Kâğıtsızlar

Olmayan Şeylerle Yapılabilecek Her Şey - Esra Abaoğlu

Olmayan Şeylerle Yapılabilecek Her Şey

Esra Abaoğlu

Buraya gelmeyi çok istemiştim. Neresi. Van. Bilhassa bu gölü görmek. Gölleri sevmem. Durgun sular bana sıkıntı verir. Hareket isterim. Akmak. Çağıldamak. Onu görünce de öyle olmuştu. Akmak istemiştim. Ona doğru. Neyse meselemiz O değil.

Bu ucunu ve bucağını da görmeye kadir olamadığım su kütlesine durgun diyemem açıkçası, oysa akmıyor da. Ama akmadığını da iddia edemem çünkü bütününü de göremiyorum. Nereden bileyim bir yerlerde bir şeyler yapmadığını? Onun da nerelerde neler yaptığını bilemeyince arızalar çıkarmıştım zaten. Neyse mevzu O değil.

Kıyıda oturdum canavarın çıkmasını bekliyorum. Suları ikiye yararak bana doğru ilerleyen bir canavar hayal ediyorum. Bu koca su kütlesi bir de benim için yarılsın, çünkü imanlı kadınım. Suları ortadan ikiye yarmak yaradanın sünnetullahında var. Sünnetullahın mucizeler chapterında. Kızıl denizi yaran Allah, benim için şu gölü mü yarmayacak? Bu mucizeyi fani insan gözlerinin görmesine bir kere izin vermiş, belki şimdi de verir. Ciddi ciddi iki saniye bekliyorum. Uzaktan gelen insan sesleri, yakından gelen kuş sesleri ve suyun kendi rutinine devam ederek dalgalanışı dışında bir hareket yok. Olsun, ben “ol derse olacağına” iman ediyorum. Ama Ol demedi. Ne suların ikiye yarılmasına, ne onunla aramızdaki şeyin olmasına; “ol” demedi. Zihnimdeki her yolun Ona çıkışı, kalbimi sıkıştırıyor.

Derin bir nefes alarak kendimi geriye bırakıyor, gölün kıyısına uzanıyorum. Canavarın çıkmasını bekliyorum. Bu sefer gölden değil. Zihnimden. Her ihtimalin, her düşüncenin, her sorunun ipini alıp da bir şekilde Ona bağlayan canavarın zihnimden siktirolup gitmesi için yapabileceklerimi düşünüyorum. Kafamı taşlara vurmak da dahil olmak üzere birçok ihtimal geçiyor zihnimden. Ellerimi, zaten kapalı olan gözlerimin üzerine sıkıca bastırıyorum. Güneş içime damlıyor ama kederimden ölecek gibi hissediyorum.

Doğrulup, yaradanın sünnetullahına kırılıyorum. Kafamızı yarmak isteyecek kadar üzgünken acıkmamız, susamamız, çişimizin gelmesi, para kazanmak zorunda olmamız, yaşamaya devam etmemiz ve yaşamın da devam edişindeki o kayıtsızlık ciddi ciddi midemde bir yerleri yakıyor. Ellerime bakıyorum. Ellerime bakmak bana öteden beri güven verir. Onunla yaptıklarımı hatırlar, yapamadıklarımı affeder, yapabileceklerim için gönenirim. Ama yok. Bugün ellerim de beni kurtarmıyor.

Kıyıda canavarı beklediğimi hatırlıyorum yeniden. Zihnimin canavarı beklemek dışında meşgul olduğu her şey geliyor aklıma. Acımı da böyle çekiyorum. Acı çekmenin yanında yapıp yaşadığım her şeye onu da bulaştırarak. Şimdi, burada, kıyı kenarında da olduğu gibi. İnsan görünmeyen şeylerle ancak onu parçalara bölerek, parçaları somut şeylere iliştirerek başa çıkabiliyor.

Acımın bir parçasını kıyıya bırakarak kalkıyor, canavarın parçalarını şehirde arama niyetiyle göl kenarını terk ediyorum.