Magandalar üşümüş
Bunu ilk fark eden ben değildim , mahalle çoktan anlamıştı. Gece yarısından sonra apartman boşluğuna dolan o homurtulu motor sesleri, egzozdan çıkan kesik kesik öksürükler, cam titretmekten çok iç titreten baslar. Hepsi birer battaniye arayışıydı aslında. Ama kimse bunu böyle adlandırmıyordu. Onlar ‘’ses açmak’’ diyordu, mahalle ‘’rahatsızlık’’. Ben üçüncü kattaki pencerenin önünde, çayın buharına bakarak dinliyordum. Hava ayazdı. Beton ve insanlar soğuk.
Araba köşede durdu. TOFAŞ. Rengi belirsiz, farları sarımsı, sanki kendisi de hasta. Radyatörü çalışmıyordu, bunu herkes biliyordu. Motoru bağırarak ısınıyordu. Bağırmasa ısınamayacak gibi. İçeride dört kişi vardı. Camlar yarıya, müzik sonuna kadar açık.
Bir şarkının içinden yalnızca tek bir cümle seçilebiliyordu:
‘’Kimse anlamadı bizi.’’
Mahalleli anlamıştı aslında. Ama anlamak başka, katlanmak başkaydı. Alt kattaki yaşlı amca camı açtı. Bir şey söylemedi.Sadece baktı. Onlar da baktı. Bakışlar kısa sürdü. Müzik biraz daha açıldı. Sanki bakışın intikamını sesten alıyorlardı.
Magandalar üşüyordu.
Üşümek, onların dilinde başka bir şeydi. Soğuk değil, eksik. Eve girmek istemiyorlardı. Çünkü ev sessizdi. Sessizlik düşünceyi çağırıyordu. Düşünce de geçmişi. O yüzden geceyi sokakta ısıtıyorlardı. Birbirlerine sürtünerek, sesle.
Arabanın içinden biri indi. Sigara yaktı. Elleri titriyordu. Soğuktan mı, yoksa başka bir şeyden mi bilinmez. Yere tükürdü. Tükürük, asfalt üzerinde bir buhar çıkarıp, anında kayboldu.
‘’Üşüdüm lan’’ dedi biri.
‘’Bir tur atalım ‘’ dedi diğeri.
‘’Dur biraz’’ dedi üçüncüsü ‘’ şarkı güzel.’’
Şarkı güzeldi. Şarkı, sözleri anlaşılmasın diye ses sonuna kadar açılmıştı. Bas, apartmanın kolonlara çarpa çarpa yükselüyor. Sanki duvarları değil insanları dövüyordu. Camlardan biri tamamen indirildi, soğuk içeri doldu ama kimse umursamadı. Birisi açtığı camdan kolunu dışarı sarkıttı, ritme uymayan bir hareketle salladı. Parmaklarının ucundaki sigara külü onun tutan marmaklardan kurtulmak ister gibi yere düştü.
Alt kattaki yaşlı adam tekrar camı araladı.
‘’Evladım’’ dedi, ‘’ gece yarısı oldu.’’
Söz bitmeden tofaş korna çaldı. Uzun, anlamsız, arsız bir ses. Ardından kahkaha geldi; dişler açıkta, kontrolsüz, abartılı, sanki gülmek değil meydan okumaktı niyetleri.
‘’ Dede yat artık’’ dedi içlerinden biri. ‘’Uykun gelmiştir.’’
Bir diğeri kapıyı açtı, yarım yamalak indi. Ayakkabısını sürüyerek yürüdü, bilerek. Yerdeki çöpü tekmeledi. Sonra durup apartmana baktı. Bakışı sert değildi, boştu. Boş bakış daha rahatsız ediciydi.
‘’ Üşüyoruz lan’’ dedi. ‘’ Biraz ısınalım.’’
Isınmak dedikleri şey buydu işte ; başkalarının uykusuna sürtünmek, duvarlara ses çarpmak, gecenin üstüne sigara külü serpmek.
Radyatör bir kez daha hırıltılı öksürdü. Kaputun altından ince bir buhar yükseldi. Arabanın canı çıkıyordu ama bu onları daha da eğlendiriyordu.
“Boşver,” dedi biri, “nasıl olsa gidiyoruz.”
Gitmek her zaman onların lehine işleyen bir kelimeydi. Arkalarında bıraktıkları sessizlik değil, o sessizlikten önceki kirli titreşimdi asıl mesele. Gitmek kelimesini seviyorlardı. Kalmanın sorumluluğu vardı, gitmenin yoktu. Oyüzden gitmeden biraz daha kalıyorlardı. Müzik bir anlığına kesildi. Sessizlik, yanlışlıkla olmuş gibiydi. O kısa aralıkta mahalle nefes aldı. Sonra biri radyoyu tekrar açtı. Bu kez şerkı değil reklam girdi. Kimse değiştirmedi. Gürültü olduğu sürece içeriğin önemi yoktu. Biri arabadan indi, apartmanın girişine doğru yürüdü. Kapıya değil, ziline bakar gibi durdu. Apartman girişinden önceki yüksek merdivenleri saydı. Sanki aklından bir şey geçiyordu ama denemeye değmezmiş gibi vazgeçti.
Perdeler aralanmıştı. İnsanlar bakıyordu ama görünmek istemiyordu. Bu bakış hali onları daha da rahatlatıyordu. Görülüyor ama durdurulamıyorlardı.
‘’Ne bakıyorlar lan’’ dedi biri.
‘’ Isınmaya çıkmışlardır’’ dedi öteki. Güldüler.
Gülüşlerinde neşe yoktu. Gülmek, boşluğu doldurmak için kullanılan bir sesti sadece. Susarlarsa, ne kadar gereksiz oldukları ortaya çıkacaktı.
Arabanın içinde biri aynadan kendine baktı. Yüzünü düzeltti. Ceketinin yakasını kaldırdı. Üşümekle şıklık arasında karasız kaldı. Sonunda ikisinden de vazgeçti.
‘’Burada fazla durduk’’ dedi.
‘’ Zaten burası da bozdı’’ dedi diğeri.
Mekanları hep bozardı. Mahalleler, sokaklar, geceler. Hiçbir yer onların kalışını kaldıramazdı. Ama gidişleri de bir şeyi düzeltmezdi.
Motor tekrar çalıştı. Bu kez hareket etti. Araba ağır ağır ilerledi. Sanki gitmiyor da tehditkar bir vedayla sürünüyordu. Müzik hala açıktı. Uzaklaşırken bile duyulsun istiyorlardı. Sokak köşesinde durup tekrar baktılar. Kimse el sallamadı. Kimse laf atmadı. Bu onların en sevdiği andı. Tepki yoksa her şey mubahtı. Sonra gerçekten gittiler.
Sessizlik geri geldi ama eskisi gibi değildi. Sessizlik de üşümüştü artık.
Ben camı kapattım, perdeyi çektim. İçerideki sıcaklık, dışarıdaki soğuğu unutturmadı. Çünkü mesele hava değildi.
Magandalar üşümüştü.
Ama bazı insanlar, ısınmak için başkalarını titretiyordu.