Oraya vardığımda, aslanı arka bahçeye gömüyorlardı, yine. Gece’nin dördü. Zifiri karanlık. Elimdeki fenerin parlak ışığı sayesinde sahne açık bir şeklide ortadaydı. Yine de yanlış mı görüyorum diye gözlerimi ovuşturdum. Manzarada değişiklik olmayınca uykuya devam ediyorum herhalde diye düşündüm. Kendime attığım çimdikle canım yanınca anladım rüyada olmadığımı. Birkaç adım daha yaklaştım. Mehmet Abi’yle göz göze geldik. Gel bir kürek de sen at bakışına duyarsız kalamadım. Merakımı bir süreliğine içime atıp yardıma koyuldum. Kerim’in elinden aldığım kürekle attığım toprak aslanın yelesinin aralarını anca doldurdu. Kürekle bu işin zor biteceğine kanaat getirdim. Arabanın bagajındaki kurban bayramından kalma kovayı getirdim. Kova kova toprak attım aslana.
“Hayırdır abi, bağımlılık mı yaptı aslan öldürmek, aslan gömmek?” diye sordum.
“Dalga geçme oğlum, paçayı zor kurtardık zaten. Dur bir soluklanalım anlatırım” dedi nefes nefese. Biraz korkak, biraz da endişeliydi Mehmet Abi. Paçasındaki toprakları silkeledi. Malzemeleri dağ evinin deposuna taşıdı. Döndü, tekrar tekrar kontrol etti. Hiçbir iz ve tehlike kalmadığından emin olduğunda benim arabaya geçti, anlattı.
Meğer bizim aslan ölmemiş. Köpeklerin toprağı eşelemesiyle kendine alan bulmuş, topraktan kurtarmış kendini. Ama bizim kurşunlardan aldığı darbelerden dolayı daha fazla hareket edememiş, oracıkta duruyormuş. Mehmet abiyi uyku tutmamış, oğlu Kerim’i de uyandırmış. Bir iz bıraktık mı kontrol edelim diye geldikleri dağ evinde böyle bir durumla karşılaşmayı beklemiyorlarmış elbette. Can çekişen aslana birkaç kurşun daha sıkmışlar. Bu sefer öldüğünden emin olup öncekinin 2 katı derinliğinde alan kazmışlar. İşi bitiremeyeceklerini anlayınca da benden yardım istemişler.
Bu sefer işi inşallah hallettiğimizi düşünüp evlerimize döndük. Hırsız edasıyla sessizce evime girdim, sanki tuvalete kalkmış gibi yapıp yatağıma yattım. Bütün gün ev işlerinden yorgun düşen karımın uykusunun ağır olması işime yaramıştı. Gözlerimi kapattım. Uyumayı denedim. Bir sağa döndüm, bir sola. Düşünmemeyi düşündüm. Kartopu gibi daha da büyüdü düşünceler. Kalkıp salona gideyim dedim. Karımın üstüne alınmasını, bundan da kavga çıkarmasını göze alamadım. Derken sabah ezanı okundu. Kalktım abdest aldım, namaz kıldım. Düşünceler seccade üstünde duaya dönüştü.
Karım perdeyi çekince odaya süzülen güneş ışığı ile uyandım. Saate bakınca seccade başında uzun süre uyumuş olduğumu fark ettim. Karımın söylenmeleri eşliğinde seccadeyi katlayıp yerine koydum. Daha fazla göze batmamak için mutfağa gidip ocağa çay koydum. Ödevini yaptığı için öğretmeninden aferin bekleyen çocuklara dönmüştüm bu evde. Kendi evim bile diyemiyordum. Kayınpeder kira vermeden oturabilirsiniz dedi diye içgüveysiydim karımın gözünde. Babasının dükkânında çalışıyorum diye ondan harçlık aldığımı söylüyordu. Maaş ifadesini kullandığımda dahi o küçümseyici bakışıyla karşılaşıyordum. Ne yapsam yaranamıyordum karıma. Otursam suçluydum boş durduğum için, bir şeyler yapsam evi kirletiyordum, temizliğe yardım etsem beğenmiyordu, bir hediye alsam ne halt etmiştim kim bilir de onu kapatmaya çalışıyordum. Bari gözüne gözükmeyim diyordum, bu sefer de evde değilim diye söyleniyordu.
İlk defa karımın gözüne gireceğim bir fırsat çıktı diye sevinmiştim o aslanı vurduğumuzda. Avcılar karşılaştıkları aslanı öldürerek olası büyük bir facianın önüne geçti, diye yazacaktı gazeteler. Haberlere çıkacaktım. Aslan avcısı olacaktım bir anda tüm Türkiye’nin gündeminde. Kahraman olacaktım. Bir şey olacaktım. Var olacaktım. En çok da karımın gözünde.
Öldürdüğümüzü sandığımız aslanın yanında kendi kameramıza pozlar verirken içimiz coşku doluydu. Kendimizi cesur ve kahraman olarak görüyorduk. Fakat heyecanımız kısa sürdü. Kerim’in sosyal medyada gördüğü haberle anladık kahraman değil, aslında katil olduğumuzu. Hayvanat bahçesinden kaçtığını düşündüğümüz aslanın bir Arap milyarderinin evcil hayvanı olduğunu, jetle Türkiye’ye gezmeye geldiğini, o kadar korumaya rağmen ellerinden kaçtığını, ülkece arandığını, olaya devlet büyüklerinin dâhil olduğunu öğrendik.
Büyük bir hayal kırıklığına uğramıştık. Canlı bulana koyulan ödül miktarındaki sıfırı dahi sayamadığımızı fark ettik. Ödül bu kadar büyükse cansız bulunmasına sebep kişinin cezası da o kadar büyük olurdu muhakkak. Yapacak tek bir şey vardı. Aslanı gömüp kimseye de bu durumdan bahsetmeyecektik. Mehmet Abi’nin dağ evine çok yakındık. Kerim’in pikapıyla taşıdığımız aslanı evin arka bahçesine indirdik. Tam ortamlarda anlatmalı bir olay yaşamıştık, ama kimseye anlatamayacaktık. Hatta saklayacaktık, anlaşılmaması için özel çaba sarf edecektik. Aslanı evin arka bahçesine kazdığımız toprağa, hayallerimizi içimize gömdük.
Üç gündür sabah akşam aslanla yaşıyorum zihnimde. Kayınpederden izin aldım, yataklara attım kendimi. Haberlerde Arap milyarderinin ve ailesinin gözyaşlarını izledim. Aslanın sahipleriyle yaşadığı o lüks hayatın fotoğraflarına baktım. Lüks gibi görünen hayatın içinde aslında esir olduğu fark ediliyordu aslanın bakışlarından. Avlanmadan eti elinin altında, ama özgür değil. Kocaman bir bahçe yapmışlar onun için, ama bir orman değil. Ne kadar evcilleştirilmeye çalışılmışsa da oraya ait değil. Aslana üzülürken o aslan gibi olduğumu fark ettim. Özgür görünümlü bir tutsak olduğumu, boynumda görünmez bir tasmanın olduğunu, buraya ait olmadığımı düşündüm. İşte ben o zaman her şeyi itiraf edip bu sırdan da, yaşadığımı sandığım bu hayattan da kurtulmaya karar vermiştim zaten Hâkim Bey. İçimdeki gömülü aslanı çıkarabilmem için o aslanı arka bahçeye gömmem gerekiyormuş. Evet, kabul ediyorum. Şahitlerin arabamı orda görmesi de, arka bahçede birtakım kazı çalışmaları yaptığımız da doğrudur.