Oraya vardığımda Aslanı arka bahçeye gömüyorlardı, yine. Ne zaman başladığını hatırlayamıyorum. Defalarca aynı şey tekrarlanıyordu. Efendi Aslan ölüyor, öldürülüyordu. Ardından bu arka bahçeye söğüt ağacının dibine gömüyorlardı. Gün geceye döndükten sonra sessizliğe bürünmüş toprak tüm şatoyu titretiyordu.
Demir ailesi krallığın kurucu ailelerinden biridir. Güneş krallığının kuzey sınırında yer alan Demir ailesinin bölgesi oldukça soğuk ve kurak bir iklime sahip. Kuzeyin sadece kışla mücadele etmez. Krallığı sınırın ardındaki canavarlardan da korumakla yükümlüdür. Bu yüzden hem krallığın kurucularından olan hem de krallığın en önemli koruyucusu olan Demir ailesine çeşitli imtiyazlar tanındı. Demir ailesine krallık tarafında ayrılan yüklü bütçeye ek, askeri yapılanması kuzeye bağlıdır. Kraliyet ailesine vergi ödenmediği gibi hesap da verilmez. Demir ailesinin efendileri kraliyet şehrine nadiren giderler. Başkentte ve krallığın diğer bölgelerinde gizemli kaldıklarından pek çok hurafe haklarında çıktı. Kimleri canavar soyundan geldiklerini, kimileri şeytana soylarını sattıklarını kimileri de aslında kuzeyde tehlike olmadığını kraliyet ailesinin gücünü kabul etmek istemedikleri için bu çocuk hikayesini sürdürdüklerine dair çeşitli inanışlar oluştu. Krallığın kurulmasından bu yana 1000 yıl geçti. 58 kral başa geçti. Demir ailesinde ise 1 efendi sadece baştaydı. Bu gerçeği yalnızca şatonun içindekiler biliyordu. Vasallar ise aileyi hiçbir zaman yakından görmemişti. Yüzlerini görmemişti. Şatonun demir kapıları sonuna kadar kapalıydı. Demir ailesine bağlı kuzeyin önde gelen aileleri mevcuttu. Bunlar askeriye, maliye, ilmiye, sıhhiye, zirai gibi alanlarda uzmanlaşmış ailelerdi. Aileler kendilerine belirlenen alanlarda hizmet vermekteydiler. Her ailenin bağlı olduğu bir çocuk vardı. Demir ailesinin beş çocuğunun ikisi kız üçü oğlandı. Her çocuk bağlı aileleri yönetmekle mükellefti. Elbette bu bilgiyi bağlı ailelerin efendileri biliyordu. Kuzey bu şekilde 1000 yılı aşkın gizlilikle ve sadakatle yönetiliyordu.
Canavarlara karşı kazanılan büyük zaferden sonra krallığın kuruluş yılları sancılı geçmişti. Özellikle Demir ailesi kuzeyi baştan yapılandırdı. Toprakları tarım arazileri haline getirdi. Şehirleşti. Askeri gücünü topladı. Savaş her ne kadar kazanılmış olsa da kuzey çok bedel ödemişti. Tekrardan toparlanması ve stabil bir hale gelmesi uzun çabalar gerektirdi. Kuzey bunu unutmadı. O karanlık günlerde Demir ailesinin kurtarıcıları olduğunu unutmadı. Savaş sonrasındaki kıtlıkta, yoklukta Demir ailesinin verdiği mücadeleyi unutmadı. Zorluklar atlatılmış savaşın yaraları sarılmıştı.
Demir ailesinin başı Aslan Demir bir hayli yorulmuştu. Karizmatik bir liderdi. Cephenin en önünde olduğu gibi şehir baştan yapılırken her yerde ilk o vardı. Çocukları da ardından geliyordu. Zaman geçti. Hanedan büyüdü. Efendi Aslan’ın yaşı ilerlese de fiziksel gücü ve sağlığı bir hayli iyi durumdaydı. Keza çocukları da orta yaşlarında takılı kalmışlardı. Krallığın ellinci yıl akşam yemeğinde Efendi Aslan çocukları ile konuştu. Hepinize bağlı Vasallar verdim. Her biriniz kuzeyi farklı yollardan güçlendiriyorsunuz. Her birinizin özverisini, kuzeye bağlılığını biliyorum. Evlatlarım Kuzeyin başına geçmek için son bir sınavınız kaldı. Beni hanginizi öldürmeyi başarırsa kuzey ve kardeşleri ona bağlılık yemini edecektir. Beni öldürmenizi dört gözle bekliyorum.
Efendi Aslan bu konuşmayı yaptıktan sonra salonu terk etti. Salondaki gerginlik kardeşlerin birbirlerine anlamsız bakışları ile devam ederken ailenin en büyük kızı salonu terk etti. Gerçekten de babalarını ötesi kuzeyin kahramanını öldürmeleri mi gerekiyordu? Kuzeyin kahramanını öldürdükleri zaman kuzey onların meşruluğunu kabul eder miydi? Kuzey unutmazdı. Burada bir bit yeniği var diye düşündü ailenin askeriyeyle sorumlu büyük oğlu. İlmiyeden sorumlu büyük kız babasının zekasını tanırdı. Kardeşlerin iktidar için birbirini katledip kuzeydeki vasal dengelerini bozmaktansa hükümdarı öldürmenin daha makul olduğunu düşündü. Ziraiden sorumlu ikinci oğlan açıkçası bunlarla ilgilenmiyordu. Başa geçse de geçmese de toprak ona ve kuzeye verecekti. Bu iktidar yarışının içine dahil olmamaya karar verdi. Evin küçük oğlu parlak zekâsı ile maliyeden sorumluydu. Yeterince sorumluluğu olduğunu düşündü. Hangi kardeşini desteklerse kendisi için daha karlı olacağını düşündü. Evin sıhhiyeden sorumlu küçük kızı ise ölümü düşündü. Kuzeyin efendisinin ölümü mümkün müydü?
Aradan birkaç gün geçti. Kardeşler arasında henüz hamle yapan olmadı. Bu durum Efendi Aslan’ı öfkelendirdi. Ailesini şatonun ardındaki bahçeye topladı. Öldüğümde bu söğüt ağacının altına beni gömeceksiniz. Beni öldürmenizi size emrediyorum diyerek bahçeyi terk etti. Emir halini alan bu görevden artık kaçamazlardı.
İlk saldırı evin büyük oğlundan geldi. Mertçe kuzeyin efendisinin karşısına geçti. Kılıcını uzattı. Saatler süren mücadelenin sonunda evin büyük oğlu gözyaşları içerisinde babasının kalbine kılıcını soktu. Onurunu korumak için sessizce ağladı. Emri yerine getirmişti. Söğüt ağacının altına babalarını gömdüler. Kardeşleri Abilerine bağlılık yemini ettiler. Şato yasa büründü. Ölünün başına geceyi beklemek için yerleştiler. Kardeşler sessizlik içinde ağladılar. Bir anda şiddetli bir rüzgâr esti. Söğüt ağacının yaprakları tiz çığlıklar attı. Toprak dalgalandı. Mezar yarıldı. Kütürtüler duymaya başladı. Kemiklerin kütürtüsü arka bahçeyi doldurdu. Mezardan bir el uzandı. Aslan bey mezardan çıktı. Beti benzi atmış gördüklerini hayal ve gerçeklikten ayıramayan çocuklarının yüzüne baktı. Görünüşe göre tekrar deneyeceksiniz HAHAHAHAH
Şok atlatıldıktan sonra Demir şatosunun kapıları dışarıya kapandı. İkinci girişim büyük kızdan geldi. Kuzeyin efendisini tuzağa sürükledi. Uçurumun kenarına kadar sürükleyerek oradan itti. Uçurumun dibinden babasının naaşını toplattı. Vücudunun tüm parçaları toplanarak şatoya getirildi. Söğüt ağacının dibine tekrar gömüldü. Beklemeye başladılar. Bu sefer dönmesi imkansızdı. Gece yarısı olduğunda söğütten tiz çığlıklar yükseldi. Toprak yarıldı. Mezar açıldı. Mezardan gelen sesler vücudun bir araya geldiğini belli ediyordu. Büyük kız kusmaya başladı. Efendi Aslan mezardan çıktı. Çocuklarına baktı ve HAHAHAHAHAH.
Evin büyük oğlu ve kızı sürekli olarak denemeye başladılar. Babalarını buldukları her yerde öldürdüler. Gömdüler. Ve her seferinde kahkaha ile geceyi susturdular. İkinci oğul ve küçük oğul bu delilikten uzak kalmayı seçti. İşler çığırından çıkmış Vasallar kapıların bu kadar uzun süreli kapalı kalmasından rahatsızlanmışlardı. Öldürmeler, gömmeler ve dirilmeler Demir ailesinin günlük hayatının bir parçası oldu. Vasalları yönetmeye devam ettiler. Efendi Aslan ölmediği gibi kendilerinin de ölmediklerini fark ettiler. Yüzyıllarca süren bu döngüde sahte cenazeler ve doğumlar düzenlediler. Sahte başa geçmeler yaptılar. Devam etmeyen ve ölmeyen soyları için bir uydurma tarih yazdılar. Efendi Aslan diğer çocuklarını da bu döngüye bir şekilde dahil etti. Sadece sıhhiye ile sorumlu kızı bu döngüye dahil olmayı reddetti. Aradan geçen bin yılda sayısız kez bunlar yaşandı.
Krallığın 1000. Yılında Kraliyet ailesi tekrardan Kuzey hanedanını başkente çağırdı. Krallığın 1000. Yıl kutlamalarıydı. Bu seferki çağırma emir niteliğindeydi. En küçük kız gitmeyi önerdi. Döngüyü kırmaları gerektiğini. Çünkü kuzey gitgide izole bir bölge halini almıştı. Evet içeride işler güzeldi. Ama artık bu döngü kırılmalıydı. Değişim gelmeliydi. Demir ailesinin sonu gelmeliydi.
Başkente on beş gün süren yolculuğun sonunda vardılar. Peçeler, miğferler ve pelerinlerle gizemlerini kordular. Aile sembolü olan ouroboros gümüş bronşlar yakalarına takılı onların kim olduğunu meşrulaştırıyordu. Salonda tüm dikkatler onların üzerindeydi. Yine de bir çekince vardı. Kralı selamlamak için huzuruna geçtiler. Kralın yüzü kapalıydı. Hoş geldin eski dost dedi. Ses yüreklerine işledi. Bu sesi tanıyorlardı. Demir ailesi yüzyıllardır yaşamadığı bir duyguyu hatırladı. Şaşkınlık. Nizamı bozmadan salondan çıktılar. Aile kalabalıktan uzaklaşarak sarayın bahçesine çıktı. Efendi Aslan yüzünü açarak derin nefes aldı. Sarayın bin yaşındaki söğüt ağacının altında sadece babalarını izlediler. Üzerlerinde bir tedirginlik vardı. Gerçekten de son muydu?
Efendi Aslan kutlamalardan sonra kralın huzuruna çıkma talebinde bulundu. Kral çok uzun zamandır bunu bekliyordu. Efendi Aslan içeri girdi. Görevlilerin hepsini kral dışarı yolladı. Uzunca sıkıca sarıldılar. Kral ölmemişti. Efendi Aslan’ın kralı ölmemişti. Uzunca bir süre sohbet ettiler. Bu lanet sadece kendi üzerinde sanıyordu Efendi Aslan. Oysa kralda aynı lanetin ızdırabını çekiyordu. Kral eski dostuna sitem etti. O kadar cenazem oldu. O kadar taç giydim. Doğdum. Hepsine de çağırdım seni hiçbirine gelmedin. Efendi Aslan aynı şekilde sitem etti. Sen de benimkilere gelmedin diye uzun uzun güldüler. Sessizlik oluştu. Efendi Aslan bu sessizliği bozdu. Ölmek istiyorum. Çok yoruldum. Gulyabani gibi yaşamaktan. Soyum kurudu ben ölemedim. Çocuklarım birer gulyabaniye döndü. Şato soğuk bir mezarlık. Kralım ölmek istiyorum. Nasıl ölebilirim?
Kral uzunca eski dostuna baktı. Kuzeyin efendisi, Kuzeyin kahramanı, krallığın kurtarıcısı, kadim dost sana istediğini vereceğim. Kral göğsünden bir şişe çıkardı. İçindeki ouroboros’un zehridir. Kanını içtiğimiz gün arafla lanetlendik. Bugün zehrini içeceğiz. Kral ve Efendi Aslan zehri içtiler.
Başkentten dönmüşlerdi. Efendi Aslan’ı söğüt ağacının altına gömdüler. Son kez sonsuzluğa uğurladılar.