“Okul Van Gölüne gezi düzenliyormuuuuuşşş!” Bir hafta boyunca 5 Temmuz Ortaokulunda bu sesler yankılandı. Mehmet ve Hüseyin çok heyecanlıydılar. Bir gece kalmalı bir geziydi hem de. yola cumartesi sabah çıkılacaktı. “2 gün kaldı Mehmet! Sen de benim gibi heyecanlı mısın?” “Evet, çok hem de!”
***
2 gün su gibi akıp geçmişti. 7-A sınıfı anne babaları ile vedalaşıp otobüslerine binmişlerdi. Otobüs yolculuğu çok keyifli geçiyordu. Ahmet abi, namıdiğer otobüs kaptanı, çocuklara Türk müziğinden güzel bir seçki çalıyordu. Herkes çok eğleniyordu. Hayır, bir saniye! Bir kişi hiç de keyif alıyor gibi görünmüyordu: Sinem! Gözleri neredeyse ağlamaklıydı. Annesinden ayrıldı diye mi üzgündü? Yoksa Van Gölü yerine Tuz Gölüne gitmeyi mi tercih ederdi? Ama bunun için de ağlanır mıydı canım? Söylesindi Ayşe öğretmene, yahut Sinan öğretmene, yahut Fikret öğretmene, yahut… Söylesindi işte canım birilerine. Bir dahaki geziyi de Ankara'ya düzenlerlerdi.
Sinem’in yanında arkadaşları da yoktu. Meral ve Sami ortalıkta görünmüyordu. En arka tarafa gitmiş olmalıydılar. Otobüs kocamandı ne de olsa. O sıralar Ahmet abinin müzik listesi biraz hüzünlü olmaya başlamıştı. Sinem dudaklarını annesini göremeyen aç bir bebek gibi büzdü. Sonra gözünden bir sel boşaldı adeta. Mehmet uzaktan Sinem’i izliyordu. Ağlamasıyla birlikte yerinden kalkıp Sinem’in yanındaki boş koltuğa oturdu. “Neyin var Sinem? Neden ağlıyorsun?” Sinem daha bir içli ağlamaya başladı bunun üzerine. Dudakları titreyerek konuşmaya başladı: “K- korkuyorum Mehmet.” Sonra sustu ve uzunca iç çekerek ağlamaya devam etti. “Biz Van Gölüne gidiyoruz ya…” “Eeeee?” “İşte orada- işte orada bir şey varmış…” “Ne varmış kızım söylesene!” Sinem bir anda fısıldayarak konuşmaya başladı: “Canavar.” “NEEE?!” “Şşş, sessiz olsana!” “Tamam, tamam. Peki ne yapacağız?” “Bilmiyorum.” Gözünden yeniden birkaç damla yaş döküldü Sinem’in. “Tamam, tamam, sakin ol. Bir yolunu bulacağız.” “Nasıl?” “Hüseyinler’e söyleyelim önce, bir tim kuralım. VGCÖ Timi.” “O ne demek?” “Van Gölü Canavarı Öldürme Timi tabii akıllım.” “Tamam, hadi arkadaşlarımıza söyleyelim.”
Kısa süre içinde Sinem, Hüseyin, Meral, Mehmet ve Sami VGCÖ Timinin birer parçasıydılar. “Eee, plan nedir?” diye atıldı Meral. Hüseyin anlatmaya başladı: “Canavar büyük ve kahverengiymiş. Ara sıra yüzeye çıkarmış. Onu görünce taş atmaya başlayacağız. Öncesinde de taş toplayıp hazırlık yapacağız.” “Evet,” diye onayladı Sami, “aynen böyle yapalım.”
***
Sonunda göle varmışlardı. VGCÖ Timi önden koşarak indi otobüsten. Otobüsteki herkesle birlikte göle yaklaştılar. Tim, bir yandan öğretmenlerini dinliyor gibi yapıp diğer yandan taş toplayıp çantalarına atıyorlardı çaktırmadan. Sonra öğretmenler 1 saatlik serbest zaman verdi çocuklara. İşte bu Tim için kaçırılmaz bir fırsattı. Hemen ilerilere, kimsenin gitmediği taraflara gittiler koşarak. Bakınıp duruyorlar ama o büyük, kahverengi yaratığı bir türlü bulamıyorlardı. Ama ne yapıp edip o canavarı öldüren kahramanlar olmaları gerekiyordu. Tüm ülke onlarla gurur duyacaktı.
Bir süre bakındılar, o sırada Sinem yanlarından biraz uzaklaşmıştı. Biraz sonra korku dolu bir çığlık duydular. Sinem’in sesiydi. Sinem koşarak timin yanına geldi. “İşte burda! İşte- işte…” Nefesi kesildi, konuşmaya devam edemedi. Derin derin soluk alıp vermeye başladı. Çocuklar hep birlikte Sinem’in işaret ettiği tarafa koşmaya başladı. Gerçekten de kahverengi büyük bir şey yüzeyde dolaşıyordu. Çantalarından çıkardıkları taşları yaratığa fırlatmaya başladılar. “Al sana, al!” “Görürsün şimdi gününü!” Bu gürültü patırtıyı duyunca Ayşe öğretmen koşarak yanlarına geldi. “Neler oluyor çocuklar? Ne yapıyorsunuz?” Telaşlı olduğu her hâlinden belliydi. “Canavarı öldürüyoruz öğretmenim!” “Ne canavarı çocuklar?! Durun! O canavar falan değil!” Hepsi bir anda durdular, şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu. “Ama… Ama biz bunu canavar sanıyorduk.” Ayşe Öğretmen biraz saknleşmişti. “Hayır çocuklar. Bu gördüğünüz büyük ama sakin dostunuz nesli tükenmek üzere olan bir canlı.” Hep bir ağızdan “Neeeeeee?!” diye bağırdılar. Ayşe Öğretmen devam etti: “Dünya üzerinde yaşayabildiği nadir yerlerden biri burası. Bu güzel dostumuzu incitmek istemezsiniz, değil mi?” “Evet, tabii ki istemeyiz öğretmenim.” dediler hepsi birden. Sonra uzuuuun uzun anlattı Ayşe öğretmenleri onlara bu canlı hakkında bildiklerini. Hepsi çok pişman olmuştu. Mahcup bir şekilde toplanma alanına doğru yürüdüler.
Şimdi yemek vaktiydi. Herkes neşeyle otobüs doluştu, timdekiler hariç. Onlar mahcubiyetlerini üstlerinden atamıyorlardı. Timin adını değiştirmeye karar verdiler: Van Gölü Canlılarını Koruma Timi. VGCK Timi yani. Bundan sonra hayvan dostlarına karşı daha nazik olmaya söz verdiler ve çevrelerindeki herkese o gün tanıştıkları ender dostlarından bahsetmeyi unutmadılar.