Eski bir yolcu gemisi, Ege’nin lacivert sularında ağır ağır süzülürken güvertesinde alışılmadık bir huzur ve neşe yaşanıyordu. Kaptan, mürettebat ve yolcular için bu seferin anlamı başkaydı çünkü Ramazan’ın ruhu bu kez denizin ortasında yaşanacaktı.
Akşam güneşinin kızıllığı suların üzerinde kaybolurken, geminin en geniş salonu yani disko alanı hummalı bir hazırlığa sahne oluyordu. Bir zamanlar yüksek sesli müziklerin yankılandığı, renkli ışıkların altında dans edilen o geniş pist şimdi üzerine serilen tertemiz kilimler ve mis gibi kokan gülsuyu ile bambaşka bir atmosfere bürünmüştü. Aynalı küre tavanda asılıydı fakat bu kez altındaki topluluğa sakin bir ışık sızdırıyordu.
Yatsı ezanının okunmasıyla birlikte denizciler ve yolcular bu kez de teravih namazı için yan yana saf tuttular. İmamın arkasında niyet edilip ilk tekbir alındığında dalgaların sesi ritmik bir tespih tanesi gibi eşlik ediyordu onlara. Teravih namazı denizin hafif salınımıyla sanki huşu içinde kılınan bir rüya gibiydi. Secdeye gidildiğinde motorların derinden gelen uğultusu evrenin bitmek bilmeyen zikriyle birleşiyordu. Namazın sonunda eskiden içeceklerin servis edildiği bar kısmında şimdi Osmanlı şerbetleri ve hurmalar ikram ediliyordu. İnsanlar bir zamanların gürültülü eğlence merkezinde ruhlarını dinlendirmenin verdiği o dingin gülümsemeyle birbirlerine dualarını iletiyorlardı bu defa. Gemi, bir mekanın ruhunun içinde barındırdığı niyetle nasıl tamamen değişebileceğinin en canlı kanıtı değil miydi şuan?
Geminin güvertesinde üç kişi korkuluklara yaslanmış ayın denize düşen şavkını izliyordu.
Kaptan Rıza'nın ak saçı sakalına karışmış, ömrü denizlerde geçmiş olduğu için deniz kurdu denebilirdi kendisine. Geminin her köşesini avucunun içi gibi bilirdi.
Ferit İstanbul’un en popüler kulüplerinde DJ’lik yapan bu sefere sadece kafa dinlemek için katılmış modern ama meraklı bir gençti.
Hacı Amca yani Mümtaz bey emekli bir öğretmen, grubun her zaman anlatacak bir hikayesi olan bilgi küpü sayılacak bir yolcuydu.
Ferit şerbetini yudumlarken dans pistine baktı. "Kaptan” dedi gülümseyerek, "Dürüst olmak gerekirse, hayatımda çok disko gördüm ama içinde teravih kılınan bir tanesini hiç hayal edemezdim. Işık sisteminin altındaki o huşu şaka gibi gelmişti başta ama inanılmaz bir enerji vardı."
Kaptan Rıza piposunu ağzında geveleyerek cevap verdi. "Evlat, bu gemi çok şey gördü. İnsanlar burada ağladı, güldü, dans etti. Ama bu gece salonun ilk kez dinlendiğini hissettim. Mekanlar da insanlar gibidir bazen sadece durulmak isterler."
Mümtaz Bey araya girdi, gözlüğünü düzelterek "Bak evladım, mesele mekanın ne olduğundan ziyade senin orayı neyle doldurduğundur. Bak, şu an geminin motoru altımızda gürül gürül çalışıyor ama biz yukarıda sessizliği konuşuyoruz. O disko salonu da bu gece kalplerin ritmine ayak uydurmuş oldu.
Tam o sırada, salonun ışıkları kısıldı ve sahur hazırlıkları için mutfaktan taze ekmek kokuları gelmeye başladı. Üçü de bir an sustu. Modern dünyanın ritmiyle kadim bir geleneğin denizin ortasında kurduğu bu köprü her birine farklı bir şey fısıldıyordu.
Ferit karanlık sulara bakarken zihni üç yıl öncesine İstanbul’un en kalabalık, en gürültülü gecelerinden birine gitti. Şehrin en lüks kulüplerinden birinde kabindeydi. Işıklar kör edici müzik de kulak tırmalayıcı bir desibeldeydi. Önünde binlerce liralık cihazlarla oynayıp kalabalığı coşturuyordu. Binlerce insan onun tek bir parmak hareketiyle zıplıyor, ellerini havaya kaldırıyordu. Dışarıdan bakıldığında zirvedeydi. Ancak o gece tam o yüksek ritmin ortasında bir şey yaşandı. Cihazlarda teknik bir arıza yaşandı ve müzik bıçakla kesilir gibi durdu. O devasa salona saniyeler süren korkunç bir sessizlik çöktü. Ferit o birkaç saniyede ter içinde kalmış gözleri anlamsızca bakan sadece tüketen ve aslında birbirini bile duymayan o kalabalığı ilk kez "gerçekten" gördü. O an binlerce insanın arasında kendini hiç olmadığı kadar yalnız hissetmişti. O gürültü aslında ruhundaki büyük bir boşluğu örtmeye çalışıyordu. Müzik geri geldiğinde Ferit artık aynı kişi değildi. O günden sonra içindeki o sessizliği aramaya başlamıştı. Kulaklıklarını çıkardı, işini bıraktı ve kendini bu gemi yolculuğuna attı. Ferit daldığı bu düşüncelerden Kaptan Rıza’nın omzuna dokunmasıyla uyandı. "O gece o eski disko salonunda teravih kılınırken," dedi Ferit sesi titreyerek, "Müzik durduğunda hissettiğim o korkunç boşluk değil, tam tersine, büyük bir doluluktu Kaptan. İlk kez sessizlikten korkmadım."
Mümtaz Bey gülümsedi: "Çünkü evlat, bazen dışarıdaki sesi kapamadan içerideki fısıltıyı duyamazsın. Bu gemi seni sadece bir limandan diğerine taşımıyor, seni sana taşıyor aynı zamanda.”