Köylü köyüne evli evine derler. Dedemin babası Hamdi bubam köyün ağasıymış vaktinde. Pek zenginmiş. Malı, mülkü köyün ederinden fazlaymış. Köylünün büyük kısmı marabasıymış. Mal denilince şimdilerde akla nakti karşılık geliyor ama o zamanlarda hayvanda, horantada maldan sayılırmış. En çok dedeme olmuş zulmü. Gözleri bozukmuş dedemin. Kör Bekir demişler. Köylü zulmü en çok görenden olduğundan zulmetmeyi de en iyi bilenlerden olur. Ağanın kaktığını maraba da kakar. Dedem kör gözleri ile öteaçenin dağlarında, kızılırmağın kenarlarında kah geceleri inlerde yatarak mala bakmış. Yedi in diye bir mağara varmış. Bu mağara iç içe yedi inden oluşurmuş. Dedem dönemediği vakitler koyunlarla birlikte bu mağarada kalırmış. Yarı gören gözleri zehir gibi olan aklı ve yorgunluğu kimi zamanlar ona oyun oynarmış. Bir gece cinleri görmüş. Yerden yükseltmişler dedemi. Mağaranın ortasında en tepeyece yükselmiş. Titremeye başlamış. Geçirdiği sarsıntıyla yığılmış kalmış. Aklın oynadığı bir oyun deselerde oyunun sahici olmayanı var mıdır? Bu cinler ara ara uğrarlarmış. Sarsıntı geçirdiğinin sabahı koyunlardan bir kaçını kaybetmiş. Hamdi Bubam tabii kıyameti koparmış. Gözüne soktuğumun körü, irmenin tohumu diye saymadığı kalmamış. Dedemin gücüne gitmiş. O vakit tasını tarağını dölünü döşünü toplayarak şehre göçmüş. O vakit şehirli olmuşlar.
Dedemin okuma yazması yoktu amma bir para hesabı yapardı ahh okusaydı Hamdi bubam bu kör ölür demeseydi ailesi kaderi olmasaydı kim bilir neler olurdu. Dedem tam bir Kayseriliydi. Adam ticaretin hakkını verirdi. Elini veren kolunu kaptırırdı. Dükkandan çıkarken insanlar ne olduğunu anlarlardı da dedemden de vazgeçemezlerdi. Böyle böyle çok iş yaptı. Defalarca battı defalarca tekrardan iş kurdu. Biz de bunun içinde büyüdük. Varlığın getirdiği yokluk bir farklıydı. Kar vardı amma borç sonsuzdu. Paranın önceliği horanta değildi de hayatta kalmaktı. Babası gibi bir variyeti vardı dedemin. Ama babası gibi bir sefası olmadı. Borçlar büyüdü. Tefecilere bulaşıldı. Derken iş battı. Sülale dağıldı. Herkes kendi horantası ile bir sofra kaldı. Dedem göçtü gitti bu dünyadan.
Biz de tutunamadık şehre. Gücümüz yetmedi. Köye geri göç yaptık. Ama ne anam ne babam köy görmemiş. Çok zor oldu. Sobayı yıllarca beceremedik. Issızlığa alışamadık. Çok yokluktu burası. Çok ıssızdı. Kökler burası dedik ama tutanamadık bir türlü amma el mahkum mecbur durduk. Alışamadık köylünün adetine uzun vakitler. Yan komşumuz vardı. Yan dediğime bakmayan üç beş tarla ötede. Oğlunun dansöz oynatması bitmez, şehirdeki tekellere köy distribütörü olarak alkol yetiştirilmezdi. Hadi bunlar bizi bağlamazdı ama sabahlara kadar alkol alıp tabanca atmaları çok sıkıntılıydı. Bizim evin çatısı yoktu. Sacla kaplıydı yukarısı. Mermi düşecek diye çok korkardık. Bu ahlak sadece bu komşuyla sınırlı değildi. Bizim köylünün vazgeçilmezi silahlardı. Yani Allah’ın iç anadolusunda bu kadar silah niye? Ya işgal bile edilmemişsiniz tarih boyunca. Alışamadık o yüzden köylüye. Onlarda bizim bu tutumumuza alışamadı. Beğenmiyorsanız dönün şehrinize diye karşılık çok verdiler. Onlar hükümsüzlüğe alışmışlardı. Sorumluluk olmayınca haklarında olmayacağını kavrayamamışlardı. Sen kanunu yok sayarsan kanun da seni yok eder. Belediye burayı haline terketmişti. Kuş uçmaz kervan geçmez derler ya hah işte o şekilde. İsyan ederlerdi de hareket etmezlerdi. Onlar sanki yaşamı bu şekilde kavramışlardı. Sabret şükret olan Anadolu ahlakı ve dayatması artık isyan et dur isyan et dur olmuştu. Bir gariplerdi biz gariptik.
Bizimkiler pek bayram seyran cenaze bilen insanlar değillerdir. İlk yıllarda kimseye gidip gelmediler. Geçen senelerde bir kış vakti babamın kuzeni ile annemin kuzeni evliler onların oğlunun düğünü vardı. Kış vakti düğün mü olur? Neyse tüm akrabalar olacaktı. Bizimkilerde heveslendi gitti. Ben açıkçası kalabalığın lafından sözünden hoşlanmadığım için gitmek istemedim. Bir hafta süren bir düğündü. Böyle bir gösterişe ne gerek vardı bilemiyorum. Israrlar artık yıldırınca bir akşam gittim. Düğün alanına girdim. Ezan vaktine denk geldiğinden silahlar sessizdi. Sonrasında bir başladılar durmadılar. O sıra biri topuğundan vuruldu. Jandarma geldi iki dakika durdular. Vurulan adam için bu çok doğal durum gülünerek geçildi. Jandarma gitti ve devam ettiler. Ya nasıl errrkekkler böyle errrkekklik var mı? Yok. En çok sıkan en errrrkekkk biz ne anlayalım. Neyse la havle nasip etme Allah’ım diyerek o akşamı vurulmadan döndük. O akşam bizimkilerin de uyum sağladığını fark ettim. Hİç garipsemiyorlardı, rahatsızlık duymuyorlardı. Gençlerden birbirlerine efelenenler, sarhoş olup tutuşanlar, vurulanlar bizim köyün düğünlerinin vazgeçilmeziydi. İçtikçe, oynadıkça, tutuştukça, kavga ettikçe bunların üşümesi geçiyordu. Bense buydum. Acaba ben de içsem, tabanca atsam, milletle tutuşsam ısınır mıydım?