- Akşam gelip seni alacağım. Sen burada ablalarla oynayacaksın, yemek yiyeceksin, uyuyacaksın sonra seni alacağım.
- (dudakları aşağı doğru sallanmış, susuyor)
- Burada ne ihtiyacın olursa bu ablalara söyleyebilirsin.
- (çevresinde dikilen kızlara kaçamak bakışlar atıp tekrar önüne dönüyor)
Halime hanım dizleri bükülü, elinden tuttuğu Hacı’nın kulağına yaklaşıyor, fısıltı ile:
- Çişin gelirse de bu ablalardan birine söyleyebilirsin, sana yardımcı olurlar.
- (Hacı’nın gözleri büyüyor ve duyduklarına inanamayarak annesine dehşet içinde bakıyor)
- Hadi bakalım geç kalıyorum ben.
Halime hanım, Hacı hala ellerini tutarken doğruluyor, elleri, Hacı’nın hafiften karşı koymasına rağmen birbirlerinin ellerinden kurtuluyor. Annesi, Ablalara dönüyor, bir şeyler konuşurlarken, Hacı omuzlarında bir çift el hissediyor. Eller Hacı’nın solundan uzayıp daha yeni Halime hanımınkinden ayrılmış ellerden birini kavrayıp, Hacı’yı okulun içine doğru sürüklüyor. Hacı, karşı koyamıyor. Arkasına dönüp bakmak için önüne geçilemez bir istek duyuyor ama korkuyor. Ya annesi orada olmazsa? Bakmamayı yeğliyor, boynunu daha da yere eğiyor, bir kapının önünde duruyorlar, kadın kapıyı tıklatarak açıyor, bir oda dolusu kırmızı önlüklü çocuk da yüzünü kapıdan tarafa çeviriyor. Kadın, Hacı beyi arkasından itekleyerek sınıfa girdiriyor. Hacı, boynunu daha da büküyor ve odadaki cocuklar gibi kırmızı giyinmediği için kendini yalnız hissediyor. Sınıfın içindeki bir diğer kadın, Hacı’nın elinden tutuyor şimdi. Elleri soğuk, bu soğukluk Hacı beye ağlama hissi veriyor ama ağlamamak için başını daha da büküyor. Soğuk el onu odanın baş köşesine doğru çekiştiriyor ve bir sıranın önünde duruyorlar, oraya oturması gerektiğini, soğuk eller kendisini arkadan itekleyince fark ediyor. Sarı saçlı, kendisinden uzun ve sıska bir oğlanın yanına oturuyor Hacı. Çocuk ona kaşlarını çatarak bakıyor. Hacı bakışlarını çocuktan alıp önündeki masaya çeviriyor, sonra başını daha da büküp bakışlarını ellerine kilitliyor.
İçinden bir şeylerin yukarıya doğru yükseldiğini hissediyor Hacı. Yükselip boğazına düğümlendiğini ve birazdan gözlerine kadar gelip oradan ellerine döküleceğini hissediyor. Ağlamanın bu kadar zor ama aynı zamanda engellenemez ve karşı konulamaz olması kendisini şaşırtıyor. Günlerdir evde herkes ağlıyor. Telefonda, odalarda, hep birlikte sürekli ağlıyorlar ve şimdi kendisinin zorlandığı kadar zorlanıyorlarsa, bunu nasıl bu kadar sık yapıyorlar diye merak ediyor.
Elinin üzerine ilk büyük damla düşüyor. Bunu görmek, içinden boğazına doğru bir şeylerin yükselmesini daha da engellenemez yapıyor. Ardından ikinci, sonra üçüncü damla. Elini inceliyor. Eli kendisine daha büyük görünmeye başlıyor. Vay canına! Demek ağlayınca her şey biraz daha büyüyor…
Büyümek fikri Hacı’nın hoşuna gidiyor. Büyükler her şeyi kendi arzularına göre yaptırabilme kabiliyetine sahip. Ablalardan biri kendisini sınıfa sürükleyince gitmek zorunda Hacı, arkasından biri kendisini sıraya ittirince mesela, oturmaya mecbur. Annesi onu buraya bırakırken, susmak zorunda. Büyüklerin her şeyi istedikleri gibi yapmak ve yaptırmak özgürlüğü var. Hacı’nın yok.
Annesi mesela baya büyük. Son günlerde o kadar çok ağladı ki daha da büyümüş olmalı. O kadar büyümüş, o kadar büyümüş ki, belki de eve zor sığıyor annesi. Sahi, evde yer olmadığı için mi annesi onu buraya bıraktı? Ağlıyor Hacı, o da büyüyüp büyüyüp büyüyüp kocaman olmak istiyor. Anneannesi de büyük. Buna rağmen son zamanlarda o da çok ağladı. Belki beraber büyüdükleri için Hacı’ya evde yer kalmadı. Babası… babasını son günlerde evde hiç görmedi. Babasını aslında evde ağlarken de görmedi. Belki de gizli gizli ağladı babası. O kadar uzun süre ağlamış olmalı ki, asla eve sığmıyor muhtemelen. O sebeple de artık eve gelmiyor herahalde. Bu büyüme işine bir yerde dur demeli büyükler. Mesela annesi, anneannesi, onu evden atmaları gerekecek kadar büyümemeliler. Sonra ya babası? Eve sığmayacak kadar büyümenin ne alemi vardı?
Bunları düşündükçe hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam etti Hacı. Büyümek, annesi kadar büyük olmak ve buradan çıkıp gitmek istiyordu. Sonra daha da ağlamak, kocaman olmak ve babasının karşısına dikilmek istiyordu. “Gelemediğin eve ben de sığamıyorum artık” diyecekti ona.