Deniz, gökyüzüyle sözleşmişçesine griye boyanmıştı. Balıklar bu durumundan haberdar gibi deniz yüzeyine yakın yüzmüyorlardı. Ufuk çizgisi görünmez olmuş, denizle gökyüzü sonu olmayan bir bütün olmuştu. Görüş mesafesi, Kaptan Demir’in nasırlı elleriyle tuttuğu sigarasının dumanından bile daha azdı. Mürettebat birbirini görmeden çaresizce bu sisin geçmesini bekliyordu. "Sonsuz Sis" dedikleri bu bölge, pusulaları dilsiz, yıldızları kör ederdi. Ancak Demir’in gemisi, sıradan bir fırtınanın içinde değildi.
Geminin ana güvertesi, devasa siyah ve beyaz mermer bloklarla döşenmiş kusursuz bir satranç tahtasıydı. Dalgalar gemiyi dövdükçe, mermerler ıslanıyor, her bir kare ölümcül bir parlaklığa bürünüyordu. Şiddetli bir fırtına, yıllar önce Kaptan Demir’e sağ gözünden bir daha asla kalkmayacak bir perde vermişti. Ancak o, bu "perdeden" şikâyetçi değildi. Kalan tek gözünü sımsıkı kapatıyor ve zihninin derinliklerinde fırtınayı bir rakip olarak canlandırıyordu. Dev dalgalar, denizin hırçın atlarıydı; sert rüzgârlar ise çapraz yol alan fillerdi. "Kader" diye fısıldadı Demir, sesi rüzgârın uğultusuna karışırken. "Kader hamlesini yaptı."
Güvertenin ortasında, bir adam boyunda, mermerden oyulmuş ağır satranç taşları duruyordu. Kaptan, titreyen ama kararlı elleriyle beyaz bir kaleyi kavradı. Taş, sanki güverteye mühürlenmişti ama Demir’in zihni fırtınanın ritmini çözdüğünde, taş bir tüy gibi hafifledi. İlk hamle Beyaz Kale ile C4 karesine yapılmıştı. Kaptan Demir’in bu hamlesi sonucunda geminin burnu dev bir dalgayı ikiye yardı. Sarsılan geminin güvertesi parçalanmaktan son anda kurtuldu.
Hemen peşinden sisin içerisinden, devasa bir dalga geminin üzerine çöktü. Demir sendeledi. Sol tarafındaki karanlıkta, devasa bir girdap oluşuyordu. Eğer yanlış hamle yaparsa, gemi mermer zeminiyle birlikte derinliklere gömülecekti. Demir, iç gözüyle tahtayı taradı. Sadece taşları değil, rüzgârın yönünü ve suyun altındaki akıntıları da karelerin üzerine yerleştiriyordu. Rakibi, yani tabiatın kendisi, onu köşeye sıkıştırmıştı. "Beni boğmak mı istiyorsun?" diye bağırdı gökyüzüne. "Yoksa kendi hamlelerinle beni eğitmek mi?" Ani bir karar vermek zorundaydı. Fakat bu ani karar onu kazandırabileceği kadar kaybetmesine de yol açabilirdi. Kaptan, kendisine verilen bu kısa zaman dilimi içerisinde düşünmeyi bir kenara bırakıp hislerine güvendi. O da biliyordu ki çıkmaz bir sokakta olduğu zaman ona yardım edebilecek tek şey hisleriydi.
Ağır adımlarla Şah figürüne ilerledi. Kendi hayatını temsil eden o ağır, soğuk mermere yaslandı. Eğer Şah düşerse, liman kurtuluşun yanı sıra sadece bir hayal olarak kalacaktı. Ama bir şeyi fark etti: Fırtına rastgele esmiyordu. Her dalga, bir önceki hamlesine verilen bir yanıttı. Kader, onunla zar atmıyor, onunla bir disiplin sınavına giriyordu. Sis, son bir hamle için yoğunlaştı. Dev bir kaya parçası, denizin ortasında aniden belirdi. Geminin bu hızla kayaya çarpması kaçınılmazdı. Demir’in elinde sadece son bir hamle hakkı kalmıştı. "Atı feda et." dedi içindeki ses. Demir, beyaz mermerden atı, geminin tam iskele tarafındaki kritik kareye sürükledi. Atın ağırlığı geminin dengesini bozdu, güverte tehlikeli bir açıyla yana yattı. Mürettebatı korkuyla bağırırken, kaptan tek gözünü açtı. Gemi, kayaya sürtünerek geçti; mermer at parçalara ayrıldı ama gövde sağlam kaldı. O anda, sisin arasından altın sarısı bir ışık sızdı. Güneş, Demir’i tebrik eder gibi ışığı ile gemisini aydınlatıyordu. Deniz bir anda berraklığını geri kazandı. Ufuk çizgisi görünür oldu. O beklediği liman adeta bir hazine gibi kendini ele verdi altın sarısı ışığın altında. Karşısında limanın feneri usulca göz kırpıyordu. Rakip, oyunun bittiğini kabul etmişti. Kaptan Demir, fenerin ışığı ile parıldayan, son hamlesi üzerine parçalanmış mermer atına bakarken gülümsedi. Bu sisli yolculuk ona şu büyük gerçeği fısıldamıştı:
Hayat, başımıza gelenlerin bir toplamı değil, bu olaylara karşı verdiğimiz zihinsel tepkilerin bir sonucudur. Kaderi bir düşman olarak değil, bir oyun arkadaşı olarak gören kişi; fırtınanın içinde bile kendi rotasını, kendi disipliniyle çizebilir. En büyük fırtınalar dışarıda değil, zihnimizin içindeki düzensizliktedir.