Davulcu Tavşanlar Anaokulu'nda o öğleden sonra, sınıfın havası pamuk ipliğine bağlı gibiydi. Bütün çocuklar değişik bir heyecanla doluydu. Minnak tavşanların öğretmeni Pelin panodaki tavşan figürlerini düzeltirken çocukların kendi aralarında fısıldaşarak bir çember oluşturduğunu fark etti. Onlara gülümseyerek bu fısıldaşmalarını görmezden geldi. Hepsi el ele tutuşmuş, sanki görünmez bir ipliğin ucunda dengede asılı gibi sallanıyorlardı. Pelin de onların bu hallerini hayranlıkla izliyordu.
Sınıfın en küçüğü Ali, elindeki oyuncak trampeti yavaşça göğsüne vurdu. Öğretmenim, dedi. Normalde sınıfın en komiği bu sefer çok ciddiydi. "Her gece rüyalar bizi çağırıyor ama bugün gerçek bir ses seni çağırıyor. Uyan, uyan!" dedi.
Pelin şaşkınlıkla güldü. "Neye uyanıyorum çocuklar?Ne demek istiyor sizce Ali'miz." dedi merakla.
O an tüm çocuklar hep bir ağızdan, şarkının o meşhur ritmini taklit ederek ayaklarını yere vurmaya başladılar: Güm. Güm. Güm. Uzaktan gelen bu sesler, sınıfın içinde sanki minik savaş davulları çalıyor gibi yankılandı. Pelin, sınıfın tam ortasında kalmıştı; ne bir adım ileri gidebiliyor ne de geri çekilebiliyordu. Her biri çevresini sarıp sarmalamışlardı. Öğretmenlerine siper olmuş gibiydiler.
Birden sınıfın kapısı ardına kadar açıldı. Kapı çalınmamıştı ama sanki birisi kapıyı zorlayarak içeri dalmıştı. Gelen Cüneyt’ti. Elinde koca bir demet çiçek ve yüzünde o huzursuz ama kararlı ifadeyle Selma’ya bakıyordu. Çocuklar tempoyu artırdılar. Şarkılarını söylüyorlardı bağır çağır bir taraftan da gülüşerek.
"Kavga değil bu, mutluluk kapınızda! Sebebini alalım, cevabını alalım!"
Cüneyt, Pelin'in önünde diz çöktüğünde sınıfın o gürültülü halleri yerini büyük bir alkış tufanına bıraktı. Cüneyt sessizliği fırsatı bilerek cümlelerini özgür bıraktı. "Hayat bazen huzursuz, bazen karmaşık; ama her sabah seninle uyanmak benim aradığım tek kader."
Pelin, gözyaşları içinde Cüneyt’e baktı. Sınıf nefesini tutmuş, davullar son bir vuruş için havada asılı kalmıştı. Pelin tam ağzını açtı, "Evet" diyecekken birden duraksadı. Yüzündeki o hüzünlü ifadeyi aniden silip, kaşlarını muzipçe yukarı kaldırdı.
Cüneyt’e dönerek, "Cevabımı duymak istiyorsan önce bu küçük ordumun sınavından geçmen gerek!" dedi ve minnak tavşanlarına göz kırptı. Sonra Ali’ye dönüp fısıldadı: "Ali, bence ritim yeterince güçlü değil, ne dersin? Hayır dememi istemiyorsa biraz daha terlemesi lazım!"
Cüneyt şaşkınlıkla elindeki çiçeklerle kalakalırken, çocuklar öğretmenin bu oyununa anında katıldılar. Ali, "Evet öğretmenim! Daha hızlı, daha güçlü!" diye bağırdı. Pelin kahkahalar atarak Cüneyt’in elindeki buketi kaptı ve sınıfın içinde kaçmaya başladı. "Beni yakalarsan evet derim!"
Davulcu Tavşanlar, o öğleden sonra sadece bir evlilik teklifine değil, öğretmenlerinin başlattığı dev bir kovalamaca oyununa da eşlik ettiler. Davullar bu kez zafer için değil, Pelin’in şakasına ortak olan çocukların neşeli kahkahalarıyla gürledi: Güm! Güm! Güm!