Kardan Adama Mektup

Hacer Uyğur

Seni gördüğüm günü unutamıyorum. Bu bir ilk görüşte aşk itirafı değil. O zamanlar aşkın ne olduğunu bile bilmiyordum muhtemelen. Küçüktük, kendimizi kocaman sanıyorduk. Sen ağlıyordun. Ben bir şeyler yapmam gerektiği hissiyle dolup taşmıştım. Dışarıda kar vardı. Annemin yanına gidip kulağına fısıldamıştım. Ağlayan çocuğu kar topu oynamaya götüreyim mi anne? Annemin gözleri dolu doluydu. Bir bana bir sana bakıp uzun uzun düşünmüş sonra fısıltıyla “dene bakalım” demişti. Ben de denedim.

Kartopu oynamak ister misin?

Duymadın. Zaten fısıldamıştım sanırım. İtiraf ediyorum. Korkmuştum. Yabancılığın beni korkutmuştu. Ne sana ne de yaşadığın duyguya aşinaydım. Midemde büyük bir taş vardı da sana yaklaştıkça büyüyüp ağırlaşıyordu sanki. Bir yandan merak ediyordum seni, bir yandan senden koşarak uzaklaşmak istiyordum. Düşünüyorum da belki de âşık olmuştum. Çünkü sana dair her şey hâlâ böyle hissettiriyor. Ama işte, ısrarla sürdürüyorum yazmayı. O zaman da gitmemiş, konuşmayı sürdürmüştüm.

Dışarıda… Kartopu… sesim giderek güçleniyordu. Dışarıda kar yağıyor çıkıp oynayalım. Elimi sana uzattım. Hızla anneme dönüp baktım sonra. Bir erkek çocuğuna elimi uzatmamdan hoşlanmayabileceğine dair bir hissim vardı. Beklediğim gibi olmadı. Sanırım sana acıyordu. Niye üstünü çizdiğimi bilmiyorum. Annemin sana acımasından utanmış olabilirim. Ya da ben de acımıştım sana. Acınası olan bizdik oysa. Acın karşısında ne yapacağımızı bilmiyorduk. Sen biliyordun. Canın acıyordu ve sen ağlıyordun. Büyüdükçe sen de ne yapacağını bilemez oldun. Suçlusu biziz belki de. İnsanlar sana acısın istemediğin için ağlamamayı öğrendin. Ağlamadıkça ne yapacağını bilmez oldun.

Uzattığım el karşısında ne yapacağını bilememiştin o gün de. Sana acıyarak ve seni merak ederek ve senden kaçmak isteyerek uzatılan bir el karşısında ne yapılırdı? Neyse ki ne yapacağını bilemeyen biri karşısında ne yapacağımı biliyordum. Israrla elimi daha çok yaklaştırdım. Sonunda avuç içlerimiz birbirine tutundu. Ayağa kalktın ve seni sürüklememe izin verdin. Annem bizi kapıda durdurup kabanlarımızı giydirmese, ellerimizin birleşmesinin heyecanıyla o halde dışarı çıkaracaktım bizi.

Ağlaman geçse de dışarıya çıkana kadar iç çekişlerin devam etmişti. Sonra karı gördün. Kızarmış gözlerin merakla ışıldadı. Bu ne? dedin bana bakarak. Kar dedim. Hiç kar görmedin mi daha önce? Başını iki yana salladın. O an bildiğim her şeyi sana da göstermek için inanılmaz bir istek duydum. Aynı anda seni ürkütmemem gerektiğini fark ettim. Belki de içimdeki bu arzunun sana fazla geleceğinden korktum. Yerden bir avuç kar alıp yaralı bir kediye yaklaşır gibi sakin adımlarla sana getirdim. Avucunu açtın. karı avucuna koyduğumda gözlerin kocaman açıldı. Bakışını kardan kaldırdın, bana baktın, o an kar tekrar yağmaya başladı.

İlk kartopunu ben attım ama beni ilk sen vurdun. Gün boyu içeride insanlar ağlayıp sana acırken biz dışarıda karla oynadık. Bir ara annem içmemiz için sıcak çikolata getirdi. Kapının önündeki merdivenlere oturup sıcak çikolatamızı içerken karla başka neler yapabileceğimizi konuştuk. Birden durdun ve tepkimi ölçerek biliyor musun dedin annem ve babam kaza geçirmiş, ölmüşler. Bir daha gelmeyeceklermiş. Hiç. Tekrar ağlamaya başladın. Benim de gözlerim doldu. Hiç mi? dedim. Anne babaların hiç gelmeyebileceğini bilmiyordum. Ağlamaya devam ederken başını iki yana salladın. Dehşete düştüm. Ama kendi korkumdan daha güçlü bir isteğim vardı. Sana yardım etmek istiyordum. Sıcak çikolatamı merdivene koyup ayağa kalktım. Şaşkınca bana baktın. Sarılmak üzülmeyi azaltırmış dedim. Kalktın. Sarıldık. Beraber ağladık. Biz ağlarken içeriden bir kadın çıktı. Bizi görünce bahtsız yavrum benim dedi. Sen birden sustun. Geri çekilip gözünü sildin. Ben bu kardan adamı hiç beğenmedim deyip yaptığımız kardan adamı yıktın. O zaman anlamadım. Şimdi anlıyorum.

Yine de şu anda bunu neden yaptığını anlayamıyorum. Neden kendini bana kapatıyorsun? Seninle birlikte üzülmeme bile izin vermiyorsun. O çocuklar değiliz artık. Varlığımı kabul edeceğin, acını da sevgini de görmeme izin vereceğin bir ânın peşinde koşturup duramam. Ellerimizin birbirine değmesi yetmiyor artık. Birbirimize tutunduğumuzu hissetmek istiyorum. Sırf bir şeyler oldu da canın sıkıldı diye birlikte inşa ettiğimiz her şeyi bir anda yıkabildiğini görmek kalbimi kırıyor.

Mektubu katlayıp zarfa koydu. Kocasının ayak seslerini duyunca zarfı hızla çantasına sakladı. Birkaç saniye içinde kapı tıklandı. Gel dedi. Kapıdan uzanan baş Çift terapisi için çıkmamız gerekiyor. Hazır mısın? dedi. Hazırım dedi. Mektubu yazarken ağladığı için sesi boğuk çıkmıştı. Boğazını temizledi. Mektubu yazdın mı? diye sordu kapıdan çoktan uzaklaşmaya başlamış kocasına. Kocası olduğu yerde durdu. Mektup? Aa doğru. Ehem. Birbirimize âşık olduğumuz ânı yazacaktık değil mi? Unutmuşum. Bir şey olmaz herhalde. Sen yazmış mıydın?

Derin bir nefes aldı. Hayır, dedi benim de şimdi aklıma geldi. İyi olmuş senin de unutman. Çantadan zarfı çıkarıp masanın altındaki çöp kutusuna attı. Ayak sesleri uzaklaşıyordu. Zarfı çöpten geri aldı. Mektupla beraber, artık yırtamayacak hale getirene kadar, yırttı. Parçaları avucuna toplayıp çöpe attı. Çantasını alıp evden çıktı.