Benim ölmem gerekiyordu.
Kendimi bilmeye başladığımdan ber midemde büyüttüğüm o şeyi boğazımdaki dokuzuncu boğumda uzun zamandır bekliyordu. Dün onu görür görmez gıcık kendini hissettirdi, öksürdük ancak kendimi durduramadım. Öksürdüm de öksürdüm. O karşımda durdukça ben daha kuvvetli öksürdüm. Ciğerlerimde ne var ne yoksa dışarı çıkmak için canhıraş çabalıyordu sanki. Ama kuru öksürüksek öteye geçmedi bu. Elimle ağzımı kapattım, kan da gelmedi. Kupkuru öksürük.
Onu bizim evin bahçesinde görmemle kendimi onun karşısında buldum. Öksürüğüm henüz başlamamışken önümdeki duran taşı aldım avucuma oturttum. Öksürmemle elim harekete geçti. Kendimi bilmeye başladığım zamana gittim. İlk hamlemi yaptım. Zaman yavaşça ileri aktı. Her kırılma noktasında elimi savurdum. Ben büyüdükçe nefretim büyüdü, zaman önümde akıp gitti saniyeler içinde. Daha saçlarımın sapsarıykenki hâlin beyazlamış hâli aldı. Yüzümdeki çizgiler arttı. Karşımdaki öylece dururken ben saniyeler için şimdiki ben’e döndüm. Yüzümdeki her çizgi yerini yenisine bıraktıkça ben elimi savurdum. İkimizi yan yana koysalar onu seçerim dediğim kişinin şu an karşımda duruşu yalnızca öfkemi artırdı.
Ben elimdeki taşı savurdukça bir yenisi bitiyordu elimde. Sonsuzluk taşını bulmuştum anlamadan. Ama her defasında da başa dönüyordum. O ilk güne. Onunla tanıştığımız güne. Onu öyle çok sevmiştim ki, kendimi onun yoluna serebileceğimi iddia ediyordum yıllar sonrasında. Ben demeyi unutmuş, yerine sen demeyi öğrenmiştim. Bunu o öğretmişti bana. Ama bu öğretiden ibaret değildi. Kabullenişti. Kimileri manipülasyon diyordu buna. Bense salaklık diyorum. Asıl adı nedir diye hiç araştırmadım. Hayat deyip geçiyordum. Hayat bu muy muş? De ğil miş. Yıllar sonra anladım. Büyüdüm, koca insan oldum. Kanımdan olan insanları toprağın altına koyunca hayat ne olduğunu bana gösterdi. Neymiş anladım. Aynaya baktığımda yanımda görmeyi beklediğim o kişiyi göremeyince o şey midemde büyümeye başladı işte. Görünür bir şey olsaydı adına kanser derlerdi ama hiçbir cihaz görmezdi onu. Ama ben gördüm. Yıllardır midemden ağzıma gelen o şeyin ne olduğunu anlamam uzun sürmedi. Onu karşımda gördüğümde hareketlenen bir şeye dönüşmüştü artık. İlkin içimde kelebekler uçuyor sanıyordum. Bazılarına sorsan salaktı derler. Ama kozaymış meğer, daha kelebeğe dönüşmemişti.
O gün, ben onu görene dek ondan kaçıyordum. Çünkü onun pervasız tavırları bendeki yarayı derinleştirmekten başka bir şey yapmıyordu. O öksürük beni tuttuğunda elimdeki taşı sonsuz kere ona savurdum. O karşımda yavaş yavaş parçalandı. Ufaldı. Varlığı yerini yokluğuna bıraktı. Bir cesetten başka bir şey kalmadı geriye. Bense terden sırılsıklam olmuştum. Onun etrafında bir tek taş bile yoktu. Ama elim o birkaç dakika içinde nasır tutmuştu. O yerde öylece yatıyordu ama etrafta tek kan damlası bile yoktu. Takatim kalmamıştı. Öksürüğüm kesilmişti. Onu öylece orada bıraktım. Gittim uyudum. Saatlerce. Günlerce. Aylarca. Büyüdüm. Onlarca yıldır yaşadığım ömrüme yıllar kattım. Günlerden bir gün onunla karşılaştığımda içimdeki kelebek mi koza mı her neyse, zerre yerinden oynamadı. Bütünüyle şeffaflaşmış bir vücut karşımda duruyordu öylece. Yürüyüp gittim yanından bir yabancının yanından yürüyüp gidiyormuş gibi. Çabasız oldu bu. Boğazımda bir gıcık bile hissetmedim. Bazı yoklukların var olmak için gerekli olduğunu biliyordum artık. Elimde bir sızı hissettim, sert bir şeyi elimde tutuyormuşum gibi. Yıllar önce avucumda sımsıkı tuttuğum o taş yeniden elimdeymiş gibi.
Ayna karşısında kendime taktığımda yüzümdeki çizgilerden oluşan haritada yaşadığım yerleri gördüm. Yaşadığım şeyleri. Sonra elime kaydı gözlerim. O sımsıkı tuttuğum taş. O his. O yumru boğazımın, kaçıncı boğumunda olduğunu bilmediğim bir yerinde oturmuş aynadaki görüntümü bulanıklaştırıyordu. Elimdeki taşı savurdum kendime. Ayna paramparça oldu. Bütünlüğümü koruyordum. Tekrar savurdum. Tekrar. Aynaya hiçbir şey olmuyordu. Bana da. Görüntüme de. Öldürdüğümü sandığım o dostum belirdi aynada. Karşımda dimdik duruyordu. bu kez elimdeki savuramadım ona. Onu öldürmüştüm oysa. Midemde derinleşen yaranın üstünü onu öldürmekle kapatmıştım. Kendimi böyle kandırmıştım. Şimdi aynaya bakınca her şey öylesine açık ki. Yıllardır gözlerimin içine bakamayışımın ardındaki korku şimdi vücut bulmuş karşımda dikiliyordu. Bu yarayı kökten kurutmam gerekiyordu. Benim ölmem gerekiyordu.