Değişmezlik Kaynağı

Esra Abaoğlu

Karşısında durduğu binanın pencerelerindeki perdeleri inceliyor. Geniş, 250 metre karelik daireler bunlar. Kendisine bakan cephedeki tüm pencere ve balkonlar tek daireye ait. Sağdan sola doğru gözlerini gezdiriyor. Sağ tarafta herkesin salonu var. Sola doğru odalar: oturma odası, çocuk odası, ikinci çocuk odası ve ebeveyn odası olarak sıralanıyor. Ebeveyn odasının balkonu var. Genelde herkes cam balkon tercih ederek kapatmış bu balkonları. Bazı balkonlara gelişi güzel fırlatılmış gibi duran eşyaları inceliyor. En alt kat, kalın storlarını çektiği için bir şey görünmüyor. Onun bir üstü, kapalı balkonuna ütü masası, dolap, masa ve bazı ne olduğu anlaşılmayan eşyalar koymuş. Bir üst katta da yürüyüş bandı. Daha üst katların balkonunda neler olduğu görünmüyor ama perdelerindeki özensizlik, binanın sağ tarafına göre hayli bariz.

Gözü tekrar en sağa gidiyor. Eğlence burada. Herkes perdelerine çok özenmiş. Bazıları özenle iki yana açılmış, bazılarının ise açık bırakılmış perdelerinin ortasından bir aksesuar sarkıyor. Perdelere bakıp orada nasıl insanların yaşadığını tahmin etmeye çalıştığı çocukluk günlerini düşünüyor bir an. Perdesini en çok beğendiği ev ahalisinin nasıl bir yaşama sahip olduğunu hayal ettiği o günler. Gösterişli perdelere sahip evlerin bina içindeki en zengin ve dolayısıyla en mutlu insanlar olduğunu düşünürdü. Paranın mutluluğu getirdiğine inandığı zamanlardaydı. Şimdi öyle mi? Değil. Paranın mutluluğu getirdiğini biliyor.

Kendisine mutluluk getirmeyen arabasında, içine bir üşüme geliyor. Ev nedir? Bu soruya verdiği cevaplardan biri, bu karşısında durduğu bina’nın üçüncü katına denk düşüyor. Ev, olsa olsa bir histir. Hisler de değişmeleriyle bilinir, evler kadar. Memur çocuğu değil, kira kira da ev gezmediler. Kendini bildi bileli, çok ev değiştirmedi ailesi. Ama evlerinin değişmediğini kim iddia edebilir?

Arabadan inip binanın kapısına doğru yürürüyor. İçindeki arabanın kapısını kitlemediğine dair yükselen kuşkuyu yatıştırmaya çalışırken aklına ütü yasasını getiriyor. Ütüyü her seferinde ama her seferinde ütü masasının demir kısmına koyma alışkanlığını kendine hatırlatıyor. “Ütünün fişini çektim mi” kuşkusu aklına düştüğü her anda, çekmediyse bile fişi, demir üzerinde duran ütünün yangın çıkarmak için üç gün fişte takılı kalması gerekeceğini düşünerek rahatlama eylemi, ütü yasası. Ütü yasası, araba için de geçerli. Arabadan, indiği her an, kapıdaki kilit tuşuna elinin otomatikman gittiğini biliyor. Bu bir alışkanlık. Demek oluyor ki arabası da kilitli. Arabayı kilitledi. Arabası kilitli. Bunu içinden bir kere daha tekrar eder etmez arkasını dönüyor, hızla arabasına doğru ilerliyor, içinde bir şey unutmuş gibi camlarından bakarken bir eliyle de kapısını yokluyor. Gerçekten de kilitli. Kendisini salak gibi hissedişine engel olamıyor. Kitli olmasa daha mı mutlu olurdu, emin değil.

Tam bu esnada babasının sesini duyuyor. Daha demin, on dakika kadar perdelerini incelediği bina camlarından birine çıkmış, adını sesleniyor. Cama bir el sallayıp hızla tekrar binaya doğru yürüyor, babası bir şey söyleyecektiyse de duymaya razı değil. Salak hissederken bir de emir alamayacak, pardon.

Binaya girdikten sonra asansöre yöneliyor. Binanın kokusundan asansörün daha basık kokusuna geçişi kendisini zamanlardan zamanlara atıyor. Bazı şeylerin asla değişmeyişinin şok edici gerçekliği. Nedir bu ergenliğinden kalma bina kokusu? Kullandıkları harç mı, bordumuna taşan kalorifer suyunun üzerinden geçen yirmi yazın yaşlık kokusunun üstesinden gelemeyişi mi, zeminde kullanılan mermerlerin cinsi mi? Nedir gençliğini ve sanki onun üzerinden yıllarca zaman geçmemişçesine kendisini acemi hissettiren tüm anları anında zihnine doldurma kapasitesine sahip bu kokunun değişmezlik kaynağı?

Asansörden inince otomatik hareketlerle dairenin kapısına geliyor. Şimdi başka bir koku ile yüzleşmesi gerekecek. Değişmezlik yasası gereği böyle olması lazım. Kapıyı açıyor. Antreye adımını atıyor ve sağ taraftan gözüne gelen bir şeyden korkunç bir acı duyuyor.

Zar zor gözünü açıp da sağ tarafa bakınca, annesinin eskiden anahtarlık olarak kullandıkları çivinin üzerine otomatik bir oda kokusu sprey makinesi astığını fark ediyor.