Bir Çocuğun Kullanım Hakkı

Hacer Çiftçi

Beni asla bırakmaz sandığım annem arkasına bile bakmadan gitti. Kimdi bu tanımadığım insanlar? Ağladım. O kadar çok ağladım ki, midem bulanıyordu iç çekmekten. Oyun oynamadım, yemek yemedim. Protesto ettim terk edilmemi. Kimsenin umurunda olmadı fakat ben kazandığımdan emindim. Hep böyle oluyordu. Ağladıkça, küstükçe, yemek yemeyi reddettikçe zafer kazanıyordum. Annem bana kıyamazdı. Bir daha beni buraya bırakmayacağını biliyordum. Akşam beni almaya geldiğinde koşarak anneme sarıldım. Bir tur da arabada ağladım. Annemin aldığı hediyeler, verdiği sözler beni ikna etmiyordu. Sabah beni oraya yine tek başıma bırakmaması için tüm hünerlerimi döktürdüm. Hiçbiri işe yaramadı. İkinci, üçüncü günlerde ve sonrasında da cami avlusuna bırakılan bebekler gibi bırakıldım okula. Anneme, babama, evime ihtiyacım vardı, kimseye anlatamıyordum. Sabahları karnım ağrıyor, midem bulanıyor, başım dönüyordu. Annemin hastalıklarını, babamın nazlanmalarını taklit ediyordum ama hiçbiri işe yaramıyordu. Bir süre sonra kabullendim. Her sabah aynı saatte uyandırılıp, üzerim değiştiriliyor, çantam sırtıma takılıyor, öpüp koklanıp okul kapısına bırakılıyordum.

Doğduğum günden beri o kadar çok şeye alıştırılmıştım ki, artık işe yaramayacağını bile bile dövünüp kendimi parçalıyordum. Aslında bu benim için zaman kazanmaktı. Sonunu bile bile inatlaşıyor, o mücadelenin arasında kendimi ikna edilmiş buluyordum. Ispanak yemeye alıştırıldığım gibi alıştırılmıştım buna da. Artık evde geçirdiğim zaman kadarını burada geçiriyordum. Sınıfta bir öğretmen, bir yardımcı öğretmen, on beş çocuktuk. Aynı zamanda görevler, sorumluluklar… Ayakkabını dolaba koy, terliklerini giy, ıslanan çorabını kendin değiştir. Beslenme çantanı açıp masanı hazırla, yemekten sonra masanı toplayıp temizle, ellerini yıka. Çantandan malzemelerini çıkar, verilen görevleri yapıp çantanı tekrar topla. En zoru da çıkış saati gelince üzerini giyin. Ayakkabılarımın bağcıklarını bağlamayı bir türlü öğrenemediğim için cırt cırtlı ayakkabı aldık. Çünkü öğretmenimiz, bağcıklarımızı bağlamayı öğrenmemiz için bir hafta süre verdi. Sürenin sonunda artık bize yardım etmeyeceğini, bağlamayı öğrenemeyenlerin cırt cırtlı ayakkabı alması gerektiğini söyledi. Sadece yedi kişi öğrendi ayakkabısının bağcıklarını bağlamayı. Öğretmenimiz onları boya kalemleri ile ödüllendirdi.

Sınıfta Ahmet var. Gözlüklü, tombul bir çocuk. Benden büyük. Aslında başka bir sınıfta olması gerekiyor fakat öğretmenimizin oğlu olduğu için bizimle aynı sınıfta olmasına izin verilmiş. Öğretmenimiz ona adıyla seslense de o karşılık olarak hep anne diyor. Ne zaman canı yansa annesine koşup ağlıyor. Onlar sarılınca benim içimde bir şeyler kopuyor. Annemi özlüyorum, ben de ağlamaya başlıyorum. Öğretmenimiz bana da sarılıyor fakat Ahmet’e sarıldığı gibi olmuyor. Annemin sarıldığı gibi de olmuyor. Öğretmenimiz hep çok güzel kokar. Ama anneme sarıldığım zaman aldığım kokuya benzemiyor. Annemin kokusu ağrı kesici gibi. Elime alıp bir bardak suyla içesim geliyor. Eğer Ahmet annemin kokusunu alsaydı, annesine öğretmenim derdi. Ahmet bizden büyük olduğu için bizim yapamadığımız birçok şeyi çok kolay yapıyor, sonra bizimle dalga geçiyor yapamıyoruz diye. Annesi bazen ona kızıyor ama çoğunlukla görmüyor, görmezden geldiği de oluyor. Ahmet sadece Aslı’ya kötü davranmıyor.

Aslı, sınıfın en güzel kızı. Aslında kendisinden çok gülüşü güzel Aslı’nın. Güldüğü zaman gözleri kayboluyor, dişleri inci gibi diziliyor dudaklarının arasında. Omuzları titriyor gülerken. Aslı gülünce herkesin yüzüne bir tebessüm gelip oturuyor. Güzel güldüğünün farkında o yüzden gülüşünü silahı gibi kullanıyor. Mesela birinden boya kalemi istediğinde eli boş dönmesi imkânsız. Çünkü Aslı her şeyi gülerek istiyor ve alıp gidiyor. Kimse Aslı’nın ne istediğini bilmiyor, Aslı’ya ne verdiklerini de bilmiyorlar. Aslı okula gelmediği zaman boş sandalyesine bakıyorum. Sanki oradan dönüp gülümseyecek gibi geliyor. Okula geldiğimde annemi, eve gittiğimde Aslı’yı özlüyorum. Bazen annemden onun için de beslenme hazırlamasını istiyorum. Annem çok güzel kek yapar. Kek gününde Aslı’ya da kek götürüyorum. O da arada bir bana tost veriyor, çok lezzetli oluyor onun getirdiği tostlar. Aslı en çok Erkan’la anlaşıyor. Oyun saatinde genelde beraber oynuyorlar. Erkan bazen başkasıyla oynuyor. O başkasıyla oynayınca Aslı ona küsüyor. Erkan’ı sevmiyorum bu yüzden. Aslı’yı üzdüğü zaman onu dövesim geliyor. Ama annem de öğretmenim de kavga etmemizi yasakladılar. Aslı Erkan’la oynadığı zamanlarda ben Burcu ile oynuyorum. Burcu’nun saçları kıvırcık. Saçlarını bağladığı zamanlarda kafasının üzerinde kuş yuvası var gibi oluyor. Bunu ona söylediğimde ağlıyor, öğretmenim de bana kızıyor. Burcu’ya kötü bir şey söylemiyorum aslında. Saçları gerçekten kuş yuvasına benziyor. Neden ağladığına anlam veremiyorum, öğretmenimin neden kızdığına da.

Öğretmenim çok saçma şeylere kızıyor. Mesela konuştuğum zamanlarda kızması çok saçma. Neymiş, parmak kaldırmam gerekiyormuş. Parmak kaldırmak, izin almak demekmiş. Öğretmenime kaç defa “Ben sizinle konuşmuyorum ki neden sizden izin alayım?” dedim. Buna daha çok kızdı. Derste başkasıyla konuşmamalıymışım. Zaten başkasıyla da konuşmuyorum. Kızdığı zamanların çoğunda kendimle konuşuyorum. Kalemlerimle konuşuyorum örneğin. Parmak kaldırsam da kalemim bana izin veremez. Çünkü onun sahibi benim, onun benden izin alması lazım. Oyun hamurlarıyla yaptığım kaplumbağa ile konuşmak için neden öğretmenimden izin almalıyım? Bu büyükleri anlamak çok zor. Böyle zamanlarda beni buraya bıraktıkları için anne babama daha çok kızıyorum. Bana iyi bir gelecek hazırlamak için çok çalışmaları lazımmış. Bunun için geçen hafta arabalarını yenilediler. Annem koluna ajda bilezik aldı. Hani benim için çalışıyorlardı? Geçen gün teyzemle annem konuşurken duydum, bağ evi almak istiyorlarmış. Depremde on ikinci kattan inmek çok zor olmuş, hele de beni taşımak! Bir bağ evimiz olsaymış öyle zamanlarda oraya kaçarlarmış. Hafta sonu da kafa dinlerlermiş. Bak bak kafa dinlemek için ev alıyorlar. Hani benim geleceğim için çalışıyorlardı? Bu büyükler çok garip. Kendi arzularına ve hırslarına biz çocukları maske yapıyorlar.

Sınıfta Eren diye bir çocuk var. Annesi ile annem çok iyi anlaşıyorlar. Bazen bizi almak için erken gelip, biz çıkana kadar sohbet ediyorlar. Eren’in annesi İngilizce öğretmeni. Eren’i iki dilli yetiştiriyormuş. Hem Türkçe’yi hem de İngilizce’yi çok güzel konuşuyor Eren. Bu yüzden ben cumartesi günleri İngilizce kursuna gidiyorum, renkleri ve sayıları öğrendim. Ayrıca Eren, piyano çalabiliyormuş. Annem de çocukluğundan beri piyanoyu çok severmiş, bunu biz de yeni öğrendik. Hemen eve bir piyano aldı. Bir de hoca tuttu. Bazı akşamlar gelip bana piyano çalmayı öğretiyor. Ben futbol oynamayı seviyorum ama piyano çalmak zorundayım. Annem beni bir salon beyefendisi gibi yetiştirmek istiyor çünkü. Bir ara haberlerde Mete Gazoz’un okçulukta olimpiyat birincisi olduğunu izledi. Yaz boyu okçuluk kursuna gittim. Oradan çıkınca da yüzme kursuna gidiyordum. Kışın kayak dersleri de aldım. Ben kurstan kursa koşarken annem beni diğer çocukların anneleriyle sohbet ederek bekliyor, çoğu zaman yeni kurs fikirleriyle eve dönüyordu. Ben mızmızlanınca beni nankörlükle suçluyor bazen. Bana sunulan imkânların ona sunulmamış olmamasının intikamını benden almak ister gibi davranıyor. Teknoloji ilerleyip de bazı yetenekler çiplere yüklenecek olursa ilk müşterisi annem olabilir. Kendine değil bana taktıracak çipleri. Beni dokuz ay karnında taşıdığı için tüm kullanım haklarım ona ait. Babama fikir sormak yerine genelde aldığı kararların bilgisini verir.

Ben de bugün yataktan kalkarken verdim kararımı. Tıpkı annemin benimle ilgili aldığı kararlar gibi netti ve tıpkı onun babama yaptığı gibi sadece bilgi vermek amacıyla konuştum onunla. Bana bu hayatı yaşatan, çalışmak için beni bu yaban ellere bırakan anneme geleceğimizle ilgili kararımı okul kapısında açıkladım. Annemin gözleri yaşardı, ağlayarak gitti arabasına. Olsun, ben nasıl okula bırakılırken ağladıysam o da yaşlanıp huzur evine bırakılırken ağlayabilir. Her akşam onu ziyarete gideceğime, vakit geçirmesi için ona bulmaca dergileri de alacağıma söz verdim.