Her şey Aykut’un ırkçılığıyla başladı. Arkadaşlarla beraber oturmuş havadan sudan muhabbet ederken kızlardan biri Aykut’a “Sen biraz Araplara benziyorsun” deyiverdi. Aykut tüm Türkçülüğüyle savunmaya geçince başka biri “Nolacak abi, mutlaka vardır geçmişte bir Arap atan, hep birlikte yaşamışız bu topraklarda” diye gerilen masayı toparlamaya çalıştı. Birkaç kişi başını sallayıp onay cümleleri mırıldanırken Aykut’un boğazından kulaklarına doğru yükselen kırmızılığı fark ettiğim için panikle kolunu tutup masadan kaldırdım arkadaşımı. “Bizim acil bir işimiz vardı, burada olursanız geliriz yine” diyerek hızla oradan uzaklaştırdım onu. Ne yapmaya çalıştığımı anlamış olacak itiraz etmeden beni takip etti. O da biliyordu masada daha fazla durursa işlerin tatsızlaşacağını. Yine de yeterince uzaklaşınca kolunu çekip “Ne çekiyorsun ya? Bir şey mi diyeceğim sanki.” diye söylenmeye başladı. Derdi. Daha önce böyle kavgalara girdiğini de görmüştüm. Konu Türklük olunca içinden öfkeli bir kurt çıkıyordu sanki. Son birkaç kavgasında ortamda bulunma şanssızlığını yaşamış bir arkadaşı olarak onu kolundan tutup kimseyle tartışamayacağı bir yere sürükleme görevini üstüme almıştım işte.
O gün Aykut bana bir süredir zihninde dolaşan fikri açabileceğini hissetmişti. Bir süredir bu konular açılıp durduğu için kan örneğinden ırkını öğrenebileceği bir kit araştırıp duruyormuş. En son birinde karar kılmış. Kitin içinden iki tane test çıkıyormuş. Birini de bana verecekmiş. Oldum olası böyle şeyleri saçma bulurdum. Irkın insana dair bir şeyler söyleyebileceğini düşünmüyordum. Bir test sonucu da bunu değiştirmeyecekti. Ama Aykut ısrarcıydı. Testi beraber yapmak istiyordu. Hem “aktivite olur”du bize. Hem de ne kadar Türk oğlu Türk olduğuna ilk elden şahit tutabilecekti beni. En azından ben bu yüzden istediğini düşünüyordum. Bunu düşündüğüm için de ben kabul etmeden peşini bırakmayacağını tahmin edebiliyordum. Ben de daha fazla mücadeleye girmek istemediğim için testi yapmayı kabul ettim. Aykut siparişi verdi.
Test oldukça basitti. Kiti aldıktan sonra sağlık ocağına gidip kan aldırıyor kitin küpüne koyuyor ve kutunun üstündeki adrese postalıyordun. Sonuçlar birkaç gün içinde mail adresine gelmiş oluyordu. Açıkçası pek merak etmiyordum. Hayatımda hiçbir şeyi değiştirmeyecek bir test olduğunu, birkaç güne kalmadan sonucumu unutacağımı düşünüyordum. Daha fazla yanılamazdım. Kanları kargoladığımız günden üç gün sonra Aykut beni aradı. Sonuçlar gelmişti. Beraber bakmak istediği için henüz açmamıştı. Mailimi kontrol ettiğimde bana da geldiğini gördüm. Aykutla buluştuk.
Önce Aykut açtı sonucunu. Kahrolmuştu. %30 Türk, %40 Arap, %20 Kürt, %10 da azar azar farklı ırklardan oluşan bir tablo çıkmıştı karşısına. Yüzü renkten renge girdi, yerinden kalkıp kafenin içinde elli tur attı. Sanırım bir ara gözyaşını sildiğini gördüm. Sonunda aklına gelmiş olacağım ki büyük adımlarla yanıma geldi. Parmağını tehdit eder gibi salladı suratıma doğru “Kimseye söylemeyeceksin” dedi. Omuz silkip “unuttum bile ne çıktığını” dedim. Biraz olsun rahatladığını görebiliyordum.
Birden gözleri ışıldadı. “Hadi seninkine bakalım.” dedi neşeyle. Heyecanının nedenini biliyordum. Benim ondan daha az Türk çıkmamı bekliyordu. Böylece en azından benden daha Türk olmanın mutluluğunu yaşayacaktı. Bu tavrına içten içe sinirlensem de sesimi çıkarmadım. Bir yanım benim sonucumda ondan daha yüksek oranda Türk çıkmasını istiyordu. Sadece yüzündeki kendini beğenmiş ifadeyi görmemek için istiyordum bunu. Telefonumu çıkarıp mailimi açtım. Açılmamış sonuç mailine tıklayıp az önce Aykut’un ırklarının yazdığı kısma gözlerimi diktim. Tekrar tekrar okuyup gördüğüm şeye anlam vermeye çalışıyordum. Aykut beni sarsmasa daha saatlerce aynı yere bakmayı sürdürebilirdim. “Ne diyor?” dedi Aykut. Yüzümdeki boş ifade onu telaşlandırmış gibi duruyordu. Ağzımı açıp kelimelerin çıkmasını bekledim ama ne diyeceğimi bilemedim. Kaşlarım çatıldı. Ekranı Aykut’a döndürdüm. O benim aksime bir çırpıda seslendiriverdi:
“Yüzde yüz bozkurt.”
Başını ekrandan kaldırıp gözlerimin içine baktı. İkimiz de şok olmuştuk. Bir süre ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilmez halde öylece oturduk. Ne kadar geçti bilmiyorum, birden kahkaha atmaya başladım. Kendimi durduramıyordum. Dakikalarca, karnım ağrıyana kadar, güldüm. Aykut sorgular gözlerle bakıyordu. Sonunda nefesimi düzenlemeye çalışarak kendimi durdurdum. İçimde yükselmeye çalışan kahkahayı bastırarak Aykut’a baktım.
“Gördün mü?” dedim “%30 benden gelmişsin.”