Yola çıkalı epey olmamıştı ki ilk ablam ayrıldı aramızdan. aslında nereye gideceğimiz de belli değildi. Ya da annem ve babam biliyordu da bize söylemiyordu. Anne ve babalar her şeyi bilirdi neticede. Ablam yanımızda artık yapamadığını söyleyip yanımızdan ayrıldı. Ama bunu sadece bana söylemişti. Bunun yüküyle o geceyi nasıl geçirdiğimi bir ben bir Allah biliyor. Annem ve babam defalarca ke ablamın nereye gittiğini sordu, defalarca kez bilmediğimi söylesem de onlar bu durumla yeni karşılaşıyormuş gibi yine ve yine soruyorlardı. Ama aramıyorlardı. Ne bir polise ne de etrafta birilerine soruyorlardı. Bulunduğumuz yer konar göçer insanların bulunduğu bir bölge olduğundan gördüğümüz insanları bir sonraki gün belki görüyorduk. Ve ablam böylece kayboldu. Annem yola devam etmemizi söyledi. Babam istemese de annem ne yaptı etti, tıpkı bu yola çıkışımıza ikna ettiği gibi yola devam etmeye de babamı ikna etti. Bense ablamın bu yolculuğun ona ağır geldiğine dair söylediği cümleleri yük edinerek yola devam ettim.
Ablam aramızdan ayrıldığında, anne ve babama göre kaybolduğunda, abimimse pek umrunda olmayan gidişiyle yola devam ettiğimizde bunun bir kaçış mı yoksa devam ediş mi olduğunu sorguladım pek çok kez. İkisi de aynı şeydir diyenler de olacaktır. Bunu ayırt etmek için annemin göğsünü yarmak gerekirdi ama yine de bunu öğrenemeyebilirdik. Ablamın söyledikleri değil de geride bıraktıkları daha büyük bir ağırlıktı. Omuzlarım öylesine çökmüştü ki. Ablamı bundan dolayı hiç affetmeyecek gibi hissediyordum. Belki de tek bakışına bağlıydı.
Anneme göre devam ettiğimiz, bana göreyse kaçtığımızda yolculuğun üçüncü gününde annemin öfkesinin epey arttığını hepimiz farkındaydık. Ama zannediyorum ki etrafındaki insanlara, biz ailecek tatile gittik, diyebilmek, kendince aile ilişkilerimizin iyi olduğunu insanlara kanıtlayarak kendini tatmin etmeye çalışıyordu. Bunu yaparken öfkesini asla dindiremiyordu. Yakınımızda yöremizde gördüğümüz insanlara savurduğu yapmacık gülüşlerinden dünyaya sızıyordu bu.
O akşam abim bana buradan gitmemiz gerektiğini söyledi. Tüm bu olanların deli saçması olduğundan bahsetti. Anne ve babamın mantığı devre dışı kaldığında -kendime göre- onların bir küçüğü olan evin sonrakı reisi olan abimin sözünü dinlemek mantıklı gelmişti. Onun aklına uyup kaldığımız yerin yakınından bir araca atlayıp evin yolunu tutmuştuk. Bir saate yakın yol gelmiştik ki anne ve babamıza neden haber vermediğimizi ona sordum. Verdiği cevaplarla abime uymakta hata ettiğimi fark ettim. Abim de öfkesine yenik düşerek hareket etmişti. Bunu gördüğümde yoldan geri dönmek yerine devam etmeyi kendime hedefledim. Abim anne ve babamda kınadığı şeyi yaparken beni de yanında sürüklüyordu. Akıllıca davranmadığının kanıtı da mola için durduğumuzda farklı yöne doğru gitme isteğiydi. Bir çılgınlık yapıp evimizin bulunduğu şehri gösteren tabeladan farklı bir yöne giderek bir heyecan aradığından bahesediyordu. Böyle bir şeye niyetim yoktu. Abim yola koyuldu ve beni orada bıraktı. Ya da ben mi onu bırakmıştım?
Elimde telefonum olmadan başka bir şehirden evime dönebileceğime dair bir inancım yoktu. Ta ki eve gelene kadar. İnsan yanılgılarını ayağının altına aldığında büyüyormuş. Ben sadece tabelaları takip ederek eve döndüm. Evi uzaktan ilk görüşümde etrafındaki kalabalığa şaşırmadım. Onların yanına gittiğimde akrabalarımdan birkaçı hemen kucakladı beni. neler olduğunu sordular. Öylesine bitkindim ki, uyumak istiyordum.
Olan bitenleri herkese anlattım. İnsanların içi rahatlayınca karakola götürüldüm. İnsanların merakını dindirmek de önemliydi sonuçta. Annemin bir inat uğruna bizi yola düşürdüğünü, babamın ne dese boş olacağını bildiğinden sessiz kaldığını, zaten baskılandığını düşünen ablamın bizden ayrılmasının çok da zor olmadığını, abimin eline fırsat geçince ebeveynlik yapmaya kalkmasının başımıza bu işleri açtığını, hiçbirini anlatmadım. Abim bilmeden bana iyilik yaptı, belki de onun sayesinde eve döndüm. Her şeyin başladığı bu yere. Herkesin herkesten kaçtığı bu yere. Annemin sözde bizi toparladığı ve seyahate çıkarmaya karar verdiği bu yere. Bu evdeki herkes birbirini kandırıyordu. Ama ayna karşısına geçince tüm gerçekler öylece duruyordu insanın karşısında. Eve gelişimin üzerinden birkaç gün geçti. Devlet koluyla toparlanan ailemle evimizde birleştik. Hiç kimse eskisi gibi değildi. Herkesin bakışları değişmişti. Herkes bir suçlu arıyordu. Herkes aynalardan kaçıyordu.