Atlayış Ve Düşüş

Hacer Uyğur

Bir iki üç koooş!

Koştu Narin. Henüz tam durmamış otobüsün kapısından kendini boşluğa bıraktı. Öne attığı ayağı merdivenin ucuna çarpınca diğer ayağını yere koyacak kadar bile denge sağlayamayıp refleksle ileri uzanmış elleri üzerine düştü. Elleri düşüşü hafifletse de durduramadı, sağ kolu üzerine düşerken bileği burkulmuştu. Kolu ve dizleri yerde sürtündü. Başı da yerle temas etmiş olsa da darbenin çoğunu vücudunun kalanı almış, çarpışı hafifletmişti. Daha acısını hissedemeden kendini toparlayıp ayağa kalktı. Otobüsteki herkes ayaklanmıştı, birkaçı kapıya kadar geldi. Ayağa kalktığını gördüklerinde derin bir nefes aldı bazıları. Şoför de arabadan inmiş ona doğru yürüyordu.

“İyi misin kızım?” diye sordu, cevap vermesine fırsat bırakmadan azarlar bir tonda ekledi “Ne atlıyorsun daha otobüs durmadan? Çocuk da değilsin ki. Koştun bir de gördüm. Yapılacak şey mi? Sonra başına bir şey gelse benden bilirler. Anlatamazsın da kimseye.”

Şoför konuşurken Narin çarpan yerlerin acısını iyiden iyiye hissetmeye başladı. Yetmez gibi üstündeki gözlerden ve yediği azardan dolayı öyle bir utanmıştı ki sanki biri kalbini avucunun içine almış da sımsıkı tutuyormuş gibi göğsü daraldı. Alışkanlıkla yüzüne hızla bir gülümseme yerleştirdi. Ne dediğini kendisi de tam fark etmeden arka arkaya cümleleri sıraladı. “Fa-fark edememişim. Kafam başka yerdeydi. Bir şeyim yok. Özür dilerim. Haklısınız. Dikkat ederim…”

Şoför, Narin’in mahcup halini görünce daha da üsteleyecek, “Tamam da böyle dikkatsizlik olur mu?” ile başlayan cümleler kuracaktı. Narin, bakışından anladı bunu. Cümlesine de başlamıştı zaten. Duymak istemedi. Ellerine baktı, avuçlarında hafif hafif kanayan sıyrıklardan zihnine acil bir çağrı sinyalleri ulaşmış gibi aniden koşmaya başladı. Arkasında bıraktığı şaşkınlığın farkındaydı. Bu onu daha da keyiflendiriyordu. Orada kalsaydı ezildikçe ezilecek yaptığının aptallık olduğuna inandırılacaktı. Şoför de onu azarlayarak kurduğu üstünlüğün dozunu artırdıkça artıracaktı. Oysa o da aracın kapısını erken açmıştı.

Belki de öfkesi kendine diye düşünüp omuz silkti koşarken. Benden çıkarmaya çalıştı acısını. Kaçarak iyi ettim. Boğazına dizdim tüm öfkesini. Oh olsun. Yüzü gülmeye başladı. Zihnindeki rahatlamayla vücudundaki acılar devreye girdi. Koşmayı bıraktı birden. Dizlerine baktı. Pantolonun üzerinden bile belli oluyordu kötü düştüğü. Diz kısımlarından teni görünüyordu, ufak ufak yaralardan kan sızıyordu. Baktıkça canı daha çok yanıyor gibi geldi. Gözlerini kaçırıp bu sefer kollarını sıyırdı. Sağ kolunun yan kısmında büyük bir bölge soyulmuştu. Tamamen iyileşir mi, iyileştiğini görür müyüm acaba diye düşündü. Ağrı kalbine vurdu. Gözleri dolunca kolunu da kapatıp yürümeye başladı. Evine az kalmıştı zaten.

Evde kimsenin olmadığını bilmesine rağmen ses çıkarmamaya özen göstererek girdi içeri. Odasından bornozunu ve kıyafetlerini aldı. Banyoya girince üstündekileri çıkarıp çöp poşetine attı. Sonra poşeti çıkarıp kimse gelmeden atılmak üzere kapının önüne koydu. Duştan çıkınca yaralarına tentürdiyot sürdü. Acıdan gözleri yaşardı. Gözleri dolu doluyken birden kahkaha atmaya başladı. İçinde büyük bir rahatlama hissetmişti. Aynadaki yansımasına karşı hararetle başını sallayıp iyi ki yaptım diye tekrarladı birkaç kez. Yaralarının üzerini ince sargı beziyle sarıp bantladı. Tentürdiyotlu pamuğu da az önceki çöp poşetinin içine tıkıştırdı. Sonra koşarak çöpü alıp sokaktaki konteynıra götürdü. Bacakları sızlasa da umursamadı.

Eve dönerken daha sakindi. Çıkardığı sese dikkat etmeden içeriye girdi. Odasına geçip en boş duvara astığı panoya yaklaştı. Ölmeden Önce Yapacağım 100 Şey listesinden Otobüsten koşarak atla maddesinin üzerini çizdi. Yine de keşke atlama vaktini daha iyi ayarlayabilseydim diye geçirdi içinden. Listenin yanındaki iki ayı kalmış takvimin bir gününe daha çarpı attı.