Başkalaşmak Kendileşmek

Fatma Dursun

Uzun bir yolculuğa çıkmak isterdi hep. Her şeyi geride bırakabileceği kendisini unutabileceği bir yolculuğa. Hep kaçmak isterdi. Bir böcek gibi kaçmak. Onu ezmek isteyenlerden kaçmak. Birinden kaçsa biri yakalar ezerdi. Ölemezdi. Hamam böceği gibi yaşardı. Ezildikten sonra sürünerek köşesine sinerdi. Bir müddet geçtikten sonra kıyamet geçti sanıp ortaya çıkardı. Sonrası malum. Onu ezecek yeni ayaklar belirirdi. Köşe bucak kaçsa nafile teslim olurdu kaderine. Ezen ezebildiği kadar ezsin. Ezen onu öldürsün. Keşke ölse. Keşke canı çıksa. Keşke mücadele etmese. Kaçmasa, sinmese, sonra tekrar yaşamasa keşke bitse. Her ezildiğinde bunu düşünürdü. Kalbimi, ciğerlerimi patlatacak kadar ağır olan bu ayaklar beni öldürse n’olur? Tekrar tekrar Gregor gibi tavanda dönmesem n’olur diye çok isyan etti. Gregor uzaktan akrabalardan. Başkalaşım geçirdi o da. Onun sebepleri biraz daha farklıydı. Aynı olan ölemeyişleri ve yaşayamayışlarıydı. İnsanca yaşamak insana haram kılınmıştı. Ondan başkalaşım geçirdiler.

Ne insan içine çıkabiliyor ne insandan kaçabiliyordu. Tanrım yaşayamayacaksa neden ölemiyordu? Bana bir yol göster. Bir yol göster ki öleyim. Başkalaşım kişinin ruhunda başlardı. Yavaş yavaş yabancılaşırdı hiç ait olmadığı yerlere. Sonrası fiziksel sancılı bir süreç. Başkalaşımın bu aşamasında varlık kendine yabancılaşırdı. Bu süreçte kendini, aklını yitiren çok olur. Akıl yitirildikten sonra ruhun bir manası kalır mı?

Bir gece buz gibi terler içinde kalan vücudu gecenin son deminde ölmekten kaçınırcasına davul sesine uyandı. Tokmak sanki onun başına vuruluyordu. Başı zonkluyordu. Gözlerini zor açtı. Kemiklerinin çıtırtılar eşliğinde doğruldu. Boğazı kuru, midesi bulanıyordu. Uyuşuk bacakları üzerinde kontrolsüz adımlarıyla banyoya ulaştı. Aynanın yanından geçerken bulanık bir silüet gözüne çarptı. Aklının anlamsız oyunlarından biri olduğunu düşünüp üstelemedi. Ama içinde yükselen panik onu aynaya bakmaya zorladı. Aynaya baktığında karşısındaki görüntüyü seçemedi. Algılayamadı tam olarak karşısında ne olduğunu. Bu varlık da neydi? Cin değil? Şeytan değil? İyice yaklaştı aynaya. Aynalar başka alemlerin kapıları derlerdi. Bu yaratık hangi alemin unsuruydu? Gözleri aynanın içindeki alemi inceledi. Aynanın içindeki alem kendi odasına benziyordu. Ters evrendir belki diye düşündü. Karşısındaki varlığa odaklandı. İnsanımsı bir vücuda sahipti bu varlık. Kafasının dış hatları bir insan suratının kemik yapısını andırıyordu. Ama yüzünün ortasındaki o kıskaçlar bir hamam böceğinin kıskaçlarına benziyordu. Hayret etti. Karşısındaki varlığında ağzının açıldığını gördü. Demek ki o da hayret ediyordu. Sonra gözlerine odaklandı. İki tane kapkara yüzünün büyük kısmını kaplayan gözler. Bu gözler meraklıydı. Gözlerinin üzerinde iki tane uzunca antenler vardı. Merakla ayna dokundu. Aynadaki varlık da aynı şekilde dokundu. Ürperdi. Bu varlık aynı onun gibi davranıyordu. O da endişeli, korkulu ve meraklı davranıyordu. Gecenin son demleri olduğundan görüşü biraz bulanıkçaydı. Arkasını dönüp uzaklaşmak istedi ama aynadaki varlık ya aynanın dışına çıkarsa diye endişelendi. Arkasını dönemedi. Panik tün vücudunu kaplamaya başladı. Aynadakine seslendi. Aynadaki ona seslendi. Sürekli aynı hareket etmesi onu paniğe sürükledi. Aynayı yüzüstü devirdi. Paramparça olan bu aynadan çıkamayacağına emindi. Sakinleşmek için yatağına girdi. Bacaklarını içine doğru çekti. Yorganı üzerine iyice çekip kıvrıldı.

Sabah olduğunda sahursuz bir oruca daha niyetlendi. Uyanmak istemedi. İftara kadar uyumaya karar verdi. Yalnız yaşıyordu. Onu uyandıracak birileri yoktu. Topun sesine uyandı. Biraz su birkaç bir şey yedi. Selayı duyunca teravihe gitmeye karar verdi. Abdest almaya başladı. Ağzını, burnunu bulamadı. Aynaya baktı. Yüzüne dokundu. Kıskaçlara dokundu. Antenlere dokundu. Bu yüz dünkü yaratığın yüzüydü kendi yüzü olamazdı. Yıkamaya çalıştı. Sanki yıkarsa arınırdı. Abdest alırsa çirkinliği giderdi. Uğraştı ama başaramadı. Paniğini her zaman yönettiği gibi yönetmeye karar verdi. Sorunları yok sayarak. Abdestini sakince aldı. Feracesini giydi. Şalı ile kafasını kapattıktan sonra yüzünü bir başka şalla sakladı. Teravihe gitti. Namazını kıldı. Nasıl yaşıyorsa öyle yaşamaya devam etti. Bu onu sakinleştirdi. Her şey normal aklımın küçük bir oyunuydu sadece diye düşündü. Eve geri döndü. Aynanın karşısına geçti. Kendini göreceğinden emin bir şekilde şalını çıkardı. Korku bir anda ona hücum etti. Kafasındaki saçlar dökülmüştü. Teninin rengi, dokusu değişmişti. Kahverengiydi. Kafasının dış hatları artık insanı andırmıyordu. Çığlık attı. Hala bir insan gibiydi sesi. Vücuduna baktı. Henüz başkalaşmamıştı. Ne yapacağını bilemedi. Telefonu eline aldı. Gregor’a ulaştı. Gregor onu sakinleştirmeye çalıştıktan sonra bir gemiden bahsetti. Bu gemi başkalaşım geçirenlerin bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetebilmeleri için onlara çeşitli hizmetler tanıyan bir gemiymiş. Gregor ona tüm işlemleri halledeceğini iki saat sonra limana gelmesini söyledi. Gregorla konuştuktan sonra sakinleşti. Yanına birkaç parça kıyafet aldı. Kimliğini almalı mıydı? Başkalaşımdan sonra bu kimliğin bir karşılığı olacak mıydı? Yine de yanına aldı. Elbisesini giydi. Şalını yüzünü de kapatarak yaptı. Sessizce evine son kez baktı. Ardını döndü.

Limana vardığında devasa bir gemi gördü. Oldukça şatafatlı bu geminin önünde bağıran bir denizci vardı. Denizci başkalaşım geçirmiş birisiydi. Kendisini saklamıyordu. Aksine olanca ihtişamı ile bağırıyordu. Yavaşça yaklaştı. Telefonundaki bileti ve kimliğini gösterdi. Denizci onun saklanan halini inceledi. Gemiye geçebilirsiniz. İçeride arkadaşlar size yardımcı olacak diye belirtti. Güverteye çıktı. Kalabalık mürettebatla birlikte çeşitli limanlardan binmiş kılık kıyafeti farklı olan başkalaşan yolcuları gördü. İçindeki panik yerini meraka bırakmaya başladı.

Gemi yola gece yarısı çıkacaktı. Top patladı. İftar vakti geldi. Yemek salonunda oturdu. Yüzünü açtı ve ahali ile iftarını yaptı. İftardan sonra son teravihini kılmak için geminin mescidine yöneldi. Gemi bir hayli büyükte. Çeşitli sosyal alanlar kurulmuştu. Kozmopolit bir yapısı vardı. Her dil, ırktan insan vardı. Gerçi başkalaşımdan sonra aynılaşacaklardı belki de. Bunu tam bilmiyordu. Farklı türlere başkalaşım olduğunu da duymuştu ama Gregor dışında hayatında tanıdığı yoktu. Eşsiz bir deneyim olacaktı bu yolculuk. Son teravihini kıldı. Seferi olacağından orucun son kısmını yakalayamayacaktı. Gerçi başkalaşım geçirirken mükellef miydi ondan da emin değildi. Sessizce odasına çekildi. Odasındaki ufak camdan denizin karanlığını izledi.

Gemi harekete geçmiş yolculuk başlamıştı. Şahsiyeti limanla birlikte geride kalmıştı. Denizin kıyısızlığında vaktin ıssızlığında bunaldı. Odasından çıktı. Dolaşmaya başladı. Haliyle kayboldu. Yarım saat gezindikten sonra kulağına müzik sesi geldi. Ses oldukça düşüktü. Sesi takip etti. Geminin en alt katına kadar indi. Duyma yetisinin ciddi anlamda geliştiğini burada fark etti. Kapıyı açıp içeri girdiğinde başkalaşım geçiren insanların müzikle birlikte transa girdiklerini fark etti. Şaşkınlıkla içeriyi izledi. Kocaman bir disko topu tavanın ortasına asılı tüm salonu aydınlatıyordu. Aklına nikahına beni çağır sevgilim şarkısı düştü. Kendini tutamadı güldü. Kaçlı yıllardan kalma bu demode alan ona bir hayli komik geldi. Onu fark eden görevli yanına gelerek içeri buyur etti. İçeri girdi. Meğerse müziğin sağladı ritim başkalaşım geçiren insanların sinirlerini yatıştırma amaçlı kullanılıyormuş. Bunun gibi daha birçok sosyalleşme amaçlı aktivitelerden bahsetti. Üç ay sürecek olan bu yolcuğun ona neye dönüştüreceğine karşı yoğun bir merak duymaya başladı. Paniğin insanı hayatta tuttuğuna inanırlar. Panik insanın aklını öldürür. Merak ise insanın aklını doldurur. İnsanı hayatta tutar.