korku hepsini öyle sardı ki, şarap içip sızmaya karar verdiler. Sabah uyandıklarında içlerindeki korku büyüyerek bir deve dönüşmüştü. Nazmiye, kapıda büyük bir valizle bekliyordu. “Buradan gideceğiz.” dedi. “Üzümlerimizi de alıp gidiyoruz.” Zübeyde, üzümler bizim bağdan başka yerde olmuyor ki” dedi. Fakat Nazmiye torbalara bağdan toprak da alacaklarını ve üzümlerin yabancılık çekmeyeceğini iddia etti. Hep birlikte yola çıktılar. Günlerden pazartesi idi. Uzun bir yolculuk yaptılar. Üçüncü şehre girmek üzereyken Ali’nin telefonu çaldı. Arkadaşlarından biri Ali’yi merak edip aramıştı. Apar topar telefonu kapattırıp, camdan dışarı attırdıklarında Abdullah Ali’yi deli olmakla suçladı. Ali’yi aramalarının nedeni nerede olduklarını öğrenmekti. Ali yaptığı hatadan dolayı sürekli hayıflanmaya başlamıştı. Zübeyde, Ali’yi telefonu yanına kasıtlı almakla suçladı. Hatta ikizi Abdullah’ı da buna inandırdı. Abilerini ajanlıkla suçluyor, komşuları ile işbirliği yaptığını iddia ediyorlardı. Bir benzinlikte mola verip tuvalete gitmek için arabadan indiler. Abdullah, herkesin dalgınlığını fırsat bildiği bir anda, benzin almak için duran araçlardan birini açık bulup kontağı çevirdi. Zübeyde’yi de kolundan tutup arabayı hareket ettirdi. Zübeyde ve Abdullah, Ali ile birlikte anne ve babalarının da kendilerinde kurtulmak istediklerine, üzümlere ortak ismediklerine inanmışlar, canlarını ailelerinden zor kurtarmışlardı.
Bu arada ailenin durumundan epeydir şüphelenen yakınları o gün bağa gelmemeleri üzerine evlerine gelmiş, kapıları kilitli, bağı talan edilmiş halde bulunca polise haber vermişlerdi bile. Arabası çalınan adamcağızın da şikayeti ile şüphelilerle ilgili verilen bilgilerin birbirine uyması iki olay arasındaki bağlantının kurulmasını kolaylaştırmıştı. Polis komşuları ve Ramazan’ın işçilerini dinlemiş, ailenin kaçırıldığı şüphesi ile soruşturma başlatmışlardı.
Abdullah ve Zübeyde’nin kaçması Ramazan ve Nazmiye’nin Ali'ye olan kızgınlığını artırdı. İkizleri takip etmek için hareket etmekte geç kalmış olan iki eş, Ali’yi sürekli suçluyor, azarlıyordu. Sonunda Ali de kapıyı çarpıp çıktı. Çıkarken yanında bulunan şarap şişelerinden ikisini almayı da ihmal etmedi. Benzinlikten başka bir binanın bulunmadığı bu ıssız yolda yürümeye başladı. hava kararmaya başlayınca ileride gördüğü bir mağaraya sığındı.
Ramazan ve Nazmiye, bir süre arabada hareketsiz beklemiş sonra çocuklarının üzüm bağlarına sahip olmak için anne ve babalarından kurtulmayı planladığına karar vermişlerdi. Gitmeleri iyi oldu yoksa bizi öldüreceklerdi diye teselli ettiler kendilerini. Ramazan yolda çevirme olur da alkollü çıkarım diye korkusundan şarap şişelerine dokunmuyordu fakat Nazmiye susadıkça şarap içiyordu. İçtikçe kendinden geçiyor, tüm akrabalarını üzümlerini çalmakla, kendilerini çekememekle suçluyordu. Kaynanasının ilk zamanlardan beri kendisini sevmediğini, eve dönecek olurlarsa Ramazan’ın onu boşaması için büyü yapacaklarını söylüyordu. Komşularını, arkadaşlarını, çocuklarının öğretmenlerini, mahallenin muhtarını… Herkesi ama herkesi kendisine düşman ilan etmişti. Geçen gün pencereden evi izleyen komşularını gördüğünü, çocukların durumunu görüşmek için okula çağıran müdürün lafı üzümlere getirip ağzını aradığını, sirke almak bahanesi ile kapılarını çalan tüccarın şarap mahzenine girmeye çalıştığını, mahalle bakkalının bir kaç şişe getirin satayım hem ben kar edeyim hem siz diyerek onları kazıklamak istediğini, muhtarın koyunlarını bağa sokup asmalara zarar verdiğini anlatıp duruyordu.
Abdullah ve Zübeyde arabayı çalıp kaçarken öyle ani karar vermişlerdi ki çantalarını yanlarına almamışlardı. Küçük bir ilçeye girdiklerinde benzin bitmiş yolda kalmışlardı. Acıkmış, susamışlardı ve yavaş yavaş şarabın etkisinden kurtulmaya başlamışlar, şarap etkisini yitirdikçe son zamanlarda yaşadıkları ruh halinden çıkmaya, akılları başlarına geldikçe de nerede neden bulunduklarına dair kafa karışıklığı yaşamaya başlamışlardı. Sonunda Zübeyde eve dönmeleri gerektiğini söyledi. Atları susuzluktan ölmek üzere olmalıydı. Abdullah da onunla aynı fikirde olunca otostop çeke çeke eve dönmeye karar verdiler. Önce bir kamyon durdurdular. Uzun yol şoförü misafiri severdi. Adam hiç nazlanmadan iki kardeşi aracına aldı. Nereden gelip nereye gittiklerini sordu. Abdullah kardeşini cam kenarına oturtmuştu. Yakın bir akrabalarını ziyarete geldiklerini fakat yolda telefon ve cüzdanlarını çaldırdıklarını söyledi. Bu yalan birkaç araç değiştirerek evlerine kadar gelmelerini sağladı. Bahçe kapısına yaklaştıklarında bir polis aracının ve kameraları ile etrafta çekim yapan birkaç gazetecinin olduğunu fark ettiler. Komşularından biri parmağı ile iki kardeşi işaret ettiğinde, polis ve tüm gazeteciler onlara doğru koşmaya başladı. Zübeyde iki eli ile kardeşinin koluna sarılmıştı. Ardı ardına sorular sıralanıyor onlar ise duyduklarından hiçbir şey anlamıyordu. Ailenin diğer üyelerinin şu anda nerede olduğunu bilmediklerini, evden ayrılmalarının sebebinin kendilerini tehdit eden komşuları olduğunu tekrar edip duruyorlardı. Komşuları tehdit sözünü duydukça birbirine kısa bakışlar atıyor, hedeftekinin kim olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Polisler ifadeleri aldıktan sonra Zübeyde’nin ruh halinin iyi olmadığına karar verip onu teşhis ve tedavi için ruh ve sinir hastalıkları hastanesine sevk ettiler, Abdullah’ı da araba hırsızlığından tutukladılar.
Bu ara Ali, mağarada 36 saati devirmiş, yanına aldığı şarapları bitirmişti. Sarhoştu ama acıktığını fark edecek kadar aklı başındaydı. Yiyecek bir şeyler aramak için uzun bir yürüyüşe çıkmış ve yolun sonunda küçük, şirin bir kasabaya ulaşmıştı. Yorgun ve bitkin hali onu çok gariban gösteriyor ama hafif sarhoşluğunu gizlemiyordu. Bir kahvehanenin önünde durdu. Boş masalardan birine oturdu. Herkesin herkesi tanıdığı bu küçük yerde, Ali’nin kim olduğu merak uyandırmıştı. Kahveci hiç soru sormadan masasına bir bardak çay koydu. Ali, çaydan bir yudum almıştı ki, diğer masalardan fısır fısır bir uğultu yükselmeye başlamıştı. Herkes haberlerde bahsedilen kayıp aileden haberdardı ve yayınlanan fotoğraftakilerden birinin bu genç olduğunu hemen anladılar. Ali, henüz şarabın etkisi altında olduğundan, gelen uğultunun kendisini öldürme planı yapan bir alay haset köylüden yükseldiğine kanaat getirdi. ayağa kalkıp hızla uzaklaşmak istedi fakat onu durdular. Herkes onların büyük bir suç işledikleri için kaçtığına çok ikna olmuştu bile. Araba hırsızlığı yapmış olmaları da bu suçlamaları güçlendiriyordu. Kaçmak isteyen Ali ile kahvehanedekiler arasında itip kakmalı bir arbede yaşanmış ve bu sürede haber verilmiş olan polis ekipleri de Ali oradan ayrılmadan kahvehaneye baskın yapar gibi girmişlerdi. Ali’nin kollarını arkadan kelepçeleyip polis aracına bindirdiler. Yapılan sorgulamalar, Ali ile ilgili suç oluşturan herhangi bir durumun olmadığı sonucuna dayanınca Ali, serbest bırakıldı. Evine ulaşana kadar idare etmesi için cebine bir miktar para konuldu, bileti alındı, terminale kadar bırakıldı. Ali’nin anlattığı saçma sapan şeylerden kimse bir şey anlamamıştı, zavallının teki olarak görülmüş suç işleyemecek kadar saf olduğuna karar verilmişti. Ali, uzun ve aktarmalı bir yolculuğun ardından evine vardığında, birkaç akrabasını evde kendilerini beklerken bulmuştu. Akrabalarından kardeşlerinin durumunu öğrendi fakat onlar için bir şeyler yapmak yerine mahzene gidip şarapları kontrol etmeyi tercih etti. Ayak üstü birkaç kadeh içip odasına uyumaya çekildi.
Ramazan ve Nazmiye, yanlarına aldıkları para sayesinde yolculuğa devam ediyorlardı fakat sık sık kavga etmeye başlamışlardı. Nazmiye sürekli şarap içiyor, şarap içtikçe yeni komplo teorileri üretiyordu. Ramazan şarabın etkisinden çoktan çıkmıştı ve artık Nazmiye’nin sanrılarının ve paranokyakça uydurduğu hikayelerin saçmalığının farkına varmıştı. Ne var ki Nazmiye’yi anlattıklarının deli saçması olduğuna ikna etmek çok zordu. Sonunda Ramazan dayanamamış arabada kalan son şarap kasasını alıp uçurumdan aşağı atmıştı. Nazmiye yuvarlanıp kırılan şarap şişelerinin ardından koşmayı denemiş, olmayınca uçurumun başına oturup saatlerce ağlamıştı. Ağlamaktan yorgun düşüp uyuyakaldığında Ramazan onu kucağına alıp arabaya bindirdi. Geldikleri yolu geri dönecekti ve eve vardığında ilk işi çocuklarını bulmak olacaktı. Bitmek üzere olan benzini haber veren sinyale bakıp en yakın benzinliğe girdi. Görevliye benzini fullemesini söyleyip hem kahve almak hem de ücreti ödemek için markete girdi. Ödemeyi alan görevli Ramazan’ı tanımış, soru yağmuruna tutmuştu. Ramazan kaçamak cevaplar veriyor, cevaplardan tatmin olmayan görevlinin şüpheleri artıyordu. Ramazan arabayı çalıştırıp da yola çıkar çıkmaz polisi aradı adam. Arabanın güneye doğru hareket ettiğini söyleyip bir kahraman edası ile gerindi. Ramazan yolda polisi görünce yavaşladı, Nazmiye panikledi. Şarabın etkisi henüz devam ettiği için kendilerini zindanlara atacaklarını, üzüm bağlarına el koyacaklarını sayıklayıp durdu. Polis, onları çok oyalamadı, ifadeleri alındı. çocukları hakkında bilgi verildi. Fakat Nazmiye kapıdan çıkmadan önce polislerden birine dönerek üzüm bağını alamadıkları için alay edip orta parmağını gösterdi. polis hiddetle Nazmiye’nin kolunu çevirip arkadan kelepçeledi.
İki gün sonra, her yer süt limandı. Baba ve iki oğlu evlerinde üzüm yiyor, anne ve kızı çizgili pijamaları ile ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin bahçesinde volta atıyorlardı.