51 Yaşındaki Mazlum Türkoğlu ve 53 Yaşındaki eşi Jiyan Türkoğlu, Diyarbakır ilçesinin Silvan kasabasında hayvancılıkla uğraşan bir aileydi. Aile, çocukları arasından 29 yaşındaki Rojin, 25 yaşındaki Miran ve 22 yaşındaki Evin’i de alarak 29 Ağustos gecesi sırra kadem basmıştı.
E bunların çocukları bu kadar değildir ki dedi, her ne hikmetse 30 yıldır Diyarbakır’da görev yapan komiser. Araştır bakalım başka çocuk var mı, kimlerle evliler, normalde neredeler?
Polis memuru Ferdi, komiserin aksine, Diyarbakır’da yeniydi. Doğunun Parisi, başkenti, torpille atanan yeri dedikleri Diyarbakır’a gelmeden evvel bura hakkında daha iyimserdi. Dile kolay Türkiye’nin en batısından, Çanakkale’den buraya gelmişti ve Silvan’ın hiç gitmemiş de olsa Parisle bir alakası olmadığından neredeyse emindi. Türkoğlu ailesini araştırma görevi kendisine verilmişti. Oysa aklı, dört yıl evvel boşandığı eşindeydi. 29 Ağustosta evlenmişlerdi. Hala evli olsalardı altıncı yıllarını kutlayacaklardı dün. İzin alabilir miydi, aralarında yıldönümü kutlama muhabbeti gelişir miydi? Biraz daha evli kalsalar çocukları olur muydu? Adını Gökhan koyarlar mıydı? Eski evlilik yıldönümlerinin insana ettiği işkenceleri herkese anlatmak istiyordu. Ancak sadece, 29 Ağustos’ta güzel bir şey olmaz zaten, diyebildi. Komiser de çevresindeki diğer memurlar da bu homurdanmaya bir anlam vermedi, aslında ne dediğini merak da etmedi.
Rojin Türkoğlu, doğum yeri Silvan, 1997 yılında doğmuş. Ailenin en büyük kızı, ilginç bir şekilde ailenin sadece üç çocuğu vardı. Diğerleri de Türkoğlu ailesinin yolculuğa çıkan diğer üyeleri Miran ve Evin. Daha da ilginç bir şekilde bu çocukların hiçbiri evlenmemişti. Türkiye’deki güncel ve genel evlilik-doğum oranları dikkate alındığında bu tablo çok da ilginç olmayabilirdi. Ancak Silvan’da böyle bir ailenin varlığı, şüpheleri üzerine çekmeye yeterliydi.
Bunun üzerine önce örgüt bağlantıları araştırıldı. Bir şey çıkmadı. Sonra aile üyelerinin banka hesap dökümlerine ulaşıldı, herhangi bir kredi borcu bulunmayan, orta halli bir aile portresinden öte bir spekülsyona izin vermiyordu hesaplar. En son 28 Agustos’ta akaryakıt almak için kullanılan kredi kartı ile, aile reisi Mazlum ile çocuklardan Miran’ın hesaplarından çekilen nakit miktarı da ailenin herhangi bir maddi tehdit altında olduğuna ya da uzun vadeli bir kaçış planını uyguladıklarına ilişkin bir ipucu sunmuyordu.
Savcının talimatıyla yapılan ev içi araması ve komşuları sorgulama işinden dönecek olan ekibi beklerlerken, hastanelere yapılan gerekli duyuruları da yenilemişlerdi. Sadece Silvan değil yakın bölge hastaneleri de haberdar edilmişti. Toplu bir intihar vakasıyla karşı karşıya olabilirlerdi ya da toplu bir cinayete kurban gitmiş olmaları da ihtimal dahilindeydi. Her ne kadar öldürüldüklerine ilişkin olası sebepler henüz görünür olmasa da.
Görünür sebepleri var mıydı boşanmalarının sahi? Ferdi telefonu eline alıp da instagrama girerken, böyle düşünerek iç çekti. Arama kısmında zaten adı duran eski eşinin profilinin üzerine tıkladı. Yeni kocası ile objektiflere gülümsedikleri yeni bir fotoğraf. 29 Ağustos tarihli. Hala beni düşünmüyorsa şerefsizim, dedi içinden Ferdi. Bu fotoğrafı da yıldönümleri dolayısıyla koymuştu. Onu kudurtmak için. Bilmiyor muydu sanki bu orospunun oyunlarını. Biliyor muydu? Nefes alması kolaylaşsın diye tavana çevirdi başını ve bakışlarını. Bilse başa çıkabilir miydi bu oyunlarla? Başa çıkamadığı oyunlar dolayısıyla mı bitmişti evliliği? Başa çıkabildiği bir oyun, çözebildiği bir bulmaca var mıydı mesela bu hayatta? Türkoğlu ailesi nereye gitmişti, biliyor muydu? Bunları düşünürken yumduğu gözlerini açıp, yeniden bilgisayarına yöneldi. Telefon sinyallerinin takip edilmesi için talep ettikleri rapor gelmişti. Ve hayret! Miran’ın telefonundan en son Silvan’ın yaklaşık 30 km kuzeyine düşen Kulp ilçesi civarında sinyal alınmıştı.
Öldüler bunlar. Dedi Ferdi. Öldüler çok bariz! Bulmacayı çözmüştü. Kanıtlayamazdı ama his-se-di-yor-du. Altından da kesin terör merör çıkacaktı. O da olmazsa kan davası. Zorla ya da uyduruktan bir sebeple çağırdılar bunları Kulp’a, sonra da kıtır kıtır doğradılar. Parçaları oraya buraya gömdüler, bazılarını yaktılar bazılarını göllere attılar. Başına toplanan iş arkadaşlarına bunları söylerken raporu işaret ediyordu bir yandan.
Arkadaşlarını raporun başında bırakıp emniyet merkezinin dışına çıktı. Sözde sigara molası ama sigara içesi bile yoktu. Eli istemsizce başına gitti saçlarının arasından kaydı ve birdenbire eski karısının ellerinin saçlarının arasında dolaştığı günlere ışınlandı. Bu kadarı fazlaydı. Üzerinden dört yıl, bilmem kaç kadın ve sevgili geçmiş hikâyeyi şimdi, yeniden, tekrar bu denli damarlarında hissetmesi haksızlıktı. Kendini salak, başarısız, takıntılı olmakla suçladı. Kendi kendisini suçluyor olmaktan da suçluluk hissetti. Yorulmuştu. Düşünmekten, özlemekten, nefret etmekten, eski günleri düşünürken gizli bir gururla yaşadık be onu da yaşadık demekten. Beraberlikleri, ayrı kaldıkları süreden çok daha azdı ama şairin de dediği gibi ayrılık da sevdadan ayrı bir şey değildi. Tabi buna sevda denilebilir miydi? Değilse neydi? Neyse neydi! Yeterdi! Yeter derken sol yumruğunu yanında park edili duran ekip arabasının bagajına hızlıca geçirdi. Salaklığı sınır tanımıyordu. Eli hayli incinmişti. Hafif karanlıkta telefonunun ışığıyla aracı inceledi, bir şeyi yoktu. Allahtan yoktu. Bagajın göreceği zarar elinden daha önemliydi. Oflayıp puflayarak merkeze tekrar girdi, soğuk suyun altına tutarsa elinin alevi belki geçer diye tuvalete yöneldi.
Tuvaletten çıktığında soruşturma ekibi merkeze henüz dönmüştü. Savcıyı bilgilendirmişler şimdi de olan biteni merkezdekilere anlatıyorlardı. Uygun bir yere geçip dinlemeye başladı. Türkoğlu Ailesi’nden haber alınamadığını Jiyan Türkoğlu’nun kız kardeşi fark etmiş, diğer aile üyelerine de ulaşamayınca eve gelmiş, evde de kimseyi bulamayınca aranacak herkesi aramış derken iş polise sıçramıştı. Evde olağanüstü hiçbir durum yoktu. Hayvanlar ahırlarında, ev kendi düzeninde duruyordu. Evin içinde aile üyelerinden birinin tehdit edildiğine ya da birilerinin evden zorla çıkarıldığına ilişkin hiçbir ipucu yoktu. Kan, idrar, sperm hiç bir şey. Hastanelerden de haber gelmediği, tehdit ya da terör şüphesi de bulunmadığı için yapılabilecek tek şey kalmıştı: ailenin ortanca çocuğu, 22 yaşındaki Evin’in üzerine ruhsatlı Peugeot 3008 marka aracı takip etmek.
Ferdi 30 Ağustos gecesinde resmi tatil olmasına rağmen çalışıyordu. Buna da seviniyordu. Eve gidip de yapacağı daha hayırlı bir iş yoktu. Türkoğlu ailesinin olayına kafayı takması, eski eşinin fotoğraflarındaki her detaya ayrı bir hikaye yazmasından daha iyiydi. Ama gece beklediği gibi geçmedi, yeni bir haber gelmedi, o da yarı uyuklayarak yarı uyanık nöbetini tamamlayarak sabahı etti. Ancak 31 Ağustos sabahı gelen haber, tüm karakolu heyecanlandırdı. Miran Posof’tan Silvan’a doğru gelen bir otobüste, yol üzerindeki kimlik kontrolü esnasında tespit edilmiş ve ekip tarafından Silvan’a getirilmişti. Bu haberin üzerinden çok kısa bir süre sonra Miran merkeze de getirildi. Sorgulaması için savcının talimatı beklenirken karakoldaki ekip Miran’ı göz hapsine almıştı bile. Nasıl olduğu, şimdiye kadar nerede olduğu, haber vermedeb kaybolup ne yaptığı gibi gelişigüzel sorulara verdiği normal cevaplar merkezdekileri şaşırtmıştı. Dediğine göre babası delirmiş gibiydi, o yüzden onlarla yolculuğa daha fazla devam etmek istememiş, onları bırakıp eve dönmek istemişti. Ancak sözlerine babasını sevdiğini, onun zararsız olduğunu defalarca da eklemişti. Bu Ferdi dahil tüm ekip arkadaşlarını işkillendirmişti. Bunlar her ne kadar şifahi bilgiler olsa da Miran’ın Savcıya da çok farklı bir şey söylemediğini komiserlerinden öğrendiklerinde saat 16.00’yı gösteriyordu. Ferdi meraktan kendi shifti çoktan sonlanmasına rağmen, eve bile gitmemişti. Hem zaten gitse ne yapacaktı?
Bu durum komiserinin gözünden kaçmadı ve emir üzere evine yollandı. Yolda düşündükleri üzerine düşündü Ferdi. Düşünmekten yorgun düşmüştü, düşündüğü şeyleri neden düşündüğünü düşünmeye başladı. Ne olmuştu da geçmiş böyle kendisini vurmuştu? Bunca zaman sonrasında, şimdi, böylesine yoğun, neden?
Eve giderken BİM’e uğradı, dondurulmuş döner aldı, literelik ayran, beş litrelik su, sekizli tuvalet kağıdı. Evinin kapısını açınca burnuna gelen koku hoşuna gitmedi. Market poşetini antreye bıraktı. Dolabı açtı. Çok da araya giden bir şey olmamıştı. Evinin camlarını açtı. Evinde olduğunu hissetmek için televizyonu açtı, üzerini değiştirdi, mutfağa geçti, döneri tavaya koydu, ocağın altını açtı, tavaya biraz su damlattı. O esnada televizyondaki ses dikkatini çekti.
Çalıntı bir araba bulunduğu haberini sunan spikerin andığı ismi duymak için mutfaktan televizyonun olduğu odaya geçti. Yanlış duymamıştı. Evin ve Rojin Türkoğlu Rize’de araba çalmıştı!
Rize plakalı araba Trabzonda yakalanmıştı. Yakalanmak denirse tabi! Aslında polisi arayarak kendilerini ihbar etmişlerdi. Kendilerini ihbar ettikleri için çok fazla gözaltında tutulacağını düşünmüyordu ama ailenin diğer üyeleri nerede, neden böyle sırra kadem bastılar bunlar sorgulanacaktı elbette. İşler gittikçe tuhaflaşıyor diyerek mutfağa tekrar yöneldi. Akşam yemeği, televizyon karşısında saatler sonrası uzun bir uykunun ardından ertesi sabah tekrar işe gitti Ferdi.
Merkez hareketliydi, Evin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış ve serbest kalınca da Silvan’a gitmek istediği için Trabzon’dan Diyarbakır'a gelen bir otobüsle Ferdinin kahvaltı ettiği saatlerde Silvan’a dönüyordu bile. Rojin’in durumu ise daha fenaydı. Trabzon devlet hastanesinin psikiyatri servisine sevk edilmiş, akli melekeleri yerinde olmadığı için çalıntı araba hususunda kusurlu bulunmamıştı. Olaylar çözülmek yerine sürekli karışıyordu. Miran konuşmamıştı. Konuştuğu şeylere tutarsız denilmese de parçalı demek mümkündü. Aile neden birden kimseye haber vermeden yolculuğa çıkmıştı, Miran’ın telefonu neden Kulp’ta bulunmuştu. Diğer üyelerin yanında neden telefonları yoktu. Her şeyden öte Mazlum ve Jiyan neredeydi buna dair aile üyelerinin aklı yerinde olanlarının hiçbir anlamlı cevap vermemesi meseleyi daha şüpheli hale getiriyordu ancak hiçbir şüphe dayanağını bulamıyordu. Noooluyordu ya nooooluyordu?
Böyle dedi birden Ferdi. Arkadaşlarını güldürdüğü pek de nadir olmayan anlardan bir diğeriydi, eski karısının hayaleti bıraksa aslında komik çocuktu. Kendisi hakkında böyle düşündü. Yüzünden çok da kara olmayan bulutlar hızlı bir resmi geçit yaptı ve eski karısını düşünmeyi hemen bıraktı.
Günler günleri çok da kovalamadı, 1 Eylül tarihinde Jiyan sokakta dolaşırken bulundu ve akli melekelerinden şüphe edildiği için hastaneye kaldırıldı. En son 3 Eylül’de Mazlum bey, Evin’in Peugeot arabası ile Bartın’da bulundu. Sorgulamaları sonucu hiçbir örgüt bağlantısı, kan davası ya da ağır bir nakdi borcu olmadığı öğrenilince ailesine teslim edildi.
29 Ağustos’un üzerinden geçen beş heyecanlı günün üzerine tüm şüpheleri boşa çıkan, tüm hikayeleri başarısızlığa uğrayan Ferdi emniyet merkezinin bahçesinde tek başına uzaklara dalmıştı. O esnada yakından geçen bir arabadan bir Sezen Aksu şarkısı kulağına geldi. “Lütfen görmeyeyim seni bi’ yerlerde karşıma çıkma” devamını Ferdi tamamladı: “daha fazla tükenmeye takatim yok” Eli telefonuna gitti, instagrama girdi, eski karısının profilinin üzerine gelip onu engelledi, sonra da son arananlardan ismini sildi.