Kar fırtınası uğultusu evlerin camlarını titretiyordu. Niyazi amca yine gün doğmadan uyanmış teheccüdünü kılmış sobanın yanında bağdaş kurmuştu. Minnet dolu gözlerle dışarıyı izliyordu. “Başımızı sokacak bir ev verene şükür, Ya Rabbi evsiz yurtsuz kalanlara yardım et. Vatanımızı sahipsiz bırakma Allah’ım” derken içli bir şekilde, uzaklardan köy imamının sesi duyuldu. ‘Allahuekber’ davetine imamın arkasında icabet etmek isterdi ama bu soğukta çıkıp da geri dönememekten korkuyordu. Ezanı Muhammedî’yi dinledikten sonra yavaşça dizlerinin üzerine geldi. Ellerinden de yardım alarak ayağa kalktı. Abdestini buz gibi suyla tazeleyip secdeye yöneldi. Uzunca bir dua ettikten sonra gömme dolaba yönelip şehirden aldığı radyoyu çıkardı.
Havadan mı radyodan mı belli olmayan cızırtılar da olsa radyodan günlük havadisi almayı severdi. Önceden kahvedeki televizyondan haberleri dinler, arkadaşlarıyla yorumlar yaparlardı. Ama artık haber dinlemenin tek yolu radyoydu. Oğlu giderken bir telefon bırakmıştı ama onu da sadece arada oğluyla konuşmak için kullanıyordu. Radyoyla beraber sobanın yanındaki mindere kurulup radyoyu açtı, dinlemeye başladı. Bir taraftan da elindeki mercan tespihle zikir çekiyordu. Oğlunun hediye ettiği bu tespihe çok kıymet verirdi. Sobanın üstünde fokurdayan çaydanlıktan boş bardağına çay doldurdu. O esnada yine sobanın üstünde kaynayan tarhananın kokusu tüm eve yayılırken radyoyu dinlemeye koyuldu.
Çayından bir yudum aldı. Düşünceler içinde bir yudum daha aldı. Cızırtıların arasından ciddi bir ses tonu yükseldi. “Kuzey Irak’ta sürdürülen Pençe- Kaplan operasyonunda 2 askerimiz şehit olmuştur. Birisi Erzurum Aşkale Kırbulak köyünden Piyade Uzman Çavuş Sadettin Tekyürek, diğeri de…” diye devam ederken Niyazi amca olduğu yerde kalakaldı. Gözlerini duvardaki oğlunun fotoğrafında sabitlerken elindeki bardak, üçüncü yudumu alamadan kayıverdi elinden. Sobada kaynamış çay şalvarına oradan da ayaklarına ulaşırken hiç sesi çıkmadı. Yüreğinin yangınından vücudunun yanmasını hissedemedi bile. İçeriden tarhanayı karıştırmaya gelen Hayriye teyze kocasının bu halini görünce tiz bir çığlık kopardı. “Bey, ne oldu sana? Üstün başın yanmış, kalk ayağa, nedir bu haller?” diye sorarken haber tekrar ediliyordu. Oğlunun ismini radyoda duyan Hayriye teyze kocasının aksine çığlıkla karışık inlemelerle dizlerini dövmeye başladı. Bir süre bu durum devam etti. Sonra Niyazi amca biraz kendine gelip hanımını sarsmaya başladı. “Ne oluyorsun hanım? Oğlumuz Allah yolunda vatanını savunurken şehit düştü. Bu kadar ağlamak yakışmaz bize”
Hayriye teyze bu sözlerle teselli mi buldu yoksa beyine itaatsizlik etmemek için ağıtlarını içine mi gömdü bilinmez, evde bir an sessizlik hâkim oldu. Duvardaki oğlunun resmini alıp defalarca öptü, kucağına bastı. Haberi duyan komşular kapıyı çalmaya başladı. Gelen kadınlar Hayriye teyzeye sarılıp içli içli ağlarken erkekler bağdaş kurup tespihlerini çekerek sessizliğe gömüldüler. İnlemeler, yanan odunların çıtırtısı, rüzgârın uğultusu, radyodaki spikerin ciddi ses tonu Niyazi amcanın kulağında tekrar tekrar hayat bulup gözlerini uzaklara dikmesine sebep oluyordu. Telefonun sesiyle Niyazi amca kafasını sallayıp kendine geldi. “Buyur komutan. Evet, evet duyduk. Vatan sağ olsun. Helikopterlere getireceksiniz cenazeyi, kardan dolayı, anladım. Allah sizden razı olsun. Devletimiz var olsun.” Telefonu kapattıktan sonra hanımına bakarak akşama doğru getirirlermiş oğlanı” derken sesi titremiş ağlamamak için yüzünü elleriyle kapatıp “Allah’ım yardım et, güç ver bana” derken en yakın arkadaşının sarılmasıyla kendini biraz toparlamıştı. Olmazdı, bu topraklarda erkekler ağlamazdı. Hele ki şehit babaları.
Köyün hocasının gelmesiyle kadınlar da göz yaşlarını silmişler, huşu içerisinde Yasin suresini dinliyorlardı. Sureyi bitiren hoca şehitliğin mertebesiyle ilgili kısa bir sohbet yaparken Niyazi amca kalbini yokladı. Evladının bir daha olmayacağı hissi içini kavuruyordu. Ama bir taraftan da öte dünyada oğlunun mertebesini düşünüp Allaha şükrediyordu. Biliyordu, bu yük çok ağırdı ama çok kutsaldı. Buna inanıyordu ve kalbini ferahlatıp nispeten yüksek bir sesle “Şükür Ya Rabbii” dedi. Bunun üzerine önce köyün hocası sonra erkekleri ‘mübarek olsun’ dediler. Bu topraklarda böyledir. Canlar yansa da şehit evlatların ailelerine “mübarek olsun” denilir. Niyazi Amca sükunetle kalkıp gömme dolabın en üst rafından Türk bayrağını çıkardı. Kapıya yöneldi. Dilinde Elhamdülillah, Ya Allah zikirleriyle bayrağı avlunun girişine astı.