Ağlayarak dolabımı açtım. Bugün için en güzel elbisemi seçmeliydim, fakat en güzel elbisem pembe çiçekli idi. Bu olmazdı. Bugün benim yas günümdü. Bugün en sevdiğim dostuma veda edecektim. Tabi önce onu ellerimle öldürmem gerekiyordu. Dinim bana bunu emrediyordu. Onu, dinimden dönecek kadar seviyorum diyebilirdim düne kadar. Ama öyle olmadı. Karar çıktığından beri ağlamaktan içim dışıma çıktı. Kalbim iki parçaya bölündü. bir yarısı arkadaşım Sara için diğer yarısı inancım için çarpıyor. Hangisi daha güçlü derseniz, kararsızım.
Üç haftadır Sara’nın suçsuzluğunu ispatlamak için çırpınıyorum. Sara ahlaklı ve inançlı bir kadın. Kocasına da çok sadık. Sadakati, sadece ahlakî değil, kocasını çok da seviyor. Onu aldatmaz. Şahit olarak adımı yazdırdığımdan beri yeminler ettim, o öyle biri değil dedim ama kimse beni dinlemedi. Karşımda pis pis bakan dört adam vardı. onların şahitliği benimkinden daha kıymetli. Çünkü ben duygusal düşünebilirmişim. Kadın olarak zihnim de kalbim de zayıf kabul ediliyor benim. Erkekler kadar doğru düşünemediği, mantıklı karar veremediğim kabul ediliyor. Gözlerimle gördüğüm şeyi bile doğru hatırlamayacağıma inanıyorlar. Ya da kadınların yalan söyleme olasılığı erkeklere göre daha yüksek görülüyor. Dört erkek “Sara’yı zina yaparken gördük.” demişse kırk kadın bunun yalan olduğuna inandıramaz kimseyi. Kadınlar günaha yatkın, kadınlar günahkar. doğuştan günahkar kabul edilen canlılarız biz. Sara da kendisine göz koyan şerefsiz bir adamın iftirasına kurban gidiyor. Adamın niyetini en başından biliyorduk ama işi bu raddeye getireceği hiç aklımıza gelmemişti. yanına üç arkadaşını da alıp, planladığı yalanı polise tane tane anlatmış. Diğerleri de ondan ne dinlemişse kelimesi kelimesine tekrar ediyor. Ortada başka bir delil ya da şahit yok ama Sara’nın recm edilmesi için bu dört mikrobun şahitliği yeterli sayılıyor.
Sara tutuklandığından beri onu hiç görmedim. O günahı işlemediğini biliyorum ama onun ağzından duymadan da aklımdaki şüpheyi yenemiyorum bir türlü. Bu ona inanmadığımdan değil, Sara’nın ahlaksız biri olduğunu da düşünmüyorum. Ama ya doğruysa diye şüphe etmekten kendimi alamıyorum. Belki bu, bugünkü idam için kafamda kurduğum bir kurtuluştur. Eğer onun haklılığından yüzde yüz emin olursam ömrümün bundan sonraki kısmını mecnun olarak geçireceğimden eminim. Sara bu ölümü hak etti deyip aklımı korumak zorundaymışım gibi.
Kalbimi yakan bir acıyla siyah elbisemi giydim. Saçlarımı ağlayarak topladım ve siyah şalımı başıma geçirdim. Ne kadar yavaş hareket edersem Sara’nın ölümünü o kadar uzaklaştırırmışım gibi geliyordu. Ayaklarımı sürüye sürüye çıktım evden. Eteklerim tozlu yolları süpüre süpüre sürüklendi arkamdan. Gözyaşlarım önce yanaklarımı sonra göğsümü ıslattı. Bağıra bağıra ağlayarak gittim, Sara’nın idam edileceği sokağa. Sırtı bana, yüzü Sara’ya dönük kabalığı yara yara en öne geçtim. Sara, beline kadar toprağa gömülmüştü. Koşup ona sarılmak istedim ama izin vermediler. O zamana kada gözleriyle tek bir noktaya bakan arkadaşım sesimi duyunca bana bakıp gülümsedi. Bu, bana daha büyük bir acı veriyordu. Çünkü en başından beri onu deli gibi savunduğum için, bana bir ceza verilmişti. Ya ömrümü zindanlarda geçirecektim ya da Sara’ya ilk taşı ben atacaktım. Çocuklarım, Sara’nın çocukları, hepsi bana emanetken Zindanlarda çürümeyi göze alamadım. Sara nasıl olsa ölecekti.
Kalabalığı yara yara ilerlerken lime kimin tutuşturduğunu fark etmediğim taşı, canını çıkarırcasına sıkıyordum. Sara’nın yanı başında duran sarıklı bir adam elinde tuttuğu ferman gibi recm kararını cırtlak sesiyle bağırarak ve arada bir pörtlek gözleriyle kalabalığı tarayarak okuyordu. Sara’nın kocasına takıldı gözüm, anlatılanlara inanmış bir kalple, nefretle bakıyordu Sara’ya. Gece boyu ağladığı gözlerinden belliydi. Elinde tuttuğu kocaman taşı parmaklarıyla sıkı sıkıya kavramış, tırnakları sıkmanın etkisiyle bembeyaz kesilip elini ölü eline döndürmüştü.
Sarıklı, pörtlek gözlü adam bana dönüp ilk taşı atmam için emri verdi. Sara bana gülümseyerek bakıyor cesaret veriyordu. “Çocuklarım sana emanet!” diye bağırdı ve gözlerini kapattı. Bağıra bağıra ağlayarak “Affet bizi Sara!” diye haykırdım. Aynı anda elimdeki taşı ona doğru attım. Alnından akan kanı gördükten sonrasını hatırlamıyorum.