Arif Olan Anlar

Hacer Çiftçi

Bilâl, on yaşından beri namazını kaçırmayan, kendi halinde, kendine ayırdığı vakitten çoğunu cemaatine ve cemaat olamayan ama o ışığı taşıyan insanlara ayıran emekli bir imam. Sakalını okuttuğu için yirmi beş yıldır yüzünü çevreleyen sakalları hep aynı boyda. Sakalının muntazam bir duruşu var yüzünde. İlerleyen yaşına rağmen tek tük beyazları var, aileden gelen bir özellik bu. Üniversite yılları çok çalkantılı geçmiş, bir ara felsefeye dadandığı için epeyce varoluş üzerine düşünmüş; yoldan sapacak gibi olmuşsa da namaz kılmayı hiç bırakmamış. O yıllarda ne zaman kitaplara dalıp derin düşünse zihninde beliren acayip soruları, başını secdeye götürdüğü anlarda silivermiş. Defalarca tövbeye gelmiş. Sonunda felsefe kitaplarını kesik bir varile doldurup yakmış. Lise diploması ile yaptığı başvuru onaylanınca imam oluvermiş. Atandığı ilçede, aynı camide yıllarca çalışıp emekli olmuş. Şimdi bir geminin güvertesinde, yıllardır hayalini kurduğu yolculuğu yapmanın iç huzuruyla dalgaları izliyor.

Arif, lise mezunu bir boş gezen. Baba parası yemesi ile meşhur bir mirasyedi. Yediği miras, dedesinden babasına kalmış. Babasının şirketinde yıllarca kâh o masada, kâh bu odada vakit doldurmuş, şirket toplantıları yerine masasında kitaplara dalmış, mesai saatlerinden kalan zamanları güya kazandığı parasını çarçur etmekle meşgul olan bir serseri. İlerleyen yaşına rağmen bu huyundan asla vazgeçmemiş. Kırlaşmış saçlarını ensesinde toplamış, mavi gözlerini dalgalara dikmiş, bazen denizi izliyor, bazen Bilâl’i dinliyor. Arif yakışıklı bir adam. Tüm gençliğini çapkınlıkla geçirdiği için evliliğe mesafeli durmuş. Bir dikili ağacı yok. Belki kendisi gibi bir oğlu olmasından korkmuştur kim bilir… Güverteye sabitlenmiş satranç masasına sadece arada bir taş oynatmak için bakmasına rağmen, satrançta hayli iyi.

Gemi, okyanusun ortasında ağır ağır ilerliyor. Gece herkesi korkutan fırtına dinmiş, su hafif dalgalı. Pruva suyu yararak ilerliyor. Okyanusun bu sessiz, hafif dalgalı haline meydan okumak kolay, kendi varlığını kabul ettirmiş bu görüntü, güvertedeki herkese güven veriyor. Kaptanın dümene verdiği düzeltmelerle kararlı bir rota izliyorlar.

Bilâl, oyunu başlatmak için ilk hamleyi yapıyor, bir piyonu ileri çıkarıyor. Arif, risk almıyor, bir piyon da o çıkarıyor öne. Piyonlar, zaman kazanmayı ifade ediyor ikisi için de. Bugün pek istekli görünmüyorlar. Arif, mavi gözlerini okyanusa çeviriyor. Düşünceli ve biraz korkak. “Sence fırtına tekrarlar mı?” diye soruyor. Bilâl, “Onu ancak Allah bilir.” diye cevaplıyor. “Olacak olan olur. Korkmak iyidir ancak tedbirli olmak lazım elbette. Okyanusun ortasında ne kadar olabilirsek?” diye devam ediyor. “Allah’tan geldik, ona döneceğiz mi diyorsun?” diye soruyor Arif. Bilâl, bir at oynuyor bu arada. Arif, “Tamam, at gibi düz gitme diyorsun.” diye yorumlayıp, bir fil çıkarıyor. Fil uzak olanı görür, yine de fikrisabittir. Hafif bir rüzgâr ikisinin de yüzünü okşuyor. Bilâl gözünü kaleye dikmiş düşünceli bakıyor. Kale korunaklı kalsın der gibi bir hamle ile bekletmeye karar veriyor. Veziri ortaya doğru sürüyor. Vezir her yöne gitmekte özgür, okyanusun dalgaları gibi. Fakat erken ortaya çıkmış olması Arif’i şaşırtıyor. Veziri hedefe koydun der gibi bakıyor. Bugün ikisi de sessiz, içlerinden konuşuyorlar daha çok. Geminin gıcırtısı, suyun gövdeye vuruşuyla artıyor. Rüzgâr hafif de olsa, okyanustaki etkisi büyük. Koca gemi hafif dalgaları hissettiriyor yolculara.

Yolcuların sakinliği, Bilâl’in teslim olmuş hali, Arif’e garip geliyor. Bilâl, gülümseyerek Arif’e bakıyor. “Ne tatlı canın varmış arkadaş. Şuncacık dalga devirmez bu gemiyi merak etme.” diye dalga geçiyor. Bu yolculuk belki hakikâte yaklaştıracak Arif’i, Bilâl öyle umut ediyor. Oyun ilerledikçe piyonlar azalıyor. Biri sessiz sessiz ilerliyor yalnızca. Biraz sinsice belki de. Bilâl onu kararlı görürken, Arif, onun tek başına ilerleyişini kendine benzetiyor.

Arada yemek yiyip, geminin bir kıçına bir başına yürüyorlar. Bilâl’in hikmet dolu hikâyeleri Arif’i sıksa da sessizce dinliyor onu. İçinde bu yolculuğa çıkmış olmanın verdiği bir pişmanlık da var. Hayatta risk almamış Arif hiç. Uçak yolculuğu bile ona korkunç göründüğü için ilerleyen yaşlarına kadar uçağa binmemiş. Sonra ufak, kısa yolculuklarla kendini alıştırmış. Gemi yolculuğu günler, haftalar sürüyor. Değer miydi böyle bir maceraya diye geçiriyor içinden sık sık. Sonra bir ara hayatta hiç dikili ağacı olmamasına üzülüyor ama o duygu çabuk geçiyor. Yıllardır öyle oldu çünkü. Kısa bir pişmanlık, ardından sorumluluk almamış olmanın verdiği bir huzur.

Gemiye sabitlenmiş masanın başına tekrar oturuyorlar. Dalgalardan etkilenmemesi için kullanılan mıknatıslı taşlar bu zengin yolcular için gayet tatmin edici bir gösterişle masada bekliyorlar oyuncularını. Büyük iddialar kalmamış, vezirler kenara alınmış. Şahlar ve piyonlar oyunun sonunu bekliyor. Arif’in risk almadan oynadığı oyunda, sessiz ilerleyen piyonun son kareye yaklaşmasına göz yumuyor Bilâl. Hayatta hep kazanan olmuş Arif. Satrançta kaybetmeyi çok önemsemese de kaybettiği oyunlarda bir hüzün, belki biraz öfke geçiyor yüzünden. Bilâl yüz okumakta arif. Onu daha fazla üzmek istemiyor. Kazanacağı oyunda bazen alabileceği taşları görmezden gelip, rakibine fırsatlar sunuyor. Hayat onun için her zaman kazanacağı bir oyun değil. Bazen kaybetmek, insana yeni ufuklar açar. Bu yolculukta Arif’e bunu öğretecek. Geç bir aydınlanma da olsa Arif için bir uyanış olacak belki.

Dalgalar hızını artırırken son piyon son kareye giriyor. Bilâl, Arif’e gülümseyerek bakıyor. “Mesele sessiz sakin, hırsını bir kenara bırakıp ilerleyebilmekte. Korkularından arındığında, ölüm bile akışında gelecek sana. Ufukta ne bir kara, ne bizden başka bir gemi görünmüyor. Dün fırtına vardı. Bugün okyanus başta sakin karşıladı bizi, korkun arttıkça dalgalar arttı sandın Arif. Bizi gamsızlıkla, boşvermişlikle suçladın. Ama okyanus hep sakindi. Sen dalgalardan korktukça, gemi batacak kadar sallanıyor sandın. Oysa dalga senin içindeydi.” dedi. Arif, sakince dinledi Bilâl’i. Gemi yoluna devam etti. Kaybedensiz, kazanansız oyun bitti. Masayı kapatıp kalktıklarında Bilâl, namaz kılmak için abdest almaya, Arif, biraz olsun sakinlemek için kitaplarına doğru yürüdüler.