Herkes Şeytan

Hacer Uyğur

-Diyorsunuz ki ailelerin gelmesine 5 dakika kala hepsi sınıftaydı ve siz ağlayan bir çocuğu sakinleştirmek için arkanızı döndüğünüzde tüm öğrencileriniz kaybolmuştu. Doğru mu?

-Evet.

-Ve diğerlerini aramaya başladığınızda bir baktınız ağlayan çocuk da kaybolmuş?

-Doğru.

Neşe Hanım, gözyaşlarının arasından ancak tek kelimelik cevaplar çıkarabiliyordu. Çocukların kaybolmasına üzülüyordu üzülmesine ama asıl hissettiği korkuydu. Ailelere nasıl cevap verecekti? Çocukları bir parça boyayı sınıfta kaybetse telefon başına koşan anne babalara çocuklarının birden ortadan kaybolduğunu nasıl söyleyecekti?

-Aileler ne durumda, diye sordu sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak.

-Kaygılı, öfkeli… polis memuru o an Neşe Hanımla göz göze geldi, “ama korkmayın, içeri almıyoruz. Zaten sizinle ilgili bir durum olmadığını söyledik. Kamerada öğrencilerin hızla sınıftan çıktığı görülüyor. Ama görüntülerin gerisi yok. Yakınlardaki binaların kameraları inceleniyor şimdi. O zamana kadar siz bize ortadan kaybolmadan önce çocukların ne yaptığını, ne konuştuğunu anlatabilir misiniz adım adım? Kameranızın ses özelliği yokmuş. Gözünüze çarpan farklı bir şey oldu mu? En ufak detay bile önemli.

Memurun sözleri Neşe Hanımı bir nebze sakinleştirmişti. Zihnini toplamaya çalışırken derin bir nefes aldı. Her şeyi anlattığı sürece başı belada değildi yani.

-Tabii, düşüneyim. Normal bir gündü aslında. Hmm. Yani çocuklarla çalışınca her zaman farklı, tuhaf diyebileceğiniz şeyler olur. Mesela geçen hafta Esma bir anda tüm kutuları üst üste dizip en tepesine çıkmıştı. Beline de bir tane yetişkin yeleğinin altını bağlamış, bilek kısmından tutup paraşüt yapmış. Atlayacağım beni izleyin diye bağırıyordu. Son anda koşup tuttum. Bir an anlayamadım niye tepeden atlayacağım diyor bu kız, evde kötü bir şeyler mi oluyor diye düşündüm sordum dedi ki önceki gün paraşütle dağın zirvesinden atlayan bir adam varmış youtubeda onu izlemiş. Bugün de sabah bir öğrenci Ahmet diğerlerine abisinden öğrendiği savaşçılık oyununu anlatmıştı. Aralarında fısır fısır konuştular. Etkinlikler, yemek saati, öğle uykusu dışında son bir saatte bu oyunu oynadılar.

-Nasıl bir oyun bu?

-Duymadım ki. Ama uyku saatinden sonra başladılar.

***

“Uyku saatinde ilk uyanan diğerlerini davulla uyandırmak zorunda” dedi Ahmet. “Uyandırır uyandırmaz beş kişiye dokunacak. Onlar iyiler olacak. Kalanlar şeytanlar. Şeytanlar saklanıp kaçacak ve iyiler onları yakalayıp kıyafetlerine bir parça ip bağlayacaklar. Böylece onlar da iyilere geçmiş olacak. Kapı çalınmadan herkesin iyi olması lazım. Yoksa şeytanlar iyileri yener. Hepimiz iyi olursak oyunu kazanıyoruz ama bir kişi bile kalırsa kapı çaldığında tüm iyilerin kaçıp saklanması gerekiyor. Geride kalan şeytanlar onları bulacak.”

***

Memur laptopun başındaki adama seslendi. “Necip, uyku saatinden sonra kamera kayıtlarını açsana öğretmen hanım izlerken anlatsın, aklına bir şeyler gelir belki.” Necip kamera görüntülerini başlattı. Çocuklar mışıl mışıl uyurken biri uyandı. Etrafına dikkatlice bakıp sonra birden yerinden kalktı ve köşedeki davula doğru koştu.

-İşte burada, dedi Neşe Hanım. Emir kalkıp birden davul çalmaya başladı. Garip olan, hiçbiri ağlamadı, bağırıp beni çağırmadı. Hepsi uslu uslu kalkıp Emir’in karşısında sıraya girdi.

Kamera görüntüleri, söylediklerini doğruluyordu. Emir sıranın önünde yürüyüp beş kişinin omzuna dokundu. Sonra dokunmadığı öğrenciler koşmaya ve saklanmaya başladılar. Dokunulanlar da peşlerinden kovalamaya başladı. İple boyama etkinliğinden ceplerine attıkları ipleri yakaladıklarının kıyafetlerine bağlıyorlardı. Kaybolmalarına birkaç dakika kaldığında tüm öğrenciler toplanmıştı. Neşeleri yerinde görünüyordu. Sonra birden Ahmet, Neşe Hanımı işaret edip arkadaşlarına bir şey söyledi. Tüm öğrencilerin yüzü dehşetle doldu. Memur kaydı durdurup Neşe Hanıma baktı. Neşe Hanım şaşırmıştı. Memurun sormasına yer bırakmadan:

-Bilmiyorum, dedi. Herhalde odayı topluyordum ben. Duymadım ne konuştuklarını.

Tüm kafalar aynı anda ekrana döndü. Gerçekten de Neşe Hanım köşede odayı topluyordu.

***

“Ama öğretmenimiz oynamıyordu ki” diye itiraz etti Esma. “Odadaki herkes oyunun içindedir” dedi Ahmet. Oyunun kuralları ondan çıktığı için kimse itiraz edemedi. “Bende bir parça ip var” dedi Toprak, öğretmenimize bağlayabilirim. “O ne diye sorarsa?” “Çaktırmadan bağla” dedi Ahmet. Otoritesini korumaya çalışıyordu. “Ağlama taklidi yap, o senle ilgilenirken bağlayıver. Eğer yetişemezsen bizim evin bahçesine saklanacağız. Oraya gel. Artık kendimizi dünyadan korumamız gerekiyor. Çünkü herkes şeytan.” Toprak başını sallayıp birden ağlamaya başladı. Yerinde tepiniyor, çığlıklar atıyor, gözlerini sımsıkı yumuyordu. Neşe Hanım elindeki işi bırakıp yanına geldi. Elinden tutup sakinleştirici sözler söyleyerek köşedeki sakinleşme alanına götürdü. “Ne oldu Toprakcım? Bana anlatabilirsin. Toprak ağlamaya odaklanırken bir yandan planını yürürlüğe koyamıyordu. Sakinleşir gibi yaparak bir yandan da elinde sımsıkı tuttuğu ipi Neşe Hanıma yaklaştırmaya başladı. Birden kapı çaldı. Toprak kalbi hızla atarken arkadaşlarına doğru baktı. Koşarak sınıftan çıktıklarını gördü. Panikle gözleri açıldı. Onun paniğini gören Neşe Hanım baktığı yöne döndüğünde sınıfta ikisi dışında kimse kalmamıştı. Neşe Hanım şaşkınlıkla diğerlerine bakmak için koridora çıkınca Toprak ön kapıdan çıkıp arkadaşlarına yetişmek için koşmaya başladı.

Elindeki ipe sımsıkı tutunarak “Herkes şeytan. Herkes şeytan.” diye sayıklıyordu. Sadece arkadaşları iyiydi.