Ramazan ayı yaklaştıkça içimi bir heyecan kaplar. Bu yıl on yaşımı doldurduğum için orucun tamamını tutmama izin verdi annem. Nihayet arkadaşlarıma “çok zayıf olduğum için annem tutmama izin vermiyor” diye açıklama yapmak zorunda kalmayacağım. Onun için heyecanlıyım bu kadar. Ama asıl beni heyecanlandıran mesele başka. Bu yıl babam da Ramazan’da bizimle beraber olacak. Babam bazen günler, bazen de aylar boyunca yanımızda olmaz. Çünkü o bir gemi kaptanı. Uzun seferlere çıkar ve ben babamı çok özlerim. Bu yıl, yıllık iznini Ramazan’da alabildiği için o da çok mutlu. Evimizde, bu yüzden her zamankinden farklı bir telaş var. Babam iftar ve sahurdaki yemek beklentilerini sıralarken annem de bayramda da bizimle olması için babamla pazarlık halinde. Ben de o esnada Ramazan günlüğüme babamla yapmak istediğim etkinlikleri sıralıyorum. Beraber pide kuyruğunda beklemek, sahurda bizi uyandırmaya gelen davulcuya harçlık vermek, bayramlık elbise almak ve en önemlisi de beraber teravihe gitmek. Teravihleri çok seviyorum. Kadınlar bölümünde başımı teyzelerin etekleri altına sokmadan secdeden kalkmaya çalışmak çok eğlenceli mesela. Sonra gelen çocuklarla göz göze gelip kıkır kıkır gülme krizlerine girmek. He bir de tespih savaşı. Ama tespih teyzelerden birine gelmeye görsün. İşte o zaman yandık. Camiden kovulmadan tekrar sessizliğe gömülüp namaza devam etmenin de ayrı bir lezzeti var. Neyse ben bunları babamsız da yaşıyorum zaten. Babamla gitmek istememin sebebi teravih sonrasında saklı aslında. Bu sene oruç da tutacağım için babamın her istediğimi alacağını ve bizi çok sevdiğim tatlıcıya götüreceğini düşünüyorum. İşte beni mutlu eden kısım bu.
Nihayet Ramazan ayı geldi. Bugün ilk teravih namazını kılacağız. Gecesine de sahur var. Akşam yemeğini yedikten sonra abdestimizi alıp caminin yolunu tuttuk. Babamla el ele tutuşup yürümek, annemi arkada bırakıp hınzırca gülmek de çok sevdiğim şeyler arasında. Camiye geldiğimizde annemle ben üst kata çıktık. Cami o kadar doluydu ki yer bulmakta epey zorlandık. Rengarenk eşarp ve eteklerle gelen çocuklar camide bir festival havası yaratıyordu. Bu yıl saydığım haylazlıkları yapmayacağıma dair söz verdim anneme. Çünkü artık büyüdüm. Yani büyümüşüm. Ama hala büyüklerin dünyası bana sıkıcı geliyor. Kocaman bir camiye gelip de sadece namaz kılmak, hiçbir insanla muhatap olmamak, eğlenmemek bence Allah’ın istediği bir şey değil. “Allahuekber” sesiyle kafamdaki düşüncelerden sıyrılıp artık namaza başlıyorum. Yatsı namazını kılıp hemen ardından teravihe geçiyoruz. Kıl kıl bitmiyor. Bir ara yanımdaki çiçekli eteğe takılıyor gözüm. Sahibini görmek için gözlerimi yana doğru çevirdiğimde göz göze geliyoruz çiçekli etekliyle. Tabi bu çok komik geliyor ve kıkırdamaya başlarken annemin dirseğiyle beni dürtmesinden sonra ciddi olmaya çalışıyorum. En çok üzüldüğüm anıları hatırlamaya çalışıyorum. Bence iyi toparladım. Namaz bitince tespih faslı başlarken biz çocuklar tespihleri dağıtmaya başladık, aynı zamanda da cephanelik ayırıyorduk. Tesbihatın sonunda tespih savaşı başlayacaktı ki bir ritim sesi yükseldi. Sonra kulak kabarttık tüm çocuklar. Aaaa, inanamıyorum. Şu son zamanda gündemden düşmeyen o ilahi. Sonra tüm cemaat, çocuk yetişkin hep beraber söylemeye başladık. “Kâbe’de hacılar hu der Allah” O kadar eğlenceliydi ki tüm çocuklar el ele tutuşup zıplamaya başladık. Sonunda da herkes alkışladı. Perdeyi aralayıp aşağı baktığımızda o meşhur abiler gelmiş. Çok heyecanlandık. Onları daha yakından görmek için aşağıya inerken babamla göz göze geldim. Kaşlarıyla bana “yukarı” işareti yapıyordu. Hemen geri döndüm. Cami yavaştan boşalınca annemle aşağı indik. Babamla buluşup eve doğru yürümeye başladık. Ben heyecandan sürekli konuşurken bir taraftan babama bakıyordum. Kaşları çatıktı. Annem de fark etti bu durumu. Sorduğumuzda “Bu ne böyle ya. Camide müzik mi olurmuş, alkış mı olurmuş. İyice diskoya çevirdiler” dedi. Annem abarttığını söyledi. Ben anlam veremedim. Sonra dedim ki: “Bir tatlı mı yesek? Ağzımızın tadı yerine gelsin.” Bu sözüme annem de babam da çok güldüler. Ve rotayı en sevdiğimiz tatlıcıya çevirdik.