İkinci Kral

Müzeyyen Demircioğlu

Oraya vardığımda, aslanı arka bahçeye gömüyorlardı, yine.

İlkinde akıllanmamışlardı, belliydi. Köpeği, kediyi, kuşu anlarım da aslan evde olur mu hiç? Hayvanları çok sevdiklerini söylüyorlar. Ama aslanlar doğası gereği vahşi hayvanlar. Doğasından uzaklaştırıp dört duvar arasında yaşamaya mecbur etmek hangi hayvan sevgisine sığar?

Mahalle çalkalanıyor bu olayla. Herkes bir taraftan üzgün bir taraftan da rahatlamış durumda. Hayvanı köpek gezmeye çıkarır gibi mahalleye tasmasıyla çıkardıkları zaman hiç kimse kalmazdı mahallede. Kasap Hüseyin abi en büyük destekçileriydi ama. Çok severdi aslan Kralı, her gün taze etini hazır ederdi. Adam aslan sayesinde ikinci dairesini almıştı, üçüncüye hazırlanıyordu.

Hadi anladım ilkinde ölmek üzere olan yavru bir aslan sahiplenmişlerdi. Uyutulacakmış, kıyamadılar. Yani hayvanat bahçesi nasıl böyle bir şeye izin verdi, prosedür mrosedür yok mu diye sormayın hiç bana, bilmiyorum. Yani hiç mi anası babası “napıyosunuz yavrum evladım” demediler onu da bilmiyorum. Hee bir de aslana Kral adını verdiler.

Aslında ilk aslan sevimliydi. Hele yavruyken. Arada benim dükkânın önünden geçerlerdi. Kapıya çıkar, onları durdurur az severdim. Yavruya da iyi baktılar, haklarını yememek lazım. Taze eti, vitamini derken uyuşuk patilerine masaj yaptıklarını bile duydum. Yine bir gün Kralı sevdikten sonra Sedat abiyle yengeye bakıp “büyüyünce napacaksınız?” diye sordum. Sedat abi boş boş baktı, yenge de gözleriyle çocuklarını gösterdi. Bu sefer boş boş bakma sırası bana geldi. “Sus abi, çocuklarda travma olur” dedi. Bir de bu çıktı başımıza, travma mı bilirdik biz çocukken? “Yok çok alışmış çocuklar, kardeşleri bilmişler, tabii ki de ölene kadar yanlarında kalacakmış”. Bir sürü zırva.

Gel zaman git zaman bizim Kral meşhur olmaya başladı. Mahallemizde bir belgesel çekimi bile başladı. Adı da “Kral’ın mahallesi” olacakmış. Pehh, sanki o yokken bu mahalle yoktu. Tabi güvenlik önlemleri de alınıyor. Çünkü bebek gibi bakılan bizim yavru, güçlü bir yetişkin aslana dönüştü. Yeleleri parlak, dişleri keskin, geçtiği yere korku salıyor haliyle. Şu ana kadar bir saldırma vakası olmadı. Muhtemelen insanlara karşı minnet duygusu besliyor. Ama yine de insan korkuyor. Aslan sonuçta.

Bir gün belgesel çekimlerinde işler tersine dönüyor. Genç kameramanlardan birisi güvenlik çemberini aşıp Kral’a yaklaşıyor. Dikkatini çekmeyi başarıyor. Ve ailesiyle oyun oynamaya alışkın aslan onunla da oynamak için adamı yere yatırıyor. Bunu gören güvenlik görevlileri ellerine silahı alıyorlar ve adamı yalamak için dilini çıkaran hayvanı vuruyorlar. Kral oracıkta ölüyor. Kameramanın sağlık durumu gayet iyi, sadece böyle bir şeye sebep olduğu için pişman oluyor. Tabi Sedat abiler yıkılıyor. Özellikle çocuklar. Gece “Kral bizi bırakma” diye ağlıyorlarmış. Evin köpeği de Kral’ın yattığı yeri koklayıp ağlar gibi havlıyormuş. Doğrusu ben de çok üzüldüm. Ama böyle bir şeyin yaşanacağı belliydi.

- Peki ikinci aslanın hikayesi neydi?

- Dur bir oğlum, bir nefes alayım, bir yudum da çay.

- Tabi tabi, buyurun.

- Heh tamam, kayıt cihazını açtın mı?

- Hı hı.

- Tamam devam ediyorum öyleyse.

İşte aslanın ölümüyle aile sarsılıyor dedim ya. Bu sebeple Sedat abiler bir aslan daha sahiplenmeye karar veriyorlar. Tövbe tövbee. “Bir musibet bin nasihatten iyidir” derler ama bunlara musibet te yaramadı. Hayvanat bahçesinden bir aslan daha alıyorlar. Olay bu ya, yine kabul ediliyor. Ama bu seferki yavru da olsa hasta değil muhtaç hiç değil. Başta olaylar aynı gidiyor. Haa bu arada ona da İkinci Kral ismini veriyorlar. Te Allah’ım yaa. Bu sefer akıllanmışlar ama, ne belgesel ne film ne reklam tekliflerini değerlendiriyorlar. Akıllandıklarını da kendileri diyorlar yoksa ne akıllanması. Yine kısa bir süre sonra aslan yavrusu yelesi parlak, dişleri sivri, etrafa korku salan yetişkin bir aslana dönüşüyor. Ama bu seferki aslanı ben yavruyken de sevmiyordum. Dükkânın önünden geçerlerken de çıkmıyordum kapıya mesela. Mahalleli de alıştı galiba, eski tepki yoktu ama coşku da yoktu. Ben ikinci aslan da çok daha büyük tepki verirler demiştim ama ilkine üzülünce mi ya da tepkilerinin Sedat abiler üzerinde etki etmediğini fark edince mi bilmiyorum, çok tepki göstermediler.

Ama aslan tepki veriyordu bu sefer, birkaç kükremesine, saldırma hamlesine şahit olanlar olmuş. Başta Sedat abiler de bu durumdan rahatsız olup hayvanat bahçesine geri vermeyi düşünmüşler ama hayvanat bahçesi kabul etmemiş, nasıl bir şeyse. Çocuklar da büyüdüler tabi bu süreçte, oğlan on dört- on beş yaşlarına geldi. Hayvanla da sert oyunlar oynuyorlar. Tabi onların yanında büyüdüğünden onlara zarar vermez diye düşünüyorlar. Ama bir gün her şey tersine dönüyor. İkinci kral biraz aç kalınca huysuzlanıyor. Yenge de evde yalnız. Çocuklar okulda. Hemen bizim kasaba gitmek için evden çıkmaya çalışırken hayvan pençeleriyle kadının sırtından yakalayıp yere yatırıyor onu. Sonra oğlan geliyor. Annesini aslanın pençelerinden kurtarıp aslanı sakinleştirmeye çalışıyor. Başarısız oluyor tabi, oğlan ölüyor. Annesi de o manzara karşısında sinir krizi geçiriyor. Çığlık atıyor. Dolayısıyla mahalleli yığılmış oraya. Bizim polis Yusuf da silahını çıkarıp mermileri İkinci Kral’ın üstüne boşaltıyor.

- Anlamadığım şey, oğlunun ölümüne sebep olan aslanı da bahçelerine mi gömdüler?

- İşte tuhaflık orda. Kadıncağız sinir krizi geçirdi ya, onu deli hastanesine yatırıyorlar. Baba ve kızın da akıl sağlığı pek yerinde olmasa gerek, oğlanla İkinci Kral’ı arka bahçeye Birinci Kral’ın yanına gömdüler. Baş sağlığına gittik. Halâ ‘ailemizden iki üyeyi kaybettik. Birisi de hastanede. Kaldık baba kız’ diye lakırdı ediyorlardı. Ne diyeyim. Allah şifa versin. Çoluğumuz çocuğumuz var, Allah göstermesin.