Evi ilk gördüğünde aklında kalacak bir yanı olduğunu düşünmedi. Ne çok bakımlıydı ne de özellikle eski. Sokakta yanından geçip gidilebilecek türden bir yerdi. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiğinde evin sessizliği onu rahatsız etmedi. Antredeki aynaya bakması da bu yüzdendi belki. Alışkanlıktan. Gözleri çerçevenin çiziklerine takıldı, sonra camın içine döndü. Yansıması her zamanki gibiydi. Yine de o an bunu neden yaptığına dair kısa bir tereddüt geçti içinden. Sanki bir anlığına bakmayı seçen kendisi değilmiş gibiydi.
Evin içinde ilerlerken nereye bakacağını düşünmedi; bakması gereken yerler zaten kendini belli ediyordu. Odalar kapı aralıklarından sessizce kendini gösteriyor, eşyalar olması gerektiği yerdeymiş gibi bir izlenim bırakıyordu. Bir sandalyenin sırtına çantasını astı. Bunu neden oraya bıraktığını sonradan fark etti. Ev onun hareketlerini ne hızlandırıyor ne yavaşlatıyordu; yalnızca sırasını bekler gibi duruyordu.
Taşınalı birkaç gün olmuştu; bazı köşeler hâlâ yabancıydı. Aynanın da onlardan biri olduğunu düşündü. Öncekilerden kalma bir eşya gibi duruyordu; çerçevesi çizik, camı yer yer bulanıktı. Yaklaştığında kendi yüzünü gördü ama görüntü netleşmek yerine dağıldı. Sanki camın arkasında başka bir şey hareket etmişti. Bir anlığına yansımanın içinde ona ait olmayan bir el belirdi. Birinin aceleyle saçını topladığı, sonra kaybolan bir el. Camın içinde rengi seçilemeyen geniş bir yüzey dalgalı bir hareketle kayıp gitti. Ardından bir omuz, bir ense, bir başkasının nefesi gibi cama yayılan kısa bir buğu. Geri çekildi. Kalbi kolibri gibi hızlıydı; az önce olanların sebebini aynada değil kendinde aradı.
Bir adım geri çekildi, sonra aynaya tekrar baktı. Bu kez yüzü yerindeydi. Cam durgun, çerçeve sıradandı. Derin bir nefes aldı. Taşınma yorgunluğu, uykusuzluk, günlerdir doğru düzgün yemek yememesi… Hepsi üst üste binmiş olabilirdi. Mutfaktan bir ses geldi, buzdolabının hırıltılı motoru devreye girmişti. Çocukluğundan kalma bir sesti bu; geceleri, evde kimse olmasa bile her şeyin yerli yerinde olduğunu düşündüren türden. Bu düşünceye tutundu. Aynadan uzaklaşıp mutfağa geçti. Su içmek iyi gelirdi; her zaman öyle yapardı. Bardağı doldururken camın yüzeyinde beliren yansımada arkasından birinin geçtiğini sandı. Döndü. Kimse yoktu. Su taşmış, parmaklarının arasından lavaboya akıyordu. Musluğu kapattı. Kalbi hâlâ olması gerekenden hızlıydı; sığınacak bir açıklama bulmuştu ama bedeni buna ikna olmamıştı.
Salondaki ışık söndü. Ampulün patladığını düşündü. Mutfaktan salona doğru yürüdü; adımlarını hızlandırmadı, acele etmedi. Işık anahtarı her evdeki gibi burada da kapının yanındaydı. Açtığında lamba yandı ama odanın düzeni bir anlığına gözünü aldı. Koltuk, az önce bıraktığından biraz daha yakındı; ya da ona öyle gelmişti. Masanın üzerindeki kitap kenara kaymıştı. Evde bir şeylerin yer değiştirmiş olma ihtimali aynadaki görüntülerden daha rahatsız ediciydi. Bu nasıl baktığıyla ilgili değildi; taşınan bir şeyin, bir gemi yükünün yer değiştirmesi gibiydi. Bunu hayal gücüne bağlayamıyordu.
Koridora çıktığında hol kısmen karanlıktı. Anahtara bastı; ışık yanmadı. Bir an durdu, sonra tekrar denedi. Aynısı. Koridorun sonunda, banyonun kapısı aralıktı; içeriden soluk bir aydınlık sızıyordu. Oraya doğru yürüdü. Işık aynanın üzerindeydi. Hiç dokunmadığını biliyordu. Elini uzattığında camda yalnızca kendi yansımasını değil arkasında duran, şekli olmayan bir boşluğu da gördü. Bir an bunun da bir yansıma oyunu olabileceğini düşündü; ışığın, açının, uykusuzluğun bir birleşimi. Gözünü aynadan ayırmadı. Nefesini sayarak aldı. Sonra geri çekildi. Bu bir kaçıştan çok tahtadaki hamleyi görmezden gelme denemesiydi. Kapıyı kapattı. Işığı içeride bıraktı.
Kapının önünde bir süre bekledi. Karanlıkta, aynanın orada durduğunu bilmek yetiyordu. Gördüğünü anlamaya çalışmadı ama anlamanın onu bir yere götürmeyeceğini anladı. Bu bir çözüm değil, hamleydi. Banyoya geri döndü, ışığı açmadı. Askıdan bir havlu aldı. Aynanın karşısına geçmeden yanında durdu. Kumaşı camın üzerine yerleştirirken yeni uyutabildiği bebeğini uyandırmaktan çekinen bir anne gibi hareketlerini neredeyse fark edilmeyecek kadar yavaşlattı. Gözü bir an bile camdan ayrılmadı. Havlu aşağı sarktı, aynayı tamamen örttü. Elini çekti. Hiçbir şey olmadı. Işık yanmadı, camdan bir görüntü sızmadı. O an, bu eve taşındığından beri ilk kez bir geminin güvertesinde kısa bir süreliğine dengesini bulmuş gibi çok kısa bir rahatlama hissetti.
Rahatlama uzun sürmedi. Salona geçtiğinde pencerenin önündeki camda kendi siluetini gördü. Bu kez kaçmadı. Bilinçli olarak baktı. Yansıma yerindeydi. Ama odanın içi camın yansıttığından daha dardı. Televizyonun siyah ekranında, kapalı bir telefonda, mutfak tezgâhının parlak yüzeyinde, bakmadığı her yerde bir parça gecikme vardı. Hareket ettikçe yansımalar toparlanıyor, durduğunda dağılıyordu. Aynayı örtmüştü ama evin içindeki yüzeyler bu planın yetersizliğini yüzüne vurdu. O an meselenin ayna olmadığını fark etti. Evin içindeki her kare oyunu sessizce devralıyordu.
Montunu bile almadan kapıya koştu. Anahtarını cebinde hissetmesi içini rahatlattı. Metalin ağırlığı gerçekti. Kapıyı açtı. Antre her zamankinden uzun hissettirdi. Bir adım attı, sonra bir adım daha. Kapıya yaklaşıyor gibiydi ama mesafe değişmiyordu. Gözünü yerden ayırmadı. Baktığı her şeyin oyuna dâhil olabileceğini artık biliyordu. Kapı koluna uzandığında kendi elinin hareketini kapının yüzeyinde bir an sonra gördü. Beklemedi. Kolu kavradı, çevirdi. Kapı açıldı. Hiç arkasına bakmadan eşiği geçti. Kendisini dışarı attığında tuttuğu nefesini fark etti.
Sokağa çıktığında olduğu yerde kaldı. Antredeki vitrinin camında yansımasını gördü. Bakışını kaçırmadı. Gözleri yerindeydi ama bakışı yine kendisinden yarım an öndeydi. Sanki karar veren önce oydu. Az önce yaşadıklarını yorgunlukla, korkuyla, kendine uydurabileceği herhangi bir açıklamayla anlamlandırmaya çalıştı. Hiçbiri yeterli gelmedi. Omuzlarında aceleyle bir gemiye son dakika yüklenmiş eşya gibi kendisine ait olmayan bir ağırlık vardı. Taşıdığı şeyin ne olduğunu bilmiyordu ama onu bırakmadığını anlıyordu. O evde bir oyun kurulmuştu; hamle yapılmış, karşılığı verilmişti. Şimdi sıra ondaydı. Olduğu yerde kalmak da bir hamleydi ama bunu seçmedi.