“Canınız tehlike altında. Bu mesajı silin ve bir sonrakini bekleyin.”
Zeytin toplarken mesaj bildirim sesiyle irkildi ikisi de. Aynı anda telefonu çıkarıp mesajı okudular ve birbirlerine şaşkınlık ve korkuyla baktılar. Artık birbirlerinin yüz ifadelerinden ne demek istediklerini anlayabiliyorlardı. Bu yüzden aynı anda da mesajı sildiler.
Murat bir alnını kaşıyor, bir elini zeytine uzatıyor, zeytini heybesine atıyor sonra uzaklara dalıyordu. Yasemin ise soğuktan üşüyormuş gibi ara ara kollarını sıvazlayıp içinden dualar sıralıyordu.
Murat Yasemin’i ağaç kenarına oturtup onu sakinleştirmeye çalıştı.
“Hatun”, dedi. Yasemin ona çocuk saflığıyla bakıp iyice sokuldu. “Belli, biri bizimle alay ediyor. Hemen kendini kaptırma. Bizim çocuklar attılar belki de. Mithat böyle muzırlıkları sever bilirsin.” Yasemin biraz rahatlamış ve sevgiyle kocasına bakarken bir bildirim sesi tekrar irkilmesine sebep oldu.
“Ben emniyetten Gökhan. Gizli görevdeyim. Terörist birliklerin listesinde aileniz ve adresiniz de yer almakta. Size yardım etmek istiyorum. Takip edilmemek adına mesajı lütfen silin. Ve bu durumu çocuklarınız dahil kimseye söylemeyin. Benden haber bekleyin.”
Bu mesajdan sonra Yasemin çoçuklar duymasın diye tülbenti ağzına kapatıp hıçkırıklarını içine gömdü. Murat ise güçlü durmaya çalışıyordu. Kafasını elleri arasına alıp neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Rabia ve Mithat uzaktan göründüğünde silkelenip tekrar zeytin toplamaya çalıştılar. Murat yüzünden endişe görüntüsünü silmeye Yasemin de zorla gülümsemeye çalışıyordu. İki kardeş geldiğinde anne babasının tuhaf hallerini yorgunluklarına verdiler. Rabia:
-Hadi bakalım gençler, nöbeti devretme zamanı. Size mutfakta bir şeyler hazırladım, hem de dinlenin biraz. Dağılmışsınız, dedi. Babası gülümsedi. “Aman benim güzel kızım, bize yemek hazırlamış da bizi mi düşünürmüş” deyip kızının yanağına bir öpücük kondurdu.
Anne baba birbirlerine kaçamak bir bakış atıp hızla eve yürümeye başladılar. Normalde böyle zamanlarda çocuklarının çalışkanlıklarıyla gururlanan iki anne baba olarak ağır adımlarla sohbet ede ede giderlerdi. Bu değişim Mithat’ın arkalarından uzun uzun bakmasına sebep oldu.
- Nolmuş bizimkilere? Diye sorarken Mithat, Rabia çoktan zeytin toplamaya başlamıştı.
- Nolcak, çok yorulmuşlar belli. Yaşlanıyorlar artık. Zeytin toplama işini tamamen devralıp gerekirse ücretli adam bulsak iyi olacak. Zeytinliklerimiz genişledi.
Rabia bir taraftan konuşurken bir taraftan da hızla işini yapıyordu. Anlaştıkları firmaya sözleştikleri miktarı vermezlerse sıkıntıydı. Çevrelerinde zaten bu firmayla anlaşmayı bekleyen çok insan verdi. En büyük bahçe bunlarda olunca kapmışlardı anlaşmayı. Ama el alemden de duyuyorlardı kıskançlık laflarını. “Nasıl olur da kendi kendileri bu kadar genişlettiler bahçeyi, nasıl bu kadar ürün topluyorlar işçi tutmadan?” soruları geliyordu kulaklarına. Kimileri tarafından çalışkanlıklarıyla övülen Tuncay ailesi kimileri tarafından da haset ediliyordu. O yüzden iki tarafa da laf vermemeleri için çok çalışmaları lazımdı. Bu düşünceler ikisinin de zihninden yer yer geçerken Elif kapıdan göründü. Ablasıyla abisine el sallayıp “üstümü çıkarıp bir şeyler atıştırıp geliyoruum” diye bağırarak içeri geçti. Anne babası o gelir gelmez fısıltıyla konuşmayı kestiler.
- Hayırdır Yasemin hanımcım, beni mi çekiştiriyordunuz, diyerek annesine arkadan sarılıp sandalyeye geçti. Kızının gelişiyle olanı anlık unutan Yasemin
- He ya, seni çekiştiriyorduk. Bu kız okuyacam deyip işten kaytarmaya mı gidiyor acep diyorduk. Bu sözler üzerine üçlü kahkaha atarken Murat karısına başıyla işaret edip
- Benim güzel kızım biz çok yorulduk sabahtan. Sen yemeğini yiyip geçersin bahçeye. Biz içerde biraz dinlenelim annenle, dedi.
Elif kafasını sallayıp yemek yemeye başladı. Odaya geçer geçmez Murat Yasemin’e:
- Hatun, ben polise gitmeye karar verdim. Mesaj atan emniyettense gerçekten, zaten sorun olmaz. Biri bizimle dalga geçiyorsa da ortaya çıkar. Yasemin başıyla onaylarken yeni bir bildirim sesi daha geldi. Nefeslerini tutup odanın içinde dolanmaya başladılar. Küçük bir turun sonunda telefona baktılar.
“Aklınıza gelen o şeyi sakın yapmayın. Ben gizli birimdenim. Karakolu haberdar ederseniz ortaya çıkarsınız. Açık hedef olursunuz. Biz sizi her an izliyoruz. Az önce küçük kızınız girdi eve. Eğer dediklerimi yapmazsanız önce çocuklarınız sonra siz teker teker ölürsünüz”
Yasemin çığlık atmamak için önce ağzını kapattı, sonra dizlerini dövdü. Murat elleriyle var gücüyle kafasını sıkıyordu. “Neden biz, neden, kendi halinde olan küçük bir aileyiz. Ne istiyorlar bizden?” diye sayıklarken bu sefer sadece onun telefonuna tekrar bir bildirim daha geldi.
“Güvenlik açısından bundan sonra sadece size mesaj atacağım Murat Bey. Biliyorum, zihninizde birçok soru var. Bu yapıyı çözelim, hepsini anlayacağız. Ama sizin gibi küçük bir sürü aile var listede. Ailenizde en aklı başında olan sizsiniz. Size vereceğim talimatları uygularsanız hiç zarar görmeden bu işten kurtuluruz. Bana güvenin.”
Murat mesajı hızla okuyup telefonu yatağa attı. Karısı sorgular gözlerle bakınca “Yok bir şey, Cuma mesajı” deyip geçiştirdi. Yatağa uzanıp ellerini ensesine koyup tavanı izlemeye başladı. Bir karar vermesi gerekiyordu. Çocuklarına asla söylememesi gerekiyordu mesaja göre. Hem gizli birimin işini bozabilirdi hem de en önemlisi çocuklarının canını tehlikeye atmak istemiyordu. Kendi önemli değildi de çocuklarının yaşayacağı uzun yıllar vardı. Karısı zaten onun gözlerinin içine bakıyordu. Ne derse yapardı. Aralarında öyle kuvvetli bağ oluşmuştu ki bazen konuşmalarına gerek kalmadan anlarlardı birbirlerini. İşte şimdi de öyle olmuştu. Yasemin beyinin yanına uzanıp sakallarını sıvazlamaya başladı. “Zor bir durumun içerisindeyiz belli. Ben her zaman sana inanırım ve ne dersen yaparım biliyorsun. Az önce yine o adamdan mesaj geldi. Onun da farkındayım. Belli ki yapacaklarımızı tek sana söyleyecek. Sen ne dersen o. Ailemiz için en iyisini bilirsin deyip kocasına sarıldı. Muratta karısının tülbentinden çıkan saçlarını okşarken yeni bir bildirimle titreyerek hızlıca doğruldular.
“Onca çabamıza rağmen eviniz deşifre oldu. Bu gece evinizi, bahçenizi terk edip hızla uzaklara gitmeniz lazım. Rota sizde kalsın. Mesajlarımız okunuyor. Telefonları evde bırakın ki takip edilmeyin. Olayı çözdükten sonra biz size bir şekilde döneriz, siz de evinize bahçenize dönersiniz.”
Murat mesajı karısına gösterdi. Yasemin endişeli gözlerle “Bu gece mi? Çocukları nasıl ikna edeceğiz. Ne diyeceğiz onlara? Bizden illa bir açıklama isteyecekler. Ne yapacağız? Allah’ım bu nasıl bir imtihan” diye acıyla inlerken Murat:
-Sen bana bırak. Halledeceğim. Çocuklara kısa bir tatile çıkacağımızı söylerim. Biz yanımıza biraz para ve yiyecek alalım. Haydi hazırlıklara başla sen. Ben çocuklarla konuşmaya gidiyorum, deyip evden çıktı.
Bahçeye gidene kadar konuşmaları zihninde dolandırıp durdu. Uzaktan çocuklarını gururla izledi. Kaytarmadan çalışıyorlardı üçü de. Babalarına güvenirlerdi hep. Güvenleri de hiç boşa çıkmamıştı. Murat bunu biliyordu. Biraz da bunun rahatlığıyla evlatlarının yanına yaklaştı.
- Kolay gelsin çocuklar. Gelin hele az bir oturun. Sizinle bir şey konuşmam lazım. Çocuklar aynı anda şaşkınlıkla babalarına baktılar. Çünkü babaları çalışma esnasında pek bir şey konuşmazdı genellikle. Merakla geldiler. Babalarının sağına soluna oturdular sessizce.
- Bu yıl çok çalıştık biliyorsunuz. Bunun için size minnettarım. Biliyorum şaşıracaksınız ama bu gece sizi kısa bir tatile çıkarmak istiyorum. “Ama baba firma” diyecek oldu Mithat. Murat onu eliyle durdurarak devam etti.
- Biliyorum, her şeyi biliyorum. Ama bu biraz da zorunlu bir tatil. Babanıza güvenin, her zaman olduğu gibi. Yolda size açıklamaya çalışacağım. Yanınıza birkaç parça bir şey alın. Sakın telefon, bilgisayar almayın. Bir de kredi kartlarını evde bırakın. Bu tatil babanızdan. Ve telefona gömülmüş yüzler görmek istemiyorum, deyip zorla gülümsemeye çalıştı. Çocuklar konuşmaya çalışsa da müsaade etmeden ciddi bir tavır takınıp eve geçti.
Rabia ellerini iki yana salmış ağzı açık bir şekilde babasına bakakaldı. Babasına en düşkün oydu. Hepsi düşkündü ama o annesi gibi babasının sözünün dışına çıkmazdı. Hatta babası istemedi diye yan komşunun oğluyla evlenmedi. Yıllardır sevmesine rağmen. Mithat, ortanca olan. O da babasının sözüne itimat ederdi ama fikir verdiği, karşı koyduğu da olurdu. Elif, en küçükleri ise biraz başına buyruktu. Kardeşleri arasında tek üniversiteye giden o oldu. Diğerleri babalarına ve bahçeye güveniyorlardı. Elif de güveniyordu ama o farklı bir şeyler yapmak istedi hep. Küçüklüğünden beri kendini savunma ve ikna yeteneğiyle öne çıkardı. Avukat olacaktı. İlk konuşan o oldu:
“Abi, abla. Bir şeyler olmuş babama. Hiç normal değildi. Aşırı gergindi. Tehdit falan mı aldı acaba? Dediğini yapmayacağız değil mi? Çünkü bu tatil değil, düpedüz kaçış.
Mithat ise “Bence babamla gidip konuşalım tekrar. Soralım, neyden kaçıyoruz böyle?
En son Rabia “Sormaya gerek yok. Babam böyle uygun gördüyse mecbur uyacağız. Bir de adam inat biliyorsunuz. Döndürmek zor” dedi. Kardeşleri keskin bir bakış atınca da “Uff tamam be, nasıl istiyorsanız öyle yapın” dedi.
Mithat İle Elif eve dönünce tüm hazırlığın bitmiş olduğunu gördüler. Annelerini ne kadar sorgulasalar da cevap alamadılar. Babalarının inadı kadar annelerinin de susması meşhurdu. O yüzden evin arka bahçesinde sigara içen babalarını görüp oraya yöneldiler. Elif çömelip ellerini babasının dizleri üzerine koyup
- Canım babam. Sigarayı bırakmıştın. İçtiğine göre bir derdin var. Bize söyle. Ortak akıl olalım. Kaçmak çözüm değil. Polise gidelim.
Polis lafını duyar duymaz Murat’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. “Sakın, sakın” dedi kızına. “Siz karışmayacaksınız.” Bu sefer Mithat araya girdi:
- Baba, Elif haklı. Bu ne böyle. Evi bahçeyi bırakıp nereye gidiyoruz? Bize bir açıklama yapmak zorundasın.
Bu söze sinirlenen Murat sigarayı yere atıp ayağıyla iyice ezdikten sonra oğlunun yakasından öfke ve şefkatle karışık tutarak
- Ne mecburiyetim varmış ulen. Evi de bahçeyi de annenle biz kurduk vakti zamanında. Sizin de emeğiniz var büyümesinde, itirazım yok. Ama durum başka. Biz eskiden babamıza “Neden?” diye sormazdık. Siz de sormayacaksınız şimdi. Gideceğiz o kadar! Deyip hışımla eve girdi.
Elif’le Mithat birbirlerine sorar gözle baktılar. “Mecbur, gideceğiz. Başlarında bir bela varsa da yalnız bırakmak olmaz. Anca beraber, kanca beraber” dedi Mithat. Elif de kafa salladı. “Gideceğiz ama telefonu yanıma alacağım ben. Kimseye söyleme sakın. Gizlerim, babam görmez. Riskli bir durumda yardım almak için.” İkisi de kafaları eğik bir şekilde eve girdiler. Elif annesiyle ablasına yardım ederken Mithatta arabayı garajından çıkarıp yola çıkmadan son kontrolleri yaptı.
Tüm aile eşyalarını arabaya yükleyip yola çıkmaya hazırlanırken saat gece yarısını gösteriyordu. Heybelerinde korku, cesaret, endişe, teslimiyet hepsi vardı. Dışarıdan izleyeni hüzünlendirecek bu manzara karşısında kıs kıs gülecek biri vardı sadece. O da pencerenin ardından gizlice izliyordu kızlarını ona layık görmeyen Tuncay ailesini. Ve malum firmayla anlaşmak üzereyken firmayı ellerinden alan Tuncay ailesini. Sadece Rabia vardı kıyamadığı ama ona da müstahaktı artık. Kaçacaklardı uzaklara, eğer sözleştikleri yere gelseydi...