Er Kişi Niyetine

Esra Abaoğlu

Böyle olacağını bilmiyordum. Kitaplarda okuduk, bazen hayal ettik, komik filmlerde gördük ama bunun başıma geleceğini sanmazdım. Ama oldu. Epik bir hayvanın kanatlarının üzerinde, kendi cenazemin kalabalığını, tüm ayrıntılara hakim olacak bir yükseklikten izliyorum.

Herkesi görebiliyorum, herkesi duyabiliyorum, daha fenası herkesi hissedebiliyorum da. Rabbimin bana henüz kabre bile girmeden uygun gördüğü azap bu olsa gerek. “Herkese mi böyle oluyor?” diye düşünmeden edemesem de, böyle olmadığına ilişkin, kendimi rabbimin özel ve özellikli bir kulu gibi hissetmeye meyyal oluşum da bilincimin akışında bir yerlerde kendine yer buluyor. Rabbim kullarının antin kuntinliklerine uygun azaplar yaratandır muhakkak.

Göçüp gitmişken bile ölmeyen nefsim, bana gerçekten ölüp ölmediğimi sorgulatıyor. Bir ara-form mu olmuştum, kırklara mı karışmıştım, hayalet mi olmuştum, zombi mi olmuştum rabbim korusun! Ölmemiş olmak ödümü koparıyor. Tekrar canımın tırnak uçlarımdan çıkıp gidecek olmasını hayal edemiyorum. Ediyorum da, etmek istemiyorum.

Dolayısıyla -bana özgü olsun olmasın- bu şahit olduklarımın apaçık bir azap olduğundan ve öldüğümden kuşku duymamayı tercih ediyorum. Beni son yolculuğuma uğurlayan insanları görmek, hal ve hareketlerindeki yapaylığın gerçek sebebini sorgulamak, dahası hayattayken kendinden ve cenazede halinden razı olacaklarımın hislerini de duyup kahrolmak; hiç şüphesiz ki apaçık bir azap, henüz kabre girmeden.

Cenazem musalla taşına yerleştiriliyor. Öğrencilerimden biri çerçeveli bir fotoğrafımı iliştiriyor tabutun kenarına. Hay allah ne ara bu çerçeve işini hallettiler ki? Yedi sekiz yıl önceki bir vesikalığımı büyütüp çerçeveletmişler. Tavşan gibi boncuk boncuk objektife bakmışım. Bu cocuğun burada işi ne, diye düşünüyor sonra saniyeler içinde cevabı buluyorum. Okulumun prosedürleri gereği cenaze işlemlerim için görevlendirildiler muhtemelen. “Okulumuzun emekli öğretmenlerinin son yolculuğuna uğurlanması için dördüncü sınıflardan beş öğrenci görevlendirilmiştir. Görevli öğrencilere görev yeri ve saatinin tebliğ edilmesi ivedilik arz etmektedir.” İvedilik arz eder tabi, hocanız Allah korusun okulunun çelenginin olmadığı bir törenle defnedilir falan filan… Bu son cümleyi kendimin kurmadığını fark ediyorum aniden. Hamzanın duyguları iç sesim olarak bende yankılanıyor. Çocuklar tabutumun önünde selfie çekecekler mi diye düşünmeden de edemiyorum hemen ardından. Bu da haylaz Hamza’nın fikri. Ölümümün onuru ergenlerin salak soruları karşısında izzetini yitiriyor.

Bakışımı gelen gidene çeviriyorum tekrar. Anamla babamın bu kadar kahrolması içimi burkuyor. Hayırlı bir evlat olamadım da bari bizimkilerden sonra ölmeyi başarsaydım diye içimden geçirsem de ecelin karşısında yapacak bir şeyimin olmadığını tekrar hatırlıyorum. Annemle babamın tepkilerinde beni şaşırtan bir şey yok.

Eski karım, sevgililerim hepsi tam tekmil kadınlar tarafında siyah şallar içinde dikiliyorlar. Bazıları abartıp ağlamış da. Ekseriyetle birbirleri hakkında düşünüyorlar ve birkaç benim de içinde olduğum an geliyor hatırlarına, hepsi kendisi için gelmiş, kendi imajları için.

Birkaç iş arkadaşı birkaç nasılsa yardımımın dokunduğu ve kadir kıymet bilen insanın zihnine girip çıkıyor, çok azında göneniyorum. Cemaatin arkalarına dikkatim yoğunlaştığı için önlerden gelen tekbir sesi beni kendime getiriyor.

Er kişi niyetine! diyorum. Bunu dediğime şaşırıyorum. Kendime bakıyorum. İmama bakıyorum. İmamın ağzı oynuyor, ses benden çıkıyor, Allahuekber.