Taşa Yazılmış Ömür

Hacer Uyğur

Bir şeye sürekli baksanız -ama sürekli- sıkılır mısınız? Bir resim mesela ya da bir çiçek bir ekran ya da bir sokak. Ben sıkılmam. Haftalardır hatta aylardır uyanır uyanmaz pencerenin önüne kuruluyorum. Sırf tam istediğim açıdan izleyebileyim diye dışarıyı, koltuğun ayaklarını yükselttirdim. Yetmedi üstüne bir kat daha minder koydum. En rahat yastıkları dizdim her yerine. Çok güneş olduğunda gözlerim ağrımasın diye güneş gözlüğümü, acıkınca kalkmam gerekmesin diye yiyecekleri koymak için genişçe bir yan sehpa aldım.

Öyle heyecanlandırıyor ki beni orada oturmak ve sokağı izlemek. Gözlerim günün ilk ışıklarıyla sonuna kadar açılıyor. Koşarak geceden hazırladığım yiyecekleri alıyor koltuğuma geçiyorum. Sokağı izlemeye başlıyorum. Sokağı diyorum bakın, sakın yanlış anlamayın. İnsanları izlemiyorum. İnsanları izleseydim, kaldırıma tabure atmış, geleni geçeni bakışlarıyla rahatsız eden edepsizlerden ne farkım kalırdı? Hem hiç ilgimi çekmiyor insanlar. Banane onlardan. Esmeri sarışını, uzunu kısası, genci yaşlısı, kadını erkeği, açığı kapalısı, renkli giyineni sadece siyah giyeni, güleci somurtkanı… Hiçbir şey ifade etmiyor bana. İnsanlar neden diğer insanları izler onu da anlamadım zaten hiçbir zaman. Bir keresinde arkadaşım insanlara bakıp onlara kafasından hayatlar yazdığını söylemişti. Sen önce kendine bir hayat yaz demiştim. İçimden tabii.

Sokağa kendi hikayemi yazıyorum. Tek tek sokaktaki taşlara bakıyor hepsine bir anımı yerleştiriyorum. Sokağın başındaki taşlardan başladım. En üstteki, görünen taşlara ilk aklıma gelen anıları verdim. Hatırladığım en eski anı sokağın görüş açımdaki ilk taşına. Koltuğumda yaşamaya başlamadan önceki son anım da en sondaki taşa. Bana anlatılan ama hatırlayamadığım anılar kaldırıma sıçramış taşlara. Yoluma aitlerse, kaldırımda yürüyen biri ufak bir tekme savurarak doğru yerine yolcu eder o taşları diye düşünüyorum.

En kolay kısmı yüzeydekiler. Ama dikkatli bakınca altlarındaki taşların sağı solu kendini gösteriyor. Onlara da yerlerine layık anılar lazım. Bazen üstündeki taşın anısını düşününce aklıma başka bir an geliveriyor. Tutuşturuyorum hemen alttaki taşla. Ama bazen saatlerce düşünüyorum. Gözümü taştan ayırmadan düşünüyorum. Sanki yeterince uzun bakarsam taşlar bana hayatımı anlatacak gibi geliyor. Ervahı ezelde onlara yazılmış çoktan anılarım. Ben yaşamadan önce bile bilgisi o taştaymış da bana sadece okuyabilmek kalmış yazılanı. Eninde sonunda okuyabiliyorum da.

Okuduğum tek şey taşlar bu ara. Ama bazen dışarıdan gelen sesleri dinlemek zorunda kalıyorum. Sokakta kim böyle yüksek sesle radyosunu açıyor göremiyorum ama bazı günler birdenbire her yer radyo sesiyle doluyor. Bazen bir şarkı çalıyor, müzik zevklerimiz de benziyor bu kişiyle, bazen haberleri dinletiyor herkese. Duymak istemiyorum haberleri, insanlara bakmak kadar anlamsız geliyor bana. Ama bazen yakaladığım kelimeler yeni anılara götürüyor beni. O zaman keyifleniyorum. Bir süre sonra sırf bu yüzden haberleri dinlemeye başlıyorum. Ben dinledikçe radyonun sahibi de daha istikrarlı açıyor sanki. Karşılıklı bir rutine dönüşüyor haber saatleri. Öyle ki çay saatimi haber saatiyle denk getirmeye başlıyorum.

Bugün de güne haber bülteniyle başlıyoruz. Yolun sonunda gözüme takılan bir taş var, arkalarda, neredeyse görülmüyor. Bugünkü haberleri o taşa yerleşecek anıyı bulmak için dinliyorum. Gözlerim taşta kulağım haberlerde çayımı yudumluyorum. İklim kriziyle ilgili bir haber, başımı iki yana sallıyorum, bir anlamı yok, çayımdan ilk yudumu alıyorum. Sokakta yürürken yanındaki kavgayı ayırmaya çalışan bir genç, ağır yaralı, kaşlarım çatılıyor, aptal diyorum insanlara bakmaman gerekirdi. Göğsüme bir ağrı oturuyor. Bir yudum daha alıyorum çayımdan. Bir duraksama oluyor haberlerde. Kaşlarım çatık hala, gözlerimi taştan ayırmıyorum ama sanki görüntü bulanıklaşıyor. Üçüncü yudumumu almak için çayımı dudaklarıma götürüyorum. Çay boğazımdan geçerken radyodan tek kelime yükseliyor: Ölecek. Bardak elimden kayıyor. Ama ne yere düştüğüne dair bir ses duyuyorum ne de etrafa dökülen çayı görüyorum. Gözlerimden akan yaşlar arasından taşa odaklanmaya çalışıyorum. Gözümü kaçırırsam kaybolacağından, bir daha hiç bulamayacağımdan korkuyorum.