Şantiyenin griliği, öğleden sonra güneşinin altında adeta soluk alıp veriyordu. Havada asılı kalan o ince, geniz yakan beton tozu; Yavuz’un ciğerlerine doluyor, attığı her nefeste ona mesleki yorgunluğunu ve vicdanındaki o ince çatlağı hatırlatıyordu. Bu mesleği isteyerek seçmemişti zamanında. Babasının hayali olduğundan sesini çıkartamadı. Bilgisayar mühendisi olup masa başında çalışmayı düşlerken kendini şantiyenin, makinelerin, iskelet binaların arasında buldu. Ortamı sevmediğinden çoğu kişi ile konuşmaz, birkaç kişi ile sohbet ederdi. Arkadaşı Serdar aynı yerde müteahhitti. Liseden beri beraberlerdi ve Serdar’ın da burada olması Yavuz’un tek mutluluğu sayılırdı.
Yine bir hafta içi, şantiyede moladayken günün yoğunluğu Yavuz’a çok ağır geldi. Kendini sadece kahve ile ayakta tutmaya çalışıyordu. Başlamaları gereken bir proje vardı. Yaklaşık yedi apartman için yapılacağına dair onay vermesi gerekiyordu. Binanın depreme, rüzgâra ve kendi ağırlığına dayanıp dayanamayacağını, şantiyeye gelen betonun ve demirin standartlara uygun olup olmadığını o kontrol ediyordu. Yapılacak bu yedi evin onayı ise Serdar’la, Yavuz’un en yorgun saatine denk geldi. “Yavuz, binalar için onay vermen gerekiyor ki yavaştan başlayalım yoksa yetiştiremeyeceğiz. Ayrıca bize söylediğin demirin maliyeti çok yüksek, ben daha uygun ve senin dediğin demirle aynı kalitede bir tane buldum. Binaları onlarla yapalım mı?” Serdar’ın bu dedikleri Yavuz’a adeta ninni gibi geliyordu. Gözlerini açık tutamıyor, her kırpışında yavaş yavaş biraz daha kapanıyordu. Serdar’ın söylediklerini o yorgunlukla anlamadı ve başından savmak için sadece “Evet.” Dedi. Aldığı emir üzerine Serdar giderken, Yavuz’un göz kapakları, sanki üzerine tonlarca beton dökülmüşçesine ağırlaştı ve şantiye, tozlu bir sisin içinde yavaşça kaybolmaya başladı.
Yavuz kendini birden bilmediği bir mahalle camisinin önünde buldu. Burası şehirden uzak, daha çok köye benzeyen bir yerdi. Etrafına bakındı. En fazla beş kattan oluşan binalar, asfalttan dolayı yeni yapıldığı belli olan anayol, uzaklardan etrafı saran dağlar… Bir yandan da kuş sesleri, bisiklet kornaları, cırcır böcekleri… Bu sesler başta güzel gelse de gitgide kulağını tırmalıyordu. Sanki hepsi başta memnunken Yavuz’un gelişiyle ona hakaretler etmeye başlamışlardı. Yavuz olayı anlamadan etrafına bakınmaya devam ediyordu. Üzerine baktı, cübbeliydi. Neydi ki bu şimdi?
Ne olup bittiğine bakmak için caminin avlusuna girdi. Adımını attığı an oturan insanlar istemeyerek, oflayarak ayağa kalktı ve Yavuz’un girişini izlediler. Yavuz yaptığı hareketleri bilinçli yapmıyordu. Farkındaydı ama ellerinin, ayaklarının kontrolü onda değildi. Biri onu oynatıyor gibiydi. Camiye yaklaştı. Musalla taşı ve üzerindeki tabutu gördü. Adımları tabutun önüne gelince durdu ve arkasındaki cemaate bakındı. Yüzlerinde isteksizlik, iticilik ve nefret vardı. Aralardan gelen “Ölüm Allah’ın emri ama biz ölmeden önce ölseydi iyiydi.” “Yaptığı hiçbir binanın garantisini veremeyen bir adam için cenaze namazı kılmak size de saçma gelmiyor mu?” “Ben evde yokken çöken binanın altında can veren kızımın hesabını sormadan ölmemeliydi.” Gibi nefret dolu söylemler. Yavuz önüne, tabuta döndü. Derin bir nefes aldı, kendini doğrulttu ve namaz için niyet etti. Tam o sırada takırtıyla tabutun kapağı açıldı. Tabuttaki kişi başını Yavuz’un olduğu yerin ters tarafına doğru çıkardı ve ona döndü. Öylece bakakalan Yavuz, birden gelen refleksle başını yatırdığı masadan nefes nefese kaldırdı.
Uyandıktan sonra bir süre sessiz kaldı. Yaşadığı olaya anlam vermeye çalışıyor fakat bir sonuca varamıyordu. Biraz daha düşündükten sonra taşlar yerine oturmaya başladı.
O mahalle babasının köyüydü. Sadece fotoğraflardan gördüğü, asla gitmek istemediği o yer. Babası sürekli oradan bahsediyor, “Buraya şu şekil konutlar yapsan ne güzel kalabalıklaşır.” Diyerek Yavuz’un tüm hayal gücünün oraya yoğunlaşmasını istiyordu. Yavuz da tam tersine, buraya adımını atmamayı kendisine hatırlatıp duruyordu. Düşünmeye devam etti. O insanlar, onlar kimdi?
Son projedeki yedi binada kalacak kişiler miydi? Kafası iyice karışmaya başladı. Serdar’ı yanına çağırdı. Projenin durumunu sordu. “Bir saat önce onay verdin ya, çalışmaya başladık.” Onayı uyku halinde olduğu zaman verdiğini anladı. Hemen projeyi durdurdu ve elindeki kâğıtları gözden geçirdi. “Bunlar benim istediğim demirler değil, ayrıca kolon ölçüleri bu kadar düşük değildi. Buna onay vermiş olamam.” “Ya verdin işte, demirleri ben söyledim sen de tamam dedin. Maliyeti biraz daha kısmak için kolon ölçüleri ile oynamış olabilirim.” Yavuz bu duyduğu karşısında sinirlendi ve oturduğu sandalyeden ayağa kalktı. “Benden habersiz ölçülerle oynamak nereden çıktı Serdar? Demirlere de gelecek olursak benim söylediğim demirler kullanılacak. Git başlattığın yanlışı düzelt.” Serdar sadece başı ile tamam işareti yaparak odadan çıktı. Yavuz da kendine gelebilmek için kahve yapmaya mutfağa yöneldi.
Aradan geçen aylar sonunda konutların açılışı yapıldı. Yavuz gördüğü o rüyadan sonra her projeyi daha dikkatli inceliyor, inşaata başlamadan önce tekrar kontrolünü yapıyordu. Biten her binadan sonra depreme dayanıklı olup olmadığını bilmek için deprem raporu yaptırıyordu. Yapılan o yedi binanın açılışı vardı. Ev sahipleri teker teker evlerine gelmeye başlamışlardı. Yavuz da gelen ev sahiplerine rastladıkça selam verip tanışıyordu. Saatler böyle geçerken Yavuz’un gözüne birkaç kişi takıldı. Bunlar farklı ailelerden oluşan bir gruptu. Yüzlerinde tanıdıklık vardı fakat Yavuz nereden tanıdığını çıkaramadı. Hemen hemen her ailede çocuklar vardı ve daha tanışmadan birbirleri ile kaynaşıp oynamaya başladılar. Yavuz onları izledikten sonra arabasına yöneldi. Dikiz aynasını ayarlarken birden duraksadı. O insanları tanıyordu. Hiç sohbet etmemiş olabilirdi, belki de ilk kez karşılaşmış olabilirlerdi. Yavuz onları nereden tanıdığını hatırladı. Rüyası. Kendi cenaze namazını kıldırırken arkasında duran insanların arasındaki kişiler. Kendilerinin ve çocuklarının ölümlerinde Yavuz’a suç atan insanlar. Evet, Yavuz hatırladı. Gördüğü bu rüyanın ona büyük bir ders olduğunu da anladı. Belki de o rüyayı görmeseydi binalar Serdar’ın o yorgunken gelip aldığı onaydan dolayı daha güçsüz, depreme dayanıksız olacak, bu da ciddi can kayıplarına sebep olacaktı. Derin bir nefes aldı. Yaşadığı bu olay ona tekrar dikkatli olması gerektiğini hatırlattı. Her ne kadar işini isteyerek yapmasa da önemli olan candı. İnsanların daha huzurlu, güvende ve mutlu yaşayabilmesi için işine devam edecekti. En azından Yavuz, kendisi yerine geçen başka bir mühendisin yaptığı bu tarz hataları bir nevi durdurmuş sayılacaktı.