Denizde Tutsak

İrem İlayda Karkı

“Ah o gemide ben de olsaydım

Açık denizlere yol alsaydım”

Sekiz dokuz yaşlarındayken dilime takılan bu şarkı yirmi sekiz yaşında beni bir geminin güvertesinde yakalıyor. Açık denizlere yol alırken yaşayacağımı düşündüğüm o heyecanın şu an zerresini hissedemiyor oluşum rüzgar gibi suratıma suratıma çarpıyor. Şu an bu geminin güvertesinde olmak yerine kaynayan bir çaydanlıkta buharlaşmayı gökyüzünden denize yağmur olarak dönmeyi diliyorum. Belki o da yirmi sene sonra.

Herkesi arkamda bıraktığım gün özgür olacağımı düşünürdüm hep. Şu kapıdan çıkacaktım ve sadece görmeye tahammül edebildiğim insanlarla sabahlara kadar eğlenecektim. Bir Ramazan gününde babam cami için evden çıktıktan beş dakika sonra ben de kapıyı çekip çıktığımda kendimi gerçekten özgür hissettim. Özgür’ü arayıp “Geliyorum.” dedim. Gecenin karanlığından çıkıp da parlak ışıkların dans ettiği odaya adım attığımda “Ohhh be!” dedim. Dünya buymuş. O gün Özgür ne verdiyse içtim, ne yaptıysa yaptım. Sabaha kadar dans edip eğlendim. İçimde coşup duran fırtınaları dindirmek istedim kendimce. Şimdi fark ediyorum. Sadece karşı gelmek istemişim. “Ben de varım.” demek istemişim var olma telaşında kendimi yok etmek üzereyken. Sabah olup eve gitmek vakti gelince ürkek bir çocuk olmuş, Özgür’ün beni çantasına koyup eve götürmesini dilemiştim. Ama sadece içimden. Evin sokağına vardığımda özgürlük hissinden eser kalmamıştı. Ben özgür olmak değil de bir gün için Özgür gibi olmak istemişim. Ama neticede Ramazanda her akşam teravihe giden adamın evden kaçıp diskoya giden oğlu olmuştum sadece. Evin önüne geldiğimde tülün ardında annemin gözlerini gördüm. Tek parça gelebildiğim için şükreden ama aynı zamanda kemiklerimi kırmak için sabırsızlanan bir çift gözdü. Dudakları kıpırdadıktan on saniye sonra babamı gördüm aynı çerçevede. Bir boşluğa bakar gibi baktı. Biraz daha baksa bakışları gibi ben de taş kesilecektim. Çok sürmedi, çerçeveden kayboldu. Giderken duraksadığı bir anda anneme bir şeyler dedi muhtemelen. Sonra annem de kayboldu kapı açıldı. Kapının ardında kemiklerimi kırmak için bekleyen kimse yoktu. Çekinerek girdim içeri. İçtiğim şeylerin etkisiyle biraz yalpalıyordum. Zar zor odamın yolunu bulup kendimi yatağa attım. O an karar vermiştim, bir daha diskoya gitmeyecektim.

Ertesi gün akşama doğru Özgür beni aradı.

“Ben senin böyle kafa bir çocuk olduğunu bilmezdim. Bizim çocuklar da seni çok sevmiş, bugün de mutlaka gelsin diyorlar.”

Bir daha gitmemeye karar verdiğim sabahın akşamında yine kendimi o kapıda bulmuştum. Bir yere ait hissetmek hoşuma gitmişti. Bana göre havalı olan insanların da beni sevmiş olması özgüvenimi yüz katına çıkarmıştı bir günde. Bu hissin sarhoşluğuyla önceki gün yaşadıklarımı kendime verdiğim sözleri unutmuştum. Bu kez diskoya gittiğimde dünya buymuş demedim. İlk anın büyüsü sönmüştü. Ara ara babamın donuk bakışları geliyordu aklıma. Gecenin ilerleyen saatlerinde Özgürlerin birbirine hap verdiklerini gördüm. Masum bir düşünceyle sadece başlarının ağrıdığını aklımdan geçirmiştim. O hap bana da uzatıldığında ve başım ağrımıyor deyip reddettiğimde bir terslik olduğunu anladım. Bana gülmeye başladılar. Özgüvenim yeniden yerin yedi kat altına inmişti. “Bu bir ağrı kesiciden çok daha fazlası.” deyip yeniden uzattılar. Ne olduğunu o an anladım. Annemin kemiklerimi kırmak isteyen bakışları geldi karşıma. Sonra görüntü değişti. Bu kez karşımdaki annem değil de bendim. Bakışlar aynı. Kemiklerimi kırmak istiyordum. Sözlerine kanıp kendimi onlara kanıtlamak için her şeyi yaptığım arkadaşlarımın bilmediği bir şey vardı. Dayımın oğlu, çocukluk arkadaşım Kemal’i bu yüzden kaybetmiştik. Onlar bilmiyordu ama ben bu filmin sonunu biliyordum. Hiçbir şey söylemeden çıktım oradan. Düne göre biraz daha ayıktım. Evin önüne geldiğimde annem yine oradaydı. Kapı yine açılmıştı ve ardında kimse yoktu. Odama gittim. Bu kez gerçekten emindim, bir daha oraya gitmeyecektim.

Öğleye doğru annem odaya girdi. Onun sesine uyandım ama gözümü tam da açamamıştım. Dolabın üstünden orta boy bir çanta indirdi ve bazı kıyafetlerimi içine koymaya başladı.

“Anne ne yapıyorsun?”

Sesim onu durdurmaya yetmemişti. Biraz daha sesimi yükseltip aynı soruyu tekrarladım. Dönüp baktı. Üzgün bir bakıştı bu, aynı zamanda kızgın. Cevap vermedi. Ben kendime gelmeye çalışırken o çantamı hazırlamıştı bile. Hiç konuşmadık. Mutfak masasında kahvaltı hazırdı. Annemle babamın oruç olduğunu düşününce bunun benim için olduğunu anlamam gecikmedi. Oruçlarımı da aksatmıştım. Kim bilir benim hakkımda ne düşünüyorlardı. Ama ne yapacaklardı? Biricik oğullarını sokağa mı atacaklardı? Tedirginlikle birkaç lokma yedim. Öğleden sonra babam da eve geldi. Yine aynı donuklukla baktı bana. Bir şey söylemeye layık görmüyordu belki ama zorla da olsa birkaç kelime etti.

“Dayın yolda. Onunla gideceksin.”

Dayımla gideceğim. Nereye? Gemiye. Bu ailemin “Madem özgürlük istiyorsun al sana özgürlük.” deme şekliydi. İtiraz etmedim. O an çok kırılmıştım. Benden vazgeçildiğini hissediyordum. Ama şimdi bakınca onlara hak veriyorum. Yirmi iki yaşında, okumamış, iş güç sahibi olamamış evlatlarına bir yol çizmeye çalışıyorlardı. Çizdiler de. Hayalim bir gemide çalışmak değildi belki ama sorun şu ki bir hayalim de yoktu. Benim dolduramadığım boşlukları yanlış şeylerle doldurmayayım diye onlar doldurmuştu kendilerince. Geriye dönüp bakınca kızamıyorum. Onlara kızamıyorum ama şu an güvertede durmuş denize bakarken içimde oluşan o eksikliği de tamamlayamıyorum. Dayımın beni bir kedi yavrusu gibi ensemden tutup götürürken içimde oluşan o kırılmışlığı da tamir edemiyorum.

Altı senedir eve gitmedim. Utandığımdan, kırıldığımdan, özlediğimden. Annemle her gün konuşuyoruz. Koca adam oldum hâlâ kokusu burnumda. İyi geliyor konuşmak. Yanımda hissediyorum bazen. Son zamanlarda ne zaman geleceksin diye sorup duruyor. En kısa vakitte diyorum. Babamla ayda bir konuşuyoruz. Birkaç dakika. Her seferinde paraya ihtiyacım olup olmadığını soruyor. Paraya değil de sana ihtiyacım var diyemiyorum. Geçenlerde şiddetli bir fırtınada bir an için bugün son günüm diye düşünmüştüm. O gün fark ettim, içimde kalan hiç gerçekleştiremediğim bir isteğim var. Bir Ramazan ayında babamla beraber teravihe gitmek istiyorum. Sonra gözlerinin içine bakıp gözlerinde gururlu bir bakış görmek istiyorum. Bir gün hayatım bir noktada sona ererse aklımda kalanın babamın donuk bakışları değil de gururlu bakışları olmasını istiyorum.

Gelecek ay Ramazan. Dayımla konuştum. Birkaç ay evde olmak istediğimi söylediğimde çok sevindi. Bu zamana kadar hiç izin kullanmadığımdan olsa gerek benim için endişeliydi.

Eve gitme zamanı yaklaştıkça içimde bir şeyler kıpırdanıyor. O heyecanla birkaç günü zor ediyorum. Şehrime geldiğimde heyecan büyüyor, evin sokağında duygulanıyorum. Kendimi en çok bu kapının önünde özgür hissettiğimi fark ediyorum. Geç bir fark ediş. Kapı yavaşça açılıyor. Biliyorum bu kez ardı boş değil.