Yere Sıfır Hayatlar

Saliha Çolak

Kuş sesleri araç seslerine karışıyor, bir genç “Sıcak sıcak sabah simitlerii!” diye bağırarak geçiyor ve bir dükkanın kepengi büyük bir gürültüyle açılıyorken uyandı. Sokaktan gelen oldukça rahatsız edicilikle harmanlanmış gürültüye daha fazla tahammül edemediği için geceden yarım açılmış penceresini öfkeyle kapattı. Bunlar apartmanın birinci katında olmanın ve mahallenin en işlek caddesinde olmanın onun hayatına dahil ettiği bazı eksilerdi. İnsanların sesleri uyurken daha fazla batıyordu elbet fakat uyanıkken de fazlasıyla batacak bir ses kapalı pencerelerden bile içeri girerek uykuya tekrar dalmaya çalışan kulaklarını buldu. Asla sözleri anlaşılmayan, iğrenç ve kendisine Türkçe müzik listelerinde “Rap” dedirten bu yeni yetme sözcük kirliliği olanca gücüyle yaklaşıyordu. Dayanamayıp tekrar yattığı yatağından doğruldu ve cama yöneldi. Beyaz tofaş model tamponu oldukça yere yakın olan bu araç bütün mahalleliye ıslak terliği çoraplarınla giymişsin hissi yaratıyordu. Müzik olduğuna bin şahit gereken o şeyin sesi son raddedeydi ve içeridekilerin mahallenin rahatsızlık duymasını önemsediği de yoktu. Pencereden bu rezaleti seyrederken aracın arkasındaki iddialı yazıyı da okumadan edemedi. “Reçetene yol yazdım sabah akşam alırsın.” Başını arabadakiler adına rezil olmuşçasına eğdi. Nihayet geçip giden arabanın ardından sonsuzluğa ilerleyen ve içinden lağım akan dev bir hoparlörmüşçesine baktı.

Toparlanıp kahvaltısını hazırladı ve sabah haberleri eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptı. Mahallesine girip çıkan magandaları belediyeye şikayet etmesi gerektiğini düşündü. Hatta bunu boynunun borcu bildi. Çünkü soğuk, biraz da kışa çalan sonbahar sabahında geceden beri ısıttığı yatağının sıcağında biraz daha uyumak isterken rezil bir gürültüyle uyandırılmak onu hayli rahatsız ediyordu. Bu sabah yaşadığı ise ilk değildi, son olmadığına da emindi. Evet evet, mutlaka bugün bankada çalıştığı zamanlardan tanışıklığı olan arkadaşının amcaoğlu ve kendisiyle de yakından tanışan ,yani bir keresinde el sıkışan, belediye başkanı ile hususi bir mesele adı altında bu konuyu görüşmeliydi. Sonuçta kendisi de bu mahallenin güzide bir ferdi, makûl yaşam standartlarını hak eden bir seçmendi.

Kafasına koymuş olduğu fikrini hayata geçirmek için hazırlandı ve dışarı adımını attı. Atmaz olaydı. Arka sokaktan beş altı kişinin sopalarla üç kişiyi kovaladığını gördü ve arada kalmamak adına apartman kapısının ardında bir süre saklandı. Tekrar çıktığında karşı dairenin sakinlerinden Necmiye teyzenin çayıyla camdan sokağı seyrettiğini fark etti. Onun için mahalle dizisinin oldukça ilgi çekici bir bölümü az önce tüm seyir zevkiyle gözlerinin önünden geçip gitmişti. Necmiye teyze çayından yudum alıp neler olduğunu sorarcasına bakış attı. O ise Necmiye teyzeye bilmediğini bile beyan etmeye gerek duymadan oradan uzaklaştı. Alt sokağa dönünce az önceki adamların üç kişiyi bir güzel hırpalamış olduğunu gördü. Ardından sirenler ve polisler olay yerine intikal etti. Neler olup bittiğini bir esnafa sorup merakını gidermek isterken zaten toplanmış olan mahalle eşrafının en önünde henüz göreli on beş dakika bile olmayan Necmiye teyzeyi çay bardağıyla gördü. Şaşırmamıştı. Necmiye teyze bütün olayı öğrendiği için ona doğru yaklaştı ve dün gece kuyumcunun camının kırıldığını fakat içeriden hiçbir şey çalınmadını, bunu aşağı mahalledeki magandaların yaptıklarından tüm esnafın adı gibi emin olduğunu, bu yüzden dövdüklerini, kendisinin de zaten bu maganda gençlerden az çekmediğini, bir keresinde yürürken yanından geçen ışıklı arabanın ara gaz vermesiyle elindeki poşeti yere düşürdüğünü, şimdilerde böyle haydutların çok arttığını, Müge Anlı’da bile ilk sırada başka adama kaçan kadınlar ikinci sırada da magandalar yüzünden birilerinin başına gelen kötü şeyler olduğunu anlattı. Hepsini sadece iki dakika içinde anlatıverdi. En sonunda da “Aman guzum gençsin, yakışıklısın, bekarsın, sigortalısın, işin güzel, maaşın da var o yüzden dikkat et. Ben bunları okuyup atanan güzeller güzeli torunuma da hep diyorum.” demeyi esirgemedi.

Necmiye teyzeye daha fazla dayanamayıp olay yerinden uzaklaşmak istedi. Güzeller güzeli torununu görmese bu oldukça ikna edici konuşmanın arasına sıkıştırılmış uzaktan görücü usulü tanışmayı da yutacaktı. Oradan uzaklaşırken polislere ifade veren kasap Salim abinin “Bu herifler sürekli bizi rahatsız ediyor.” deyişini, dayak yiyen gençlerden boynunda anlam veremediği bir simgeye sahip olan gencin de nezaketten uzak bir dille kuyumcunun camını kendilerinin kırmadığını yalvararak polise anlatışını duymuş bulundu.

Belediye binasına geldiğinde yüzüne gözüne çekidüzen verip ütülediği gömleğini düzeltti ve içeriye girdi. Fakat bunca hazırlığı ve yolda maruz kaldığı hengamenin bir hiç uğruna olduğunu anlaması on dakika sürmedi. Belediye başkanının şu an ilçe dışında olduğunu söylemişlerdi. Belediye ilçedeyse başkanı niye dışarda diye söylenerek geldiği gibi geri gitti. Neyseki izinli olduğu gününden pek bir vakit eksilmemişti, hâlâ biraz yatmak için zamanı vardı. Fakat ilk yapması gereken şey eve gidince gömleği nizami bir şekilde asıp tekrar giyerken ütülemek zorunda kalmamaktı.

O izinli gününde ütülediği gömleğiyle ikinci haftasını devirirken mahallede korkunç bir olay duyuldu. Mahalleliden birinin on yaşlarında bir kızı oyun oynadıktan sonra eve hiç gelmemiş, aranmış taranmış fakat bulunamamış, yirmi dört saatin ardından polisler mahallede devriye atıp halkı sorguya çekmeye başlamışlardı. Kendisi de oldukça merak ediyor, biraz üzülüyor biraz da birisi kaçırdıysa diye sorumlularına sövüyordu. Daha sonraları öğrendiğine göre bu kız belediye başkanının yeğeni idi ve bulanlara yüklü miktarda para ödülü verilecekti. Olayın üstünden iki gün geçmişti ki mahalleli küçük kız bulunsun diye umut ederken daha skandal bir olay yaşandı ve küçük kızı magandalar buldu. Mahalleli beyaz tofaş arabanın içinden çıkıp toza bulanmış kızı annesine teslim eden uzun boylu, siyah yana yatırılmış saçlı, sıfır kol bir tişört giymiş ve pazıları çıkmış, boynuna da bir zincir takmış bu oğlanı seyretti. Sonra kızın babası oğlana okkalı bir tokat attı. Tam yakasına yapışmışken polisler olası kavgayı engelleyip olanı biteni anlattı. Meğerse bu oğlan küçük kızı limanda bir sandalın içinde uyumuş hâlde bulmuştu. Polisler bütün kamera kayıtlarından bu olayın gerçekliğini doğruladı. Yere sıfır tofaşlı magandalar bir anda tüm mahallenin gözdesi olmuşlardı. Hatta Necmiye teyze okumuş atanmış torununa görücü diye bu gençlerden en makul olanı yani lise bitirmiş, fabrikada çalışıyor olanı bile düşünmüştü.

Yaşanan bu son gelişme mahallelinin aşağı mahallenin bir nebze olsun geri kalmış, derme çatma, kentsel olarak dönüşememiş evlerde yaşayan insanlarına sıcak bakmalarını sağlamıştı. Kuyumcu güvenlik kamerasına bakmayı yeni akıl ettiğini ve “iyi magandalar”ın o gece sokaktan geçmediğini gördüğünü söylemiş, kasap Salim abi de onları bir güzel dövdüğü için özür dilemişti. Necmiye teyze bile “Ben zaten ara gaz vermeye bayılırım, o gün korkmamıştım şov yapayım diye poşetleri attım yere” deyivermişti.

O bile sabahları duyduğu iğrenç şarkıya artık bir nebze olsun tahammül edebiliyordu. Bir akşam iş dönüşü yürürken oldukça yorgun hissettiği an malûm tofaş yanında belirmiş bir korna çalmıştı. Mahallenin ortasında kahraman olarak atfettikleri bu iyi magandalardan korna ile selam almış olmak neyseki yakın zamanda ütülediği gömleğinin altından göğsünün bir nebze olsun kabarmasını sağlamıştı. Hatta o akşam bu renkli led ışıklarla döşenmiş ve içeride disko havası yaratan bu araca kabul görmüş ve evine kadar bırakılmıştı. Ses sisteminden gelen karmakarışık sözlü şarkı o arabanın içinde onu hiç rahatsız etmemiş aksine yorgun zihnine neşe katmıştı.

O gece saatler öncesinde saçma bulduğu şarkıyı mırıldanarak ve onun için yorgunluğun üstüne uyumak için özenle hazırlanılmış bir uyku olmasını dileyerek gözlerini kapattı. Necmiye teyzenin led ışıklarla döşeli bir külüstür arabayla yanından geçtiği rüyasını büyük bir sarsıntı yarıda böldü. İçinde doğan büyük sıkıntıyla ve yatağının önüne devrilen kitap dolabının gümbürtüsüyle uyandı. Sarsıntı geçmiyordu. Mutfağa koşup buzdolabının dibine çöktü ve ona göre saatler ama aslında saniyeler süren sarsıntının geçmesini bekledi.

O geceyi o ve tüm mahalleli geceyi sokakta geçirdi. Neyseki depremde mahallede hiçbir bina yıkılmamıştı. Tek tük çatlakları olan birkaç ev dışında sorun yoktu. Ahali içlerine serpilen suyla gündüz evlerine geri dönecekleri esnada aşağı mahallede yıkılan binaların olduğunu öğrendiler. Kurtarma ekipleri canla başla çalışıyor ve umutlu bekleyişleri sevince döndürmek için yıkılan binaların içinde yaşam emaresi arıyorlardı. Mahalleli sokağa dökülmüştü ve korkudan evlerine giremiyorlardı. Üst mahalleye haber salındı ve yiyecek giyecek ısınacak bir şeyler vermelerini istediler. İlk gün mahalleli iyi magandalar mahallesi için ellerinde ne varsa verdiler. Can kayıpları çıktıkça onlar yardıma koştular, maganda mahallesinin üzüntüsüne ortak oldular. Fakat işler her zaman böyle gitmedi. Enkaz kaldırma işleri uzadıkça üst mahalle yardım etmekten sıkıldı ve normal yaşamlarına dönmek istediler. Gözlerinin önündeki acı sıradanlaştıkça içlerinden onlar da kentsel dönüşselerdi de bunlar yaşanmasaydı diyerek vahladılar fakat yardım için uzattıkları ellerini bir bir çektiler.

O da evine ısınacak bir şeyler yardımı istemek için gelen iki genç adamı kendi çapında nazik bir dille reddetmişti. çünkü battaniyeleri özel dikim battaniyeler ve yorganları koyun yünü ile doldurulmuş yorganlardı. Mahallelinin işçileri kandırıp kapitalizme öncülük eden burjuvalar gibi takılmaya başlaması bir grup duyarlı insanı rahatsız etmiş ve sokaklarda sesler yükselmeye başlamıştı. Şehrin başka mahallelerinde de rağbet gören bu tepki ile yürüyüşler yapılmış, sesler yükseltilmişti. Türlü pankartlar açılmış, adalet ve eşitlik nâraları atılmıştı. Torununu magandalara vermekten son anda vazgeçen Necmiye teyzenin açtığı pankartın ise özrü kabahatinden büyüktü:

“Magandalar üşümüş, battaniye veren yok!” [1]