Okul için kurulan sabah yedi alarmını cumartesi kursa gitmezsem kapatmak çok keyif veriyor. Tatil olsa bile birikmiş onca iş olduğundan yine üfleyerek kalkıyorum dokuzda. Hafta içi olduğunda evin sessizliği içindeki saatin tik tak sesi dışında beni uyandıran biricik kuşum olmasa hayat enerjim olmayacak gibi hissediyorum. Her şeye rağmen yeni günler yeni başlangıçlar diyerek devam ediyorum işte.
Sıkılıyorum. Hafta sonları evden çıkmak istemiyorum. Ama bir değişiklik yapmak bazen insana iyi gelebiliyor. Bazı değişiklikler insanı bir nebze de olsa iyileştirebiliyor. Ben de anlık bir kararla şehir merkezine inmeye karar verdim. Dışarısı rüzgârlı, hafiften sis var. Merkez öyle değildir diye düşünerek otobüsü bekliyorum durakta. Akıl var mantık var, merkez öyle değil diyerek niye yaşadığın yerin havasına güveniyorsun? Evet, merkeze geldim. Gelmemle birlikte güzel, bir o kadar hafif sıcakla karşılaştım. Hastalıktan daha kurtulamamış halimle iyice hasta olmasam diye dua ediyorum sıcaklık içime girdikçe. Aman aman bir sıcaklık yoktu ama ben soğuğa aldanmıştım işte. Neyse dedim yapacak bir şey yok dolaş ne kadar dayanabilirsen. Birden şehir merkezi olan meydanda girecek bir mağaza dahi yok gibi hissettim. Uzun zaman sonra dışarıya tek çıkınca insan sendeliyormuş. Olsun, sokakta yürür neresi hoş görünürse girer dolaşır çıkarım dedim. Dememle de kendimi kozmetik mağazasına buldum. Sanki aradığımı bulamıyor gibi rengi güzel gelen ürünü alıp inceledim. Geçen yarım saatin ardından kendime ihtiyaç başkalarına gereksiz istek sayılabilecek birkaç ürün aldım. Kendimi ödüllendirdim, uzun zaman sonra birine bağlı olmadan dışarı adım attım diye.
Kozmetik mağazasından meydana çıkınca dışarıya çıkmak için bir amaca gerek olmadığını anladım. Daha vaktim bol, güneş de az daha oyalan der gibiydi. İyi, o zaman takıcıya gideyim. Otobüsten indiğimdeki tenha meydan “sen mi dedin tenha olduğunu?” der gibi bir kalabalık yaratmıştı. Beş dakikalık mesafeyi on dakika yürüdüm. Takıcı da kalabalıktı, sadece takı satsa bu kadar insan toplanmazdı buraya. Telefon süsleri, çantalar, oyuncaklar, bulmaca oyunları ve daha nicesi. Kalan alanı ise kolye, bilezik ve yüzükten ibaret. Biraz da orada oyalandım. Takılar güzeldi ama alsam çekmecemde duracak ve takılmayı bekleyecekti uzun bir süre. Arkadaşımın beni aramasıyla oradan da çıktım.
Meydandaki bireysel gezmemi kırtasiye ile sonlandırmasam olmazdı. Yakınımdaki kırtasiyeye girdim. Tam bir kalem cenneti. Renk renk o kadar güzel ki. Almaya hevesleniyor insan. Hevesleniyor ama ihtiyaç olmadığında da almaya gerek duyulmuyor. Evet, kalemleri çok seven ben kırtasiyeden kendisine ödül almadı.
Eve geldim. İstesem beceremem tam bir saat kalmışım dışarıda. Tatlı yaptım kendime. Yine evdeyim. Zaman nasıl geçiyor anlamıyorum şu dört duvar arasında. Akşam olunca kuzenim aradı. “Şevval hazırlan teyzeme gidiyoruz seni biz alacağız.” Hazırlandım ve teyzemin yolunu tuttum kuzenlerimle. Kuzenlerim, annem ve teyzemlerle zaman çok güzel geçti. Çay ve sohbetin yerini başka ne alabilir ki? Gülmelerle geçen zamanın ardından diğer güne atlayarak girdim eve. Sorsanız bugün çok çalışmış gibi yorgundum. Çok geçmeden yatmaya karar verdim ve günümü noktaladım.
Pazar. Haftanın son tatili. Mutlaka her güzel şeyin bir sonu vardır. Ailemle kahvaltıya oturdum. Beraber vakit geçirdiğimiz en net anlardan. Aile çalışıp okuyanlardan oluşunca sadece akşamlarınız ve hafta sonlarınız oluyor. O da hafta içine yetiştirmeniz gereken işiniz olmadığında. Kahvaltı sohbet gülüşmelerle geçiyor. Genelde sabit iki bardak çay içilir, havadan sudan konuşulur. Yine öyle geçti, bu hava hiç başka essin istemem. Klasik günlük aktivitelerin ardından akşam oldu. Akşam yemeği ile beraber bitmesini iple çektiğim ilacımı içip mutfakla aramı açtım bir süre. Masanın başına geçtim ve bilgisayarımı açtım. Oyun oynayayım derken fazla zaman kaybettim ve artık başlamam gerektiğinden hikâye yazmaya başladım. Sonrası için film listemden bir film izlemeyi düşünüyorum.
Yarın pazartesi. Yeni hafta yeni olaylar işler güçler. Belki daha yoğun belki daha hızlı geçecek kim bilir. Yaşamadan bilemeyiz elbet.